Seni,senden de yakın,yalnız ben tanıyorum,
Sana,seni en sıcak bir ben anlatıyorum.
Kimse varamaz senin ben kadar yakınına;
Çok zamanlar kendimi sanki sen sanıyorum.
Ölüm Tanrıları'nın,ölmesini istedikleri insanların adını yazdıkları Ölüm Defteri dünyamıza düşünce zeki bir lise öğrencisi olan Light'ın eline geçiyor. Light,deftere ismi yazılan kim olursa olsun öldüğünü öğrenince kolları sıvayıp onu kötülüğü yok etmek için kullanmaya başlıyor. Tabii bununla birlikte bütün dünyayı ayağa kaldıran olaylar silsilesi başlamış oluyor. Yorumuma gelirsek,beni ilk şaşırtan resimde korkunç görünmesine rağmen oldukça sevecen(bana göre) çıkan Ölüm Tanrısı Ryuk oldu. Yani insan isminden ve görüntüsünden dolayı ister istemez kalpsiz bir canavar tarzı karakter bekliyor. Light'ın kendini beğenmiş tavırları ve zekasını kullanması benim çok hoşuma gitti. Zekiysen övünceksin alçak gönüllülüğe gerek yok! Ayrıca kurgudaki ölüm sahneleri çok güzel ve şaşırtıcı bir şekilde kurgulanmıştı. Resimli olmasından çok kurgusundan dolayı akıp gittiğini düşünüyorum.İlginç olan başka bir nokta ise mangaların tersten başlaması ve sağdan sola doğru okunması. Üzerinde çok tartışılacak bir kitap değil. Gerek kurgusu,gerek se karakterleri ve yaratılan dünyayla oldukça tatmin edici bulduğumu söyleyebilirim.Takeşi Obata'nın çizimlerinden bahsetmiyorum bile hiçbir detayı atlamadan ustaca reamedilmişti.Çok kısa sürede bitirdim ve serinin diğer kitaplarını hemeeen is-ti-yor-um!
Meşhur Uçurtma Avcısını sonunda okuma fırsatı buldum. Aslında uzun zamandır ertelememin sebebi arka kapakta yazan tarih-siyaset ikilisini barındırmasıydı ve bu tarz kitaplar pek bana hitap etmiyor. Ama okuduktan sonra inanılmaz beğendim. Kitap Kabil'de yaşayan zengin bir adamın oğlu olan Emir ve hizmetkarının oğlu olan Hasan'la arkadaşlıkları üzerine kurulu. Bir insan,diğerini ne kadar çok sevebilir sorusunun cevabını görüyoruz özetle kitapta. Dili inanılmaz derecede basit olmasına ve süslü anlatımdan,betimlemeden uzak durmasına rağmen kitapta anlatılan her bir duyguyu hissediyorsunuz. Yeri geldiğinden Hasan'ın saflığına,iyiliğine gülümserken yeri geldiğinde Emir'in yaptıklarına kızıp daha sonra olan olaylara üzülebiliyorsunuz. Yani kolay kolay kimsenin hissiz okuyabileceği bir kitap değil mutlaka size bir şeyler hissettirecektir. Kitabın kapağını açmadan önce tahmin ettiğim gibi olay örgüsünü tarihe ve siyasete boğmamış yazar. Onun yerine Afganistan'ın kültürünü,günlük yaşamını,uçurtma yarışlarını ve iki çocuğun dostluğunu anlatmış. Ayrıca durgun ilerleyen bir kitap olmasına rağmen olay örgüsüyle ve hiç beklemediğiniz ters köşelerle sizi şaşırtabiliyor. Öyle aksiyon,heyecan yüklü bir şeyler ağır basmasa da bunaltmıyor okurken,akıp gidiyor sayfalar. Sanki gerçek yaşanmış bir olaya gözlerinizle tanık olmak gibiydi bu kitabı okumak. Daha fazla beklemeden okumanızı tavsiye ederim.
1500lü yılların İngilteresinde cadı ve büyücüleri ölüme mahkum eden 13.yazıt ve bu yazıta rağmen yasaklara uymayan kişileri yakalayan cadı avcıları vardır. Elizabeth Grey de onlardan biridir. Hayatını cadı avcılığı yaparak geçirmesine rağmen bir gün cadılıkla suçlanır ve o da ölüme mahkum edilir ama yardımına yetişen insan bir büyücü olunca olaylar başlar.Fantastik kurgu hastası biri olarak bu kitapta en sevdiğim kısım vampir,kurtadam,melek gibi yıllardır tanıdık olduğumuz varlıklar değilde büyücüler,hayaletler,hortlaklar,kahinler ve cinler gibi varlığının gerçek hayatta daha çok inanıldığı varlıklara yer verilmesiydi. Hem böylece doğa üstü görünmeyen varlıkların işlenmesininde başarılı olabileceğini görmüş oldum. Neden bilmiyorum bu kitabı inanılmaz bir şekilde Grisha serisine benzettim. Yakın arkadaşı dışında hiçbir kimsesi olmayan yetim bir kız,sarayda verilen balolar,aşk üçgeni,neredeyse aynı şekilde ortaya çıkan ters köşeler,kendini sıradan sanan bir kızın gelişmesi,Nikolai ve George'un karakterlerinin benzerliği ve düşmanın en yakınındaki kişi olması. Ki bu benim için bir eksi değildi çünkü Grisha serisini çok severim. Cadı Avcısı o kadar akıcıydı ki anlatamam. Bir an bile sıkıldığımı hatırlamıyorum okurken. Söylemem gereken bir başka şey de kitabın olaya direk girmesi ve bazı olayları aceleye getirmesi. Kitabın anlaşılmasını zorlaştırmıyor ama yine de bazı kısımların ayrıntılı olması gerektiğini düşünüyorum. Ve evet kızlar hepimiz John'dan çok hoşlandık Her zaman ki klişe romantik,kör kütük aşık erkeklerden biri de olsa yine de insanın hoşuna gitmiyor değil tabi ki.Ama ben George'u daha çok sevdim. Genel olarak insanı aşırı derecede irite eden sinir bozucu bir karakter yoktu bu yüzden umuyorum ki yazar ikinci kitapta kötü karakter üzerinde biraz daha