Sesli dinlediğim ilk kitap. Keyifliydi. Hüseyin Rahmi'nin gotik edebiyatı ciddiye almaması üzüyor sadece. Let us have fun, sonunda her şeyi mantık çerçevesinde açıklamak zorunda değiliz.
GulyabaniHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202518bin okunma
Reading witcher in english is fascinating. Even though its translated directly from Polish, English sometimes flattens the raw, gritty Slavic wit, but the dark atmosphere still punches through. I love how this book tears down pretty fairy tales. It shows a magical world ruined by ugly human realities such as injustice, racism, and violence. It proves that no matter the universe, human nature always brings the same disgusting problems. Since I’ve played all the games, I didn't have to build this world from scratch. I felt like I was returning home, totally immersed from page one. Plus, every character is so distinct you instantly adopt them. Dandelion, especially, is brilliant, his dramatic bard energy perfectly balances the grim reality. The core of the book for me is Geralt. He acts like a heartless mutant who only kills for coin, forcing himself to believe he has no feelings because society expects him to be cold. But underneath, he is incredibly soft hearted. I related to him deeply. People often call me emotionless too. But I know how much I actually care. When it matters, sometimes I act way more thoughtful and genuinely considerate than the people who constantly brag about how sensitive they are. Like Geralt, being guarded doesn't mean you don't feel. Some dislike that this is just a collection of scattered short stories, but I think it’s the perfect, low pressure gateway into the universe. It’s a fun, easy read that makes you feel both the darkness of the world and the hidden warmth of its hero.
The Last WishAndrzej Sapkowski · Gollancz · 20204,285 okunma
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bu kitabı okurken herkesle aynı şeyi hissetmedim.
Hamnet’i okurken en çok düşündüğüm şey hikâyenin kendisinden çok çevirisiydi.Kitabın konusu zaten uzun zamandır karşıma çıkıyordu. Bu yüzden okumaya başladığımda kendimi hikâyeye bırakmak yerine ister istemez çeviri tercihlerini takip ederken buldum. Özellikle “duygudaşlık”, “flu”, “yenişemiyorlar” gibi bazı kelime seçimleri okuma ritmimi sık sık böldü. Kimi okurlar için oldukça doğal gelebilir ama benim kulağımı tırmalayan kullanımlar oldu.İlginç olan şu ki, bazı bölümlerde dil son derece akıcı ve etkileyiciyken bazı bölümlerde sanki bambaşka bir metin okuyormuşum hissine kapıldım. Hatta yer yer ilk kısmı başka, ikinci kısmı başka biri çevirmiş gibi düşündüm. Noktalama hataları da bu hissi güçlendirdi.Bu yüzden kitabın ilk bölümlerinde karakterlerle duygusal bir bağ kurmakta zorlandım. Sürekli metnin kendisine değil, metnin Türkçesine takılıyordum. Kitap bana biraz fazla “çeviri kokan” bir metin gibi geldi.Fakat yaklaşık bir hafta boyunca elimde süründürdükten sonra bir noktada çeviriyi düşünmeyi bıraktım. Metnin kusurlarıyla uğraşmak yerine hikâyenin içine girmeye karar verdim. İşte o zaman Hamnet’in anlatmak istediği şeye yaklaşabildim.
Sonuç olarak benim için Hamnet kusursuz bir okuma deneyimi olmadı. Ancak çeviriyle yaşadığım mesafeye rağmen yas, aile ve kayıp üzerine anlattıklarıyla aklımda kalan bir kitap oldu.
Həm hekayənin daha da dərinləşməsi, həm də obrazların hisslərinə nəzər salması məni olduqca şad etdi. Bu səbəbdən əslində qiymətim 4.5☆-dur. Lakin burda yarım bal vermək olmur, təəssüf ki.
Obrazımız ölü bir bədənə keçən bir canlı olsa da, artıq insani dəyər və duyğuları anlamağa, iliklərində hiss etməyə başlayıb. Bunu son bölümdə görmək mümkündür. Yoshiki ilə danışanda sevgidən bəhs etməsi elə bunun ən böyük nümunəsidir. O bir hissə sahibdir ki, ona zərər verməkdən çəkinir və beləcə dağlara geri qayıtmaq istəyir. Biz də eynilə Hikaru kimi sevdiklərimiz üçün daha yaxşısı oldusun deyəv ya qorumaq məqsədli özümüzü uzaqlaşdırırıq. Bu nə qədər ağrılı bir prosses olsa da, bəzən edəcək başqa bir seçim şansı qalmır insanın əlində.
-"An' I— well, being with you has been so much fun... I might just be subatitute fer Hikaru but— you've done so much fer me. I love you, Yoshiki. I don't know what this feelin' is, if it's romantic love or platonic love. But no matter what, that's how I feel."—Hikaru
Margaret Atwood'un yere göğe sığdırılamayan başyapıtı(!) Damızlık Kızın Öyküsü, totaliter rejim, toplumsal cinsiyet rolleri ve dinin manipülasyonu gibi konuları odağına alıyor. Yazar, romanda kurguladığı hiçbir dehşet verici uygulamayı sıfırdan uydurmadığını; hepsinin 17. yüzyıl Püriten Amerika'sı veya yakın tarihteki diktatörlükler gibi insanlık geçmişinde zaten yaşandığını belirtiyor.
Kitapta Gilead rejiminin sınıf sistemi, kadınların renk kodlarıyla kategorize edilerek nesneleştirilmesi hatta ana karakterin isminin bile elinden alınarak bir erkeğin mülkü (Of-Fred / Fred-inki) haline getirilmesi gibi düşünceleriyle kitabı çarpıcı kılıyor diyebilirim.
Gelelim kitabın neden şişirildiğini düşünme sebeplerime… Fikirlerin çarpıcı olması, kitabın edebi açıdan kusursuz olduğu anlamına gelmiyor. İşte tam olarak bu noktada, eserin parlatıldığı kadar güçlü olmadığını gösteren ciddi eksiklikler barındırdığını düşünüyorum.
**
Fredinki (Offred) kesinlikle klasik bir distopya kahramanı değil. Bir distopyadan sisteme aktif olarak başkaldıran, güçlü veya karizmatik bir figür beklediğimizde bu kitap büyük bir hayal kırıklığı yaratıyor. Karakterin sadece pasif bir gözlemci gibi olayları yalnızca anlatıyor olmasının sürükleyiciliği ciddi anlamda engellediğini düşünüyorum.
Bana göre edebi bir eserde sarsıcı bir fikir bulmak, işin çok küçük bir dilimini kaplıyor. Kalan büyük bir yüzdelik ise o fikri güçlü karakterlerle, sürükleyici bir olay örgüsüyle ve tatmin edici bir sonla işlemeye kalıyor. Damızlık Kızın Öyküsü iyi bir fikre sahip olmasına rağmen, olay örgüsü ve aksiyon barındırmadığı için bir romandan ziyade uzun bir "durum tasviri" gibi kalıyor. Bu sebeple "Ee, şimdi ne olacak?" beklentisi kitap boyunca cevapsız kalıyor.
**
Ben bir distopya okurken sistemin kökenlerini,