Okuduğum kitapları iki kategoride ele alıyorum;
Okumam gerektiğini düşündüklerim, ki bunlara tüm klasikler ve belli başlı yazarların en meşhur eseleri giriyor, ve gerçekten kendi keyfim için okuduklarım.
The Witcher serisi ikinci kategoriye ait. Tüm oyunlarını severek oynamış (Witcher dünyasını kendi gözünüzle görüp, o dünyada Witcherin kendisi olmak ve canavar avına çıkma duygusunu bir hayal edin) ve oyunlarına aşina olan birisi olarak hayal ve beklenti kırıcı dizisini de izledikten (ilk sezon sadece) sonra seriye geldi sıra. Fransa okumalarıma hız verip Dostoyevski okumalarımı devam etme arzusunda olsam da, Emil kitabı çok ağır yürüdüğünden keyfi okumalara da yer verip başladım merak ve heyecanla.
Son Dilek kitabı yazarın yazıp piyasaya sürdüğü kaçıncı kitap, pek bilmiyorum doğrusu. Ama yayın evi önsözde seriyi Geralt'in hayatının kronolojisine uygun olarak çevirmeyi ve yayımlamayı uygun bulmuş. Bence isabet de olmuş.
İlk bölümde Geralt, Yennefer ve seride belli başlı yerleri olan birçok karakterle tanışıyorsunuz.
Kitapta ismi geçen ve hikayelerde kısmen karşımıza çıkan canavarların kitabın başında alfabetik bir liste halinde kısa da olsa izah edilmesi o dünyaya yabancı olanlar için güzel düşünülmüş bir şey, beğendim.
Witcher dünyasında yabancı olanlar bu dünyada ne bulacak, nasıl bir dünya bende bu kadar hayranlık uyandıran bu dünya?
Kısaca anlatmaya çalışalım:
İnsanlar bir nevi ortaçagda yaşıyorlar, savaşlar kılıç kalkan vs ile yapılıyor, seyahat at ve at arabası üstünde. Siyasi ortam gergin. Kuzeyde ve güneyde diğerini altetmek isteyen iki büyük ülke ve birçok bağımsız şehir devleti ve kale komutanlığı var. İnsanlar haricinde insanlardan genelde nefret eden, onlara tepeden bakan ama aynı zamanda insanlar tarafından da aynı düşmanlıkla karşılanan uzun ömürlü
Bu inceleme, Sapkowski'nin Witcher külliyatının giriş eseri olan Son Dilek hakkında görüşlerimi içermekte: Aşığı olduğumuz bu evrenin yazarı Andrzej Sapkowski, ilk kez 1986’da kaleme almaya başladığı Witcher hikayelerinde gri bir evren kurgulamış. Klasik fantastik edebiyatın çizgisinin aksine, bu evrenin karakterlerini saf iyi ve saf kötü şeklinde keskin çizgilerle ayırmamış. Her karakterin kendi doğruları, yanlışları, geçmişte yaşadıkları acıları ve kendilerince haklı sebepleri var; tıpkı gerçek hayat gibi…
Yazar fantastik edebiyatın kültleşmiş kalıplarını bir güzel yıkıp her şeyi gerçek dünyaya biraz daha yaklaştırmış, bir parça daha inandırıcı kılmış. Bu evrende tüm kötü yaratıkları altında toplayan, zalim bir karanlık efendi ve ona karşı duran erdemli kahramanları da bulamıyoruz: Aksine korkuları, hevesleri ve ihtirasları olan, kendi çıkarlarına göre hareket eden bireyler ve toplumlar var.
İlk bakışta iyi biri olmasını beklediğimiz birinin içinden bir canavar; korkunç bir görünüme sahip bir canlının içindense altın gibi bir kalp çıkabilir. Sapkowski sadece fantastik edebiyatla kalmayıp klasik peri masallarını da çarpıtıp, gerçek dünyanın acımasızlığına buluyor. Burada ormana götürdüğü küçük prensese acıyan iyi yürekli avcılar, hayatının aşkını arayan beyaz atlı prensler de yok. Para hırsı, seks, şehvet, intikam… Gerçek hayattaki her bir pisliği bu diyarlardaki "insanlarda" ve diğer düşünebilen canlılarda görmemiz mümkün. Öyle ki bu masal gerçek dünyada yaşansaydı sahiden de böyle olurdu diyeceksiniz.
Böylesine yozlaşmış bir düzende tüm insani duygularından arındırıldığı söylenen, korumaya çalıştığı kişiler tarafından sıklıkla hor görülen, hatta kovulup dışlanan Rivialı Geralt’ın, canavarları öldürmesi için yetiştirilmiş bir mutantın, erdemli bir insan gibi
Son Dilek
Andrzej Sapkowski
21 Haziran 1948 doğumlu Polonyalı bir fantastik roman yazarı. En çok kitap dizisi The Witcher ile tanınmaktadır. Kitapları 20'den fazla dile çevrilmiştir.
Sapkowski, yazmaya başlamadan önce bir dış ticaret şirketinin üst düzey satış temsilcisi olarak çalıştı. Edebi kariyerine, özellikle bilimkurgu çevirmeni olarak başladı. Polonya bilim kurgu ve fantezi dergisi Fantastyka tarafından bir yarışmaya katılmak için ilk kısa öyküsü "The Witcher" ("Wiedźmin", bir hevesle "The Hexer" veya "Spellmaker") yazdığını söyledi. Bir röportajda, o zaman bir iş adamı olmanın ve böylece pazarlamaya aşina olmanın nasıl satılacağını bildiğini ve gerçekten de 3'üncülük ödülünü kazandığını söyledi. Hikâye 1986 yılında Fantastyka'da yayınlandı ve hem okuyucular hem de eleştirmenler tarafından iyi bir reaksiyon aldı. Sapkowski, üç kısa öykü koleksiyonu ve beş romandan oluşan "The Witcher" dünyasına dayanan bir masal döngüsü yarattı. Bu döngü ve diğer eserleri onu 1990'larda Polonya'nın en tanınmış fantastik yazarlarından biri haline getirdi.
2001 yılında, Witcher döngüsüne dayanan bir televizyon dizisi Polonya'da ve uluslararası alanda Wiedźmin (The Hexer) adıyla yayınlandı. Aynı diziye sahip bir film televizyon dizilerinden alıntılardan derlenmiş, ancak ikisi de eleştiri ve gişe başarısızlıkları olmuştur.
Polonyalı oyun geliştiricisi CD Projekt Red, The Witcher evrenine dayanan bir rol yapma oyunu serisi oluşturdu. The Witcher adlı ilk oyun ilk olarak Ekim 2007'de piyasaya sürüldü. Devam oyunu The Witcher 2: Assassins of Kings 2011'de piyasaya sürüldü. Üçlemedeki üçüncü oyun olan The Witcher 3: Wild Hunt ise Mayıs 2015'te piyasaya sürüldü.
Mayıs 2017'de Netflix, kitap serisinin İngilizce uyarlaması olan The Witcher'ı duyurdu. Witcher televizyon dizisinin
Eh dizisi çıkınca, bunca zamandır beklettiğimiz seriler, okuma listelerimizi yıkıp, bodoslama dalıyor hayatımıza :)) ama olsun ;)
Bu kitap serisinin incelemelerinde şuna dikkat etmek lazım.
1.si Witcher oyununu oynamış mı?
2.si dizisini izlemiş mi?
3.sü kitap serisini okumuş mu?
Her kategorideki kişi farklı bir yorum getiriyor, aşırı subjektifler. Ben önyargısız ve aşırı beklentiye girmeden başladım.
Öncelikle oyunlarını oynamadım, bu bir :)
Dizisini 4 bölüm izleyip, kitabına geçtim. Sanırım aldığım en doğru karardı ;)
(Dizi 8 bölüm ve ilk 2 kitabı kapsıyor not düşeyim.)
Serinin ilk 2 kitabı novella şeklinde, 3. Kitap ile seri gerçek anlamda başlıyor.
Dizisini birkaç bölüm izlemiş olmak çok daha kolaylaştırdı. Zira ilk iki kitap, evrenden öyküler şeklinde ilerliyor, ve bir geçmiş zaman bir gelecek zaman şeklinde bir keşmekeş var, duvara boş boş bakabilirsiniz.. Rahat olun sizden çok var :)
Dizisi de keza karmaşık geliyor başta, ama kitapla bir arada giderseniz çok daha iyi olur.
Diziyi de oldukça beğendim, netflix sonunda efektlerin hakkını verdiği bir fantastik dizi yapabildi :) alkış.
Kitabın dili sade, akıcı. Lakin şöyle bir durum var.
Kitabın orjinal dili Lehçe, ve Pegasus bunu çevirirken direkt Türkçeye çevrilmesine müsaade etmemişler.
Almancaya çevrildikten sonra Türkçeye çevrildiği için, (suyunun suyu yani) edebi anlamda pek süslü bir dil beklemeyin. Eminim orjinalinden çevrilse daha lezzetli olurmuş. Bu da eh idare eder..
Vesselam, fantastik severlere öneririm ;)
Rivyalı Geralt karakterine de Henry Cavill cukk oturmuş be (:
Okuyun, izleyin... Tebrikss Andrzej Sapkowski
Bu kitap tipik anlatım şeklinin dışına çıkıyordu biraz. Sanki çocuk masallarının yetişkin versiyonu gibiydi. Ya da ilginç bir şekilde ozanın dilinden anlatılmış gibi. Kitapta da bir ozan olması bu işi epey bir ironik hale getiriyor doğrusu (人 •͈ᴗ•͈) Okurken şaşırdım açıkçası, ana karakterlerin farklı bir yönünü görmüş oldum ki aslında orijinali de kitaptaki halleriydi ama hep gördüğüm ve alıştığım Witcher'dan çok uzaktı. Bu da diyaloglardan kaynaklanıyordu. Ciddiyetten uzak, yakarış şeklinde ya da sürekli agresif cümleleriyle gülmedim değil.
İnsan olmayan ve insanlığa olan hayranlığı ile ana karakterimiz Rivialı Geralt namı diğer "Witcher" bildiğimiz halkın kahramanı imajı oluşturuyor. Nerede yaratık orada Geralt. Witcher'ın para kazanmak için bitmek bilmez yaratık avlarının yanısıra hikayenin ana konusunun nasıl başladığını, diğer önemli karakterlerle nasıl tanıştığını da okumuş oldum.
Kitabın tek bir sorunu var, Witcher evrenini, oyunlarını ya da dizisini yakından uzaktan bilmeyen biri için kitabın cazibesinin olduğunu söyleyemem çünkü bölüm sonunda kritik olaylar oluyor ama çok üzerinde durulmamış bu yüzden pek bir heyecanı yoktu. Halbuki ilerdeki tüm kitaplar boyunca bu olayların etkisini göreceğiz. ┐(‘~`;)┌ Witcher'ı hiç duymamış birinin bunları kaçırmasını istemezdim doğrusu. Ama bunu ilk kitabın sadeliğine yorarak fazla üstünde durmak istemiyorum ne de olsa uzun bir seri ve illa ki daha ayrıntılı işlenecektir diye umut ediyorum.
Puntolar kocaman, bölümler aşırı uzun ama yalın anlatımı ve kolay anlaşılabilirliği nedeniyle çok hızlı okunabilen bir kitaptı. Ama açık konuşayım Witcher evreni hakkında en ufak bir bilgim yok ama yine de okumak istiyorum derseniz çok kafa yormadan okuyun ki tavsiye etmem, bunun tersi bir durumdaysanız kesinlikle
"İnsanlar," Geralt başını karşı yöne çevirdi, "canavar ve canavar hikâyeleri uydurmayı severler. Bunu yaptıkları zaman kendi canavarlıklarını görmezler."
Oyunlarıyla ünlü Witcher evrenine Witcher 3 ile adım atarak başlamıştım. Daha sonra önce kitapları okumuş olmak adına oyuna ara verdim. Doğru şeyi yaptığını görüyorum çünkü bu şekilde hem seriye daha çok ısınmış olacağım hem de hakkında bir şeyler bilerek oyuna başlamış olacağım, diğer türlü geçmişte yaşanan olayları araştırarak ilerlemem gerekecekti.
Normalde bu kadar hızlı kitap okuyabilen biri değilimdir ki 400 sayfalık bir kitap iki günde bitsin. Belki kısa hikayelerden oluşmasından dolayıdır bana aşırı akıcı geldi. Geralt'ın birbirinden farklı mekanlarda yaşadığı olaylar, öldürdüğü canavarlar ve tanıştığı -serinin ilerleyen zamanında önemli bir yere sahip olacak- kişiler kitabın bütününü oluşturuyor. En sevdiğim hikâye Bedel Meselesi oldu. Mantığın Sesi zaten temel hikâyeydi. Diğer hikayeler ondan önce geçiyor. Bir nevi geriye dönüş tekniğiyle yaşanmış olaylara diğer hikayelerle göz atıyoruz. Daha sonrasındaysa Son Dilek geliyor. Yakındığım bir nokta var sadece Geralt'ın Yennefer'a bu kadar çabuk ve kolay kapılması benim sinirimi bozdu. Sürekli mantığın sesini dinleyen witcherımızın konu Yen'e gelince aklı tutuluyor. Geralt silkelen kendine gel kadın sana naptırdı senin istediğin şeye bak.
Sonuç olarak serinin sunduğu geniş evren, karakter çeşitliliği özellikle de canavarların bir çok türden oluşması kitaba canlılık katmış, epik bir hava vermiş. Kesinlikle önerimdir!!
“Witcher serisi, ilgimi en çok çeken ve hak ettiği değeri görmesi gereken serilerden biri. Oyununu büyük bir zevkle bitirdikten sonra kitapları da edinip seriye ilk kitaptan başladım. Zaten baştan beri ilgimi çeken bir evren olduğu için Son Dilek adeta su gibi akıp gitti. Sürükleyici anlatımı, etkileyici betimlemeleri ve güçlü atmosferi sayesinde okurken olayları adeta yaşadığınızı hissediyorsunuz. Eğer fantastik edebiyatı seviyorsanız, bu kitap ve seri kesinlikle kaçırmamanız gereken bir deneyim.”
Uyarlamanın kaynağı olan materyalleri ön sıraya koyma alışkanlığım olduğundan, The Witcher oyunlarını oynamadım, hepsinin Steam kütüphanemde hazır bir şekilde beklemesine rağmen. Çıkan üç oyunun kitaplardan sonrasını anlattığını biliyorum, ayrıca kitabın keyfini kaçıracak spoiler da vermiyor. Fakat önceliğin yine orijinalini ortaya çıkaran zihinden akanlara vermek gerektiğini düşünüyorum. Zaten serinin çevrilecek daha çok kitabı var, bu gidişle oyunları araya sıkıştıracağım.
Sapkowski'nin dünyası ve karakterleri son derece orijinal. Alışılmışın dışında bir fantastik roman okuduğunuzu daha ilk satırlardan fark etmeniz mümkün. Karakterlerin yaratılmasına fazla önem verilmesi aynı zamanda her karakterin de benzer renkler taşıması, eserin derin atmosferini destekler nitelikte.
Ayrıca kitabımız, net bir konu üzerinden ilerlemiyor. Elbette, The Witcher'ın bir hikayesi var ve bu hikaye genel olarak Geralt ve onun karşılaştığı hayatların çevresinde dönüyor. Bu hayatlarla her bölümde karşılaşıyoruz. Her ayrı bölüm bizlere yepyeni ve derinlikli karakterler kazandırıyor. Ne kadar karakter tanırsak, ana karakterimiz Geralt hakkında da o kadar bilgi sahibi oluyoruz. Yan karakterlerin çeşitliliği, ana karakterin tanıtılmasında büyük rol oynuyor.
Birbirinden az da olsa bağımsız olan bölümler kesinlikle kafa karıştırıcı değil. Bölümler hızla akarken bir bakıyorsunuz ki The Witcher dünyasına kendinizi kaptırmışsınız ve çoğu şeyi artık biliyorsunuz. Diyaloglar ve insani ilişkiler kitapta kendine fazlasıyla yer bulduğundan fantastik eserlere yabancılık çekenlerin de işlenen konuya alışmaları rahat oluyor.
Sapkowski'nin yazım tekniği son derece akıcı ve estetik. Karakterlerine kurdurduğu diyaloglarda barındırdığı kaa mizahı oldukça etkileyici. Kısacası Son Dilek -ve muhtemelen serinin
Bu güzel kitabın kitap yorumunu yapmaya başlayalım.
Kitap genel olarak çok güzeldi.Bazı insanlar ayrı ayrı hikaye okumanın yorucu olduğundan ,kitabın akıcı olmadığından falan söz etmiş ama ben bu fikre kesinlikle katılmıyorum.
Bence ayrı ayrı hikaye olması kitaba güzel bir hava katmış ve kesinlikle akıcıydı .Bir oturuşta rahatlıkla en az 50 syf okursunuz.
Kitabın içeriğine gelirsek ilk sayfaya geldiğinizde direk olayın içerisine giriyosunuz ve bu (pek iç açıcı olmayan bir olay :) İlk sayfayı okuduğunuzda" noluyo ya" diyebilirsiniz normal karşılarım . Kitapta bazı insanlar var onlara o kadar sinir oldum ki .Neymiş witcher bir kiralık katil .Tam tersine o sizi rahatsız eden ,sizi öldürebilecek yaratikları öldürüyo.Sizin uğraşamadığınız yaratıkları.Witcher karakterine gelirsek tek kelime ile BAYILDIM.
Özünde o kadar iyi bir insan ki ,sevdiği insan için yapmayacağı hiç bir şey yok .Bunu kitapta Dandelion için yaptıklarında görebiliriz .Akıllılığı,hazırcevaplığı bide bence gayet kibar. Onda sorun yok valla siz adamın sabrını sınıyosunuz adam ne yapsın hatta iyi bile dayanıyo . Sanırım bide Bedel Meselesi diye bir hikaye vardı içinde ve sonunu tam öğrenecekken hikaye bitiyo ve sonu çözemiyorsunuz .Sırf devamını öğrenmek için 2.kitabada baktım ordada yok. Jennıfer ablamızı da öğrendik ama içimden bir ses onun hikayesi daha bitmedi diyor. Diğer bayıldığım karakterler Nenneke ve Dandelion oldu.Dandelion samimi birazda tuaf bir karakterdi ama sevdim. Nenneke 'yi sevme nedenimi tam olarak bilmesemde onuda sevdim .Bu kitabı okuyanlara şimdiden iyi okumalar(◕ᴗ◕✿)
Bu yorumcağızında sonuna gelmiş bulunmaktayım.
Kitapla kalın sevgili okurlar。◕‿◕。
Sadece oyunlarını oynadığım için merak edip okuduğum kitap. Kitapta daha çok ana görevleri değil de yan görevleri oynuyormuş gibi hissettim. Kafa dağıtmak veya zaman geçirmek için okunabilir.
Sapkowski, Łódź Üniversitesi'nde ekonomi okudu ve yazıya geçmeden önce, bir dış ticaret şirketi için kıdemli bir satış temsilcisi olarak çalıştı. Edebi kariyerine özellikle bilimkurgu çevirmen olarak başladı. Polonyalı bilimkurgu ve fantezi dergisi Fantastyka tarafından bir yarışmaya girmek için ilk kısa öyküsünü, "The Witcher" ("Wiedźmin", ayrıca "The Hexer" ya da "Yazım denetçisini" tercüme etti) yazdığını söylüyor. Pazarlama konusunda uzman olan [citation needed], nasıl satılacağını bildiğini söylüyor ve gerçekten de 3.lük ödülünü kazandı. Hikaye 1986 yılında Fantastyka'da yayınlandı ve okuyucular ve eleştirmenler tarafından büyük ölçüde başarılı oldu. Sapkowski, "Witcher" dünyasına dayanan ve üç kısa öykü ve beş roman koleksiyonundan oluşan bir masal masası yarattı. Bu devir ve diğer pek çok eseri onu 1990'lı yıllarda Polonya'da en tanınmış fantezi yazarlarından biri yapmıştır.
"The Witcher" ın ana karakteri, çocukluktan beri canavarları avlamak ve yok etmek için eğitilmiş mutant bir avcı olan Geralt'tır. Geralt, ahlaki açıdan belirsiz bir evrende varolduğu halde kendi tutarlı etik kurallarını korumayı başarır. Aynı zamanda alaycı ve asil olan Geralt, Raymond Chandler'in imza karakteri Philip Marlowe ile kıyaslandı. Bu maceraların yapıldığı dünya, Slav mitolojisinden büyük ölçüde etkileniyor.
Sapkowski, kısa öyküler "Mniejsze zło" ("Lesser Evil") (1990), "Miecz przeznaczenia" ("Kılıç Kuşu") (1992) ve "Wux po bombie" ("In") kısa öykülerinde üç olmak üzere beş Zajdel Ödülü kazandı. Bir Bomba Krater ") (1993) ve ikisi romanlar için Krew elfów (Elfler Kan) (1994) ve Narrenturm (2002). Aynı zamanda 2003'te The Last Wish için en iyi antoloji olan Ignotus Ödülü'nü ve aynı yıl en iyi yabancı kısa öykü olan Muzykanci'yi (Müzisyenler) kazanmıştır. 2003 yılında Roman Narrenturm için Polonya'nın en prestijli edebiyat ödüllerinden biri olan Nike Ödülü'ne aday gösterildi.
Sapkowski, 1997'de, uluslararası başarı için güçlü umutları olan sanatçılara yıllık olarak verilen prestijli Polityka'nın Pasaport ödülünü kazandı.
2008 yılından beri Łódź şehrinden onur vatandaşı oldu.
2012 yılında Sapkowski, Kültür Başarı Madalyası - Gloria Artis'e layık görüldü.