Dostoyevski, Suç ve Ceza'sında okuyucuya Razumihin aracılığıyla "Evet, belki namuslu bir insansın ama namuslu bir insanım diye övünülür mü hiç? Herkes namuslu olmak zorunda değil midir?" diye seslenir. Belki de onun devrinde öyledir; insan, aç ve sefil olsa da namuslu olmak zorundadır. Suç ve Ceza'dan yaklaşık çeyrek asır sonra Knut Hamsun, Açlık'ı yazdı. Açlık'ta Andreas Tangen "Başkalarından daha namuslu yaşamaya mecbur muydum sanki, sözleşmem mi vardı benim?" diyerek aç insanın namuslu olmayı sorgulamaya başladığını gösterdi. Açlık'tan yaklaşık yarım asır sonra Steinbeck, Bitmeyen Kavga'yı yazdı. "Aç insan kural tanımaz," dedi. Kitabında elma toplayıcılarını örgütleyerek toplumsal namusu başlattı. Aç insan namuslu olmak zorunda hiç değildi artık. Zira toklar tıka basa namussuzlaşmıştı bu devirde. Önce eşitlik, adalet sağlanacak, sonra herkes namuslu olabilecekti. Devrimizde aç ve sefil insanları okuyamıyoruz. Ne dediklerini ne düşündüklerini bilmiyoruz. Onların görmezden gelindiği devirdeyiz. Namus devri, namussuzluk devri, toplumsal namus devri hepsi bitti. Devrimiz toplumsal namussuzluk devri.