Aşkı biliyordu, onu her gece rüyasında görüyordu, sonra umulmadık bir mutluluğa erişmişti.
Sayfa 227·Kitabı okuyor
Alıntı
Hep yasta kalmak istediğinden sırtına geceyi giyiyordu.
Sayfa 175·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
Uzunca bir hidayet öyküsü…
Eşim ilk evladımızı doğurduğunda daha 30’uma gelmemiştim. Hala o geceyi hatırlarım. Bütün geceyi arkadaşlarımla geçirmiştim. O gece, gereksiz konuşmaların olduğu ve arkadaşlarımı güldürmek için çeşitli saçmalıklar yapıyordum. O zamanlar diğer insnaları etkileme ve güldürme gibi ilginç bir yeteneğe sahiptim. Taklit edeceğim insnanın sesine uygun olarak sesimi değiştirebiliyordum. Kimse benim alaylarımdan kaçamazdı, arkadaşlarımla bile alay ederdim. Sonra bazı insanlar zamanla dilimden kurtulmak için benden uzaklaşmaya başladılar. Tam o gece pazarda dilenen kör bir adamla dalga geçmiştiğimi hatırlarım. Daha da kötüsü ona çelme takarak düşürdüm ve o kör adam ne söylediğini bilmeyerek kafasını sağa sola döndürmeye başladı. Her zaman ki gibi evime geç saatte döndüm ve karım beni bekliyordu. Eşim korkunç bir durumdaydı ve titrek bir sesle “Raşid… Neredeydin ?” diye sordu. “Marsta olacak halim yok ya, arkadaşlarla beraberdim” diye cevapladım. Oldukça hassas durumda olduğu belli olan ve göz yaşlarını zor tutan eşim; “Raşid, çok fazla yorulmaya başladım ve sanırım evladımız yakında doğacak.” dedi ve sükunet içinde bir gözyaşı yanaklarından süzüldü. O an eşimi ihmal ettiğimi hissettim. Bu zamanlarda dışarılarda gezmek yerine onun yanında olmalıydım çünkü eşim hamileliğinin dokuzuncu ayını doldurmak üzereydi. Sonra eşimin sancıları başladı ve hiç zaman kaybetmeden onu hastaneye götürdüm. Hemen eşimi doğum odasına aldırlar ve uzun süre acı işçinde o odanın içinde kaldı. Ben dışarıda onun doğum yapmasını bekledim fakat doğum zordu yine de sızana kadar bekledim. En sonunda hastaneye telefon numaramı bırakarak eve gittim iyi haberleri bana söylemelerini istedim. Aradan biraz süre geçtikten sonra hastane çalışanları bana Salim’in doğumunu müjdelediler. Hastaneye geri döndüm ve
Yirminci yüzyıl boyunca şenlik ortamında enerjinin dışa vurulduğu özel mekânlar sürekli değişse de temel özellikler: hep aynı kalmış, merkezde hep dans etmek üzere bir araya gelen bedenler olmuştur. Bir araya gelmek, azami, bazen asgari sayıda insan ve müzik demektir, her zaman olmasa da buna rahatlama, kendinden geçme, tahrik olmayla bağlantılı başka bedensel pratikler de eşlik eder: Sözlü ve hareketli ifadeler her türden uyarıcı kullanımı, teşhircilikten cinsel ilişkiye çeşitli erotik oyunlar. Mekânın kendisi de çoğu zaman kapalı bir alandan oluşur, ama bu şart değildir. Fransızcadaki "kutu" ("boîte") metaforundan da anlaşıldığı üzere -iki dünya savaşı arası dönemde ilk başta zengin sınıfin rağbet ettiği gece kulüplerine Fransızcada "kutu" denir, hatta ilk anda çelişkili gelen "kutuya çıkmak" gibi bir deyim de türemiştir- çoğunlukla kapalı mekânlar tercih edilse de (balo salonları, dansingler diskotekler vb...) rock konserleri ya da folk müzik festivalleri bize bedenlerin zincirlerinden boşanmak için bazen açık havayı tercih ettiğini hatırlatır.
Sayfa 191 - Alfa Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Ey sabah sevinçleri, akşam kederleri… ey yaseminlerin sessiz görkemi. Unutmaktan koruyun beni.
Şiir
Hocam buyurdular ki,
"Bir mü'min akşam yatarken, belli düâlarını okuyacak ve, (Yâ Rabbî! Benim bu yatağa yatmaktaki maksadım, sabâh nemâzına kalkmak içindir. Sabâh nemâzına kalkabilmem için, istirâhat ediyorum) diye niyyet edecek. Bu takdîrde sabâha kadar aldığı ve verdiği her nefese zikr sevâbı verilir. Allah, demiş gibi ecir alır. Sabâhleyin işe giderken, (Yâ Rabbî! Bugün dînime hizmet etmek, senin kullarına iyilik etmek, nemâzımı kılmak, günâhlardan sakınmak niyyetiyle gidiyorum. Helâl rızk kazanmak için gidiyorum. Sen bana yardım eyle) diye niyyet ederse, akşama kadar her nefesine zikr sevâbı verilir."
Sayfa 14 - İhlâs Vakfı Yayınları·Kitabı okuyor
Kitap Alıntısı
Reklam
Reklam