G : “Oni yalniz mi göndereysun?”
K : "Yalnız tatile gitmesinin ne mahsuru var?”
G : “Kız tarafunda bir sorun yok, tüm sorun sendedur.”
K : “Ne diyorsun lan sen yine?”
G : “Ne işler çevirduğuni merak edeyim. Sen bu kuş olmayinca nefes bile almayi unutaysun. Şimdi kalkmış oni tatile göndereysun, hem de yalniz. De bakayim bağa, ne geçiyor o kafanda?”
Her seçkin insan içgüdüsel olarak kendi kalesine ve mahremiyetine: kalabalıktan, çokluktan, çoğunluktan k u r t u l d u ğ u, "insan" kuralını — onun bir istisnası olarak— unutabildiği yere çekilmek ister:
Düzgün konuşmayı, doğru telaffuzu çok önemserdi, diksiyon dersi verebilecek kadar güzel konuşurdu. İnce okunan k'ler, g'ler, uzun okunan a'lar i'ler hassaslık alanıydı. Başkalarının konuşma hatalarını düzeltmemek için kendini tuttuğunu sımsıkı kapanan dudaklarından anlardım ama öğrencilerinin ya da benim yanlışlarımızı ânında ve sertçe düzeltirdi. Kâinata kainat, oksijene okşizen, hayatımıza cep telefonu girdikten sonra da şarja şarz diyen biri ağzıyla kuş tutsa annemin saygısını kazanamazdı.