Bir at, ne zaman üzerine binilmeye çalışılsa deli gibi davranıyorsa bakımı özenle yapılır, en yumuşak sargılar, en iyi süvariler, en seçkin yemlerden verilir, ve çok sabırlı bir muameleyle karşılaşır. Oysa bir binici bir kabahat işlese derhal bit pire kaynayan bir kafese tıkılır, yemek verilmez ve bileklerine demir prangalar vurulur. Bu ayrımın sebebi, at yalnızca hayvanların ampirik âleminin bir ferdiyken, süvarinin mantık ve ahlâk âlemine mensup olmasıdır. Bu anlamda insan, zihnî ve ahlâkî nitelikleriyle kanuna aykırı davranıp suç işleyecek durumda olduğundan hayvanın ve -şunu da eklemek lazım ki bir akıl hastasının da- önüne geçer; yani insanı, ahlâklı insan mertebesine yükselten onun ceza alabilme vasfı olduğuna göre, hukukçunun bu vasfa sıkı sıkıya sarılması anlaşılır bir durumdur.