Ekseninden sapmış bir dünya karşısında bir avunma, bir protesto belki, ama artık böyle değil, benim dünyam böyle değil ve yazgının yaşamlarımızı yönettiğini söyleyen insanlara hiç tahammül edemem. Sızlanırlar, ellerini ovuştururlar,şevkat beklerler. Bence yaşamlarımızı biz kendimiz yaratıyoruz, en azından ben kendi yaşamımı yarattım, ne kadar değerli bir yaşamdır bilemem, bütün sorumluluğuda kendi üzerime alıyorum.
Bazı zamanlarda ve belirli koşullar altında, kişiler hemen hemen tamamen bağımsız olabilirler. Bir insan kendi kendine yaşayabilir ve mevkiine dair hiçbir endişe taşımayabilir ama hiçbir canlı türü, diğeriyle karşılıklı bir etkileşim kurmadan yaşayamaz. Bunun bedelini, ölümden daha nihai bir sonla öder ki bu da neslinin tükenmesidir. Diğer taraftan, kişinin tamamıyla grubun emirlerine uymak zorunda kalması da en az diğeri kadar yıkıcıdır. Yaşam ne durağan, ne de değişmezdir. Bireysellik olmadan değişiklik ve uyum olamaz; köklü değişikliklere uğrayan yeryüzünde, uyum sağlayamayan bütün türler bu korkunç sona mahkûm olur.
Zulmün zulüm olduğu hem kurbanın kendisi hem de zulmeden tarafından, yapılanlardan az çok haberdar olan herkes tarafından bilinir. Zulmün bahanesi veya hafifletici sebepleri olmaz. Zulüm asla geçmişi dengelemez, geçmişte yapılmış hataları telafi etmez. Zulüm gelecekteki zulmün yolunu açar, o kadar. Kendi kendini sürdürür... barbarca bir ensest şeklidir. Zulmeden herkes, bunun yol açacağı zulümlerin sorumlusudur.