Çeviri kurbanı. Hak ettiği çeviriyle kaleme alınmış olsaydı etkileyici bir masal, belki de destan olurdu gözümde. Yvaine, bu gece ben de başımı senin için göklere dikeceğim.
Yıldız TozuNeil Gaiman · İthaki Yayınları · 20121,480 okunma
Hayatın tüm renklerine, heyecanlarına ve insan sıcaklığına karşı tamamen hissizleşmiş, aristokrat bir burjuvanın tek bir gecede yaşadığı o sarsıcı uyanış. Rastlantısal bir suç eyleminin ardından, ruhundaki o donmuş buz kalıplarının kırılışını ve insanı, sokağı, hayatı ilk kez gerçekten keşfedişini hayranlıkla izliyorsunuz. Stefan Zweig, o zarif üslubuyla bir insanın kendi konforlu zindanından çıkıp hayata karışmasının, yeniden doğmasının o muazzam coşkusunu ve hafifliğini kalbinize işliyor.
Olağanüstü Bir GeceStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2023171,6bin okunma
"Düşümde düşüme girdin dün gece..."
Az önce rüyamda Âkif hoca bana mesaj atmış, Seren hanım bu kez vize notlarını görerek not giriyorum diye. Ama ben uyudum, o zaman bu rüya diyerek uyandım. Çünkü nöbeti devredip uyudum. Bugün girerim dediyse girer dedim ben size. Çünkü Âkif king. O kadar.
Can özümden besmeleyi çekende ; böyle iki yıl. Dosta Doğru şiirler. Hadi başlayalım.
R.Ç:
Hocalarım
Kuran notu girilmiş
O.Y:
Hadi bakalım nöbetçiler istirahat vakti
R.Ç:
Beni nöbete bırakmıştı Seren hoca
O.Y:
Tahmin ettim hocam
R.Ç:
Şimdi saati önemsemeden çaldırsak mı kendisini hocam
O.Y:
Neden demez
•Bazı kitaplar vardır; tam da zihninizin fazla gürültülü olduğu bir ana denk gelir ve hiçbir şey söylemeden sizi yavaşça sakinleştirir... Dolunay Kafe benim için tam olarak böyle bir kitaptı.
•Sayfalarını çevirdikçe kendimi bir hikâyenin içinde değil de, gece denize karşı içilen sıcak bir kahvenin huzurunda gibi hissettim. Sessizdi, yavaştı, sakindi… ama bıraktığı his inanılmaz derindi.
•Kitabın o yumuşacık Japon edebiyatı atmosferi her satırda kendini hissettirdi. Hafif hüzünlü, biraz melankolik ama bir o kadar da umut dolu bir tarafı vardı. Bazı cümleler öyle güzel yerlere dokundu ki, altını çizmek yetmedi; uzun uzun düşünmek istedim. Sanki kitap beni değil de ben kitabın içinde kaybolmuş gibiydim.
•Bu bir “ne olacak şimdi?” kitabı değil. Daha çok “ben ne hissediyorum?” kitabı… Büyük olaylardan çok insanların iç dünyasına, kırgınlıklarına, yarım kalmış hislerine dokunuyor. O yüzden okurken acele etmiyorsunuz; aksine her bölümde biraz daha durup düşünmek istiyorsunuz. Bana kalırsa kitabın en güçlü yanı tam olarak buydu: insana kendini dinletmesi.
•Dolunay zamanı ortaya çıkan gizemli bir kafe fikri zaten başlı başına büyülüydü ama kedilerle birleşince kitabın ruhu bambaşka bir şeye dönüşmüş. Kedilerin hikâyeye sadece eşlik etmeyip adeta huzurun sembolü gibi oluşunu çok sevdim. Kitap boyunca kahve kokusu, gece ışıkları ve deniz kenarında esen serin bir rüzgâr hissi vardı sanki.
•Elbette her kısmına aynı hayranlıkla bağlanamadım. Bazı bölümlerde tempo biraz fazla yavaşladı ve astroloji detayları beni hikâyeden kısa kısa uzaklaştırdı. Ama kitabın bıraktığı o sıcak his tüm bunların önüne geçti.
•Dolunay Kafe benim için tam anlamıyla bir “his kitabı” oldu.
İnsan bazen bir kitabın olayını değil, ona nasıl hissettirdiğini hatırlıyor ya… ben bu kitabı ay ışığına karışan
Bir gün bülbül, Şahin’e; ikimiz de kuşuz. Neden senin yerin padişahın sarayı, benim yerim bahçenin dikeni olmuş. Sen kuşları avlar, yer, muradına erer, padişahın yanında değerin çok, kuşların sultanı olursun da ben, her gece sabahlara kadar bağırır, gülün açılmasını beklerim. Ben uyumadan o açmaz, uyanınca açılmış görürüm, açıldığını hiç göremem ve bu muradıma eremem, dikenler arasında muradsız ağlar yüreğimi dağlarım. Şahin ona: ben bin murad alır, birini söylemem, sen bir murad almadan bin söylersin. Onun için muradsız kalır, bağırır durursun, diye cevap vermiş.
Dilini tutmak, imanın başıdır. Çok konuşma gönlü karartır. Dilini tutan, kalple Allah’ı zikredene ne mutlu !
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz.
Unutulmuş Kuşlar Göğü 3 ~ K. Kübra Berk
.
Bu seriye veda etmeye hiç hazır değildim İlk iki kitabı kısa süre önce art arda okumuş ve çok sevmiştim. Her bir karakter ve evren öyle dolu, öyle duyguluydu ki üçüncü kitaba başlamak için çok heyecanlıydım. Kitabın başlarında okuduğumuz yeni düzen, karakterlerin tüm yaşanmışlıklarla mücadelesi derken bir anda kitap öyle bir noktaya geldi ki…
Evera, elmas gen olduğunu öğrenip gücün uyutmasıyla çok zaman geçmişti. Ama yanı başında hep Rans vardı. Yuva’yla ilgili ortaya çıkan gerçekler ve göçmen olarak Rans’ın kasabasına sığınanlar, buna karşı kasaba halkının verdiği tepkiler ve düşmanlarla yaşananlar inanılmaz heyecanlıydı. Her şeyi başlatan kaybın bizi getirdiği noktayı soluksuz okudum.
Rans ve Evera, sizi asla aşamayacağım. Aşkınızı ve bağlılığınızı asla unutamayacağım. Bazı seçimleri ve sonuçları, kaderin bizi götüreceği yeri ve konu aile, kardeşlik olunca yapacaklarınızın sınırının olmayışını asla aşamayacağım.
Kitapla ilgili beklediğim bir ters köşe vardı ve o, en beklenmedik yerden geldi. BAYILDIM!
Size uzun uzun konusundan bahsetmeyeceğim çünkü okumalı ve her bir karakterle beraber bu evrene konuk olmalısınız.
Söylenecek çok şeyim var ama bu evrenle sizin de tanışmanız lazım. Ben size ne aile ilişkilerini tam anlamıyla anlatabilirim ne de Evera ve Rans ikilisinin o eşsiz bağını
Kesinlikle şans vermelisiniz. Favorilerim arasındaki yerine yerleşti bile!
“Sana verdiğim hiçbir sözün ispata ihtiyacı yok çünkü tam kalbimin içindesin,”
“Çok az kaldı, kalbim seninle. Sen benimlesin. Gökyüzü bizimle, ilk kez denizi gördüğün gün bizimle, ilk kaçışın bizimle, seni yaralı bulduğum gece benimle. Özgürlüğün bile benimle, sen benimlesin, güzelim. Sen öyle çok benimlesin ki ben sensiz kendimde değilim ama yalnız da değilim; nefesim,