AHAHAHAH Sevirəm də bu kitabı
- Mimifos, bəs bu dünyada ən çox xoşuna gələn nədir? - Ən çox çörəyi sevirəm. Ah, onu çox sevirəm! İsti olsun, bir də əgər buğda çörəyidirsə!.. Hə, çovdar çörəyini də sevirəm! Sonra - çaxır. Daha sonra isə - yuxu. - Bəs qadın? - Fuu! Yemək, içmək və yatmaq - bax bu, işdir! Qalanı isə - cəfəngiyyatdır! - Bəs dul qadın? - Onu iblis aparsın! Ondan uzaq dur!
Edebiyat
Gecenin lacivertle dans ettiği bir anda sokağa bir masa atılır, masaya bir örtü (panda desenli), şişeler sıralanır, bardaklar hizaya sokulur, özel hazırlanmış bir salata masanın ortasına gömülür. Masanın etrafı kalabalıklaşır, marangozlar, mimarlar, şairler, ressamlar, tornacılar, motorcular, reklamcılar, karikatüristler ve geceye ayrı bir anlam katan kilitçiler, sinirli ama sakin o soruyu, yüzyılların sorusunu masaya sorarlar: - Yok mu bi şey!!! - Dönüyor mu? - İçerde yapıyorlar!!! - Yapışıyor mu? - Harman mısın? Bir tabakta bir sigara gelir, palamut gibi yatmaktadır köftehor!! – Lakerda zannedersin hayatı. Sigarayı en yaşlı, en titrek tip yakar; keyfi yerine gelir. Sigaranın yanmayan yerlerine bir kibrit gezdirip birkaç saniye elinde tuttuktan sonra, sağ taraftan sigarayı gezmeye gönderir. -Füüü-füüü- füü. Sigara masada dudaklardan dudaklara belli bir ahenk içerisinde döner unutma, dört ayak bir ahenktir! Varoluş denen hummalı süreçten uzaklaşıp doğanın kendi düşsel mantığına geçilir. (Soğut beni/Mest edeyim seni)
Sayfa 46 - Can Yayınları, 5. Basım
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
O yıllarda gencecik, çıtı pıtı bir kız olan teyzem, bizde kalmasından en çok hoşlandığım misafirdi. Misafir de sayılmazdı aslında, çünkü kışın zaten bizde kalırdı ama yazları uzun süre ayağını karadan kesmekten pek hoşlanmazdı. Adalık ruhu yoktu onda. “Benim bir ayağım karada olmalı,” diyenlerdendi. Ancak büyüyünce öğrendim ki gerçek adalı, kendini adada daha güvende hissedendir. Benim gibi… Vapurlar biter, iskelenin ışıkları söner… Evindesin, güvendesin… Tüm ada evindir… Senindir. Bilmem ki, bu duygu da mı eskilerde kaldı acaba? Teyzemle kol kola ada sokaklarında salınmak pek hoşuma giderdi. O bana hiç çocukmuşum gibi davranmadığından olacak, kendimi genç kız gibi hisseder, bir parmak boyuma bakmadan delikanlılara göz süzerdim. Teyzem de hoş kadındı, delikanlılar bize baktıkça dört köşe olurdum keyiften. O eve taşınınca, iki kumaların çocuklarıyla biraz daha sıkı fıkı olmuştuk artık. Evlerimiz neredeyse yan yana sayılırdı. Babam hepimizi doldurur tekneye, Heybeli’nin Çamlimanı’na götürürdü yüzmeye. Sonra da dönüşte poyraz patlamamışsa, ada turları yapardık. Kaşık, Heybeli, Burgaz, Büyükada turları… Havanın durumuna göre binde bir Kınalıada’ya veya Sivri’ye… Medeni Bey’in evindeki ilk çocukluktan gençlik yıllarımıza kadar, babamın ta Kaşıkadası’nın önünden salıverdiği “Fii fuu-fii fuu” ıslığı ki “Hazırlanın tekneyle denize çıkıyoruz,” demekti, hep keyif ve heyecanla beklediğimiz bir ses olmuştur. Öyle günlerden birinde, hiç unutmadığım, asla açıklanamayacak oldukça ilginç ve de garip bir olay yaşamıştık. Heybeli’nin açıklarındayken arkadaşımız Yeğsapet-Nono, ıslak mayosuyla sandalın kenarında duran naylona sarılı babamın hiç yanından ayırmadığı motor ehliyetinin üzerine oturuyor. Ehliyet poposuna yapışıyor. Sonra küpeşteye dayandığı bir anda
Alıntı
Fuu hiii çenn
aynalar dedin mi her yanda takım takım fu hi çen dedin mi tut ki memleket hastası hele şu fransız kızı ne halt edecek bakalım fu hi çen'in sevdalısı bir tıbbıye talebesi memleket başka şey öpüşmek başka şey
Fuu
Sordum: Bir kadın vücudunu istediği gibi kullanamaz mı? Sordum: İki bin yıl sonra niye hala aynı savaşı veriyoruz biz?
Bitiş Düdüğü (fffüü füü füüü)
Bütün dünya ile dayanışmanın soylu bir amaç olduğunu hiç kimse yadsımıyor. Bunu gerçekten sırtlananı ve başarabileni kutlamak gerekir. Fakat daima sonsuz iyiliği savunma isteminin, günlük barbarlıkla nasıl kolayca içiçe olabildiğini kendi ülkemize baktığımızda görüyoruz. Örneğin, adam döven ve insan yakan Alman çeteleri gece gündüz korku ve dehşet saçtıkça, barışın teminatı ve insan hakları savunucusu olarak sahneye çıkmak bir Almana yakışmıyor. Keşmir sorununda bir şey yapamayız; Sünniler ile Şiiler, Tamiller ile Sinhaliler 27 arasındaki kavgayı pek anlamıyoruz; Angola’nın ne olacağına öncelikle Angolalılar karar vermelidir. Ve birbirine düşmüş Boşnakların arasını bulmadan önce kendi ülkemizdeki iç savaşı sona erdirmeliyiz. Almanlar için şu geçerli olmalıdır: önceliğimiz Somali değil, Hoyerswerda ve Rostock, Mölln ve Solingen’dir. Elimizdeki olanaklar bunun için yeterlidir, bunu herkesten bekleyebiliriz, bundan hepimiz sorumluyuz. Fakat ille Alman olarak gerekmiyor. Ve Hic Rhodus, hic salta! First things first’ ün 28 ne anlama geldiğini bilmek için de İngilizce ya da Latince bilmek gerekmiyor. Her yerde, herkesin kapısının önünde yangın var.
Siyaset