Farklı tercihlere ve farklı fikirlere dair iki ayrı dünya inşa eden karakterleri bir araya getiren bir his vardı kitapta: " aniden tüm hayata müdahil olan hızlı değişimlere alışmakta yaşanan zorlanma hissi."
Sanki hep bu değişimin içinde doğmuş gibi yaşayan Sitare'nin anlamlandırmaya çalıştığı ruhsal boşluk işte bu zorlanışın emaresiydi.
Ve Gül Yetiştiren Adam... Kimliğe yeni bir elbise giydirerek, benliği topyekün değiştirmenin sadece bir kandırmaca olduğunun bilinciyle çevresinde olup biten şeyleri protesto ediyordu evinde. Gül yetiştiriyordu ve gülden yayılan rayihanın mekanikleşen bu yeni hayata hala "özünü bulabilme" ümidini vereceğine inanıyordu belki de.
Rasim Özdenören'in fikirlerini farklı bir biçimde okuma fırsatı buldum bu güzel kitapta. Okuduğum bir deneme türünden bir metin değildi; ama tamamen Rasim Özdenören'di.
Bizi ifade etmeyen ithal yaşamların üzerimizde ne kadar eğreti durduğunu sarsıcı bir şekilde anlatmış. Ve dahi bu ithal yaşamların içinde kendimizi nasıl hissettiğimizi de.
Mutlaka okunması gereken güzide eserlerden.
"Bir iddiaya söyleyen kişi üzerinden karşı çıkmak, adam karalama (ad hominem) saldırısıdır.
Liseyi bile bitirmemiş birinin, eğitim politikaları hakkında söyledikleri ne kadar doğru olabilir?
Adam karalamanın pek çok türü vardır. Mesela "Tu Kaka" safsatası, bir eleştiriyi eleştirene yönlendirerek yapılır:
A: Sigarayı bırakmalısın, ciğerlerin çok zarar görmüş.
B: Kendin sigara içtiğin halde benden sigarayı bırakmamı nasıl istiyorsun?