bu dünyada kalıcı değil, geçiciyiz. Bu yalın gerçek, müthiş derecede önemlidir. Ölecek olmamız, ne kadar yaşadığımızdan ve yaşayacağımızdan bağımsız olarak anlam taşır. Bu da bir gün arkasından konuşulacak biri olacağız demektir. İnsanlar arkamızdan ne desinler? İşte geçici hayatı bu sorunun cevabına göre yaşamak gerekir. İslâm âlimleri, ilmî ilgimize yön tayin etmek için de kullanmışlardır bu düsturu: İlgilendiğin şey ölünce seninle gelecek mi, gelmeyecek mi? Gelmeyecekse, ilgilenme. İşte biz de, ölünce bize fayda getirmeyecek bir şeye mesafe koymakla mükellefiz. İkincisi, iyilik, doğruluk, güzellik gibi temel meselelerdeki kriterlerimizin öldükten sonra gideceğimiz yerle ilişkisi içinde kavranması gerektiğidir. Ne yaparsak iyi olacağız? Yaptığımızı bu dünyada değil de sonrasında işe yarasın diye yaptığımız zaman. Hemen, muhtemel bir yanlış anlamanın önüne geçelim: Ne bu dünyayı küçümsemek ne de asıl dünyayla beklenti üzerinden, pragmatik bir ilişki kurmak iyi bir şey. Burada kastedilen daha çok, şöyle bir şey: Bu dünya önemli, fakat öte dünyayla ilişkisi içinde önemli. Öte dünyayı kazanacak şeyler yapmalıyız, fakat yapmamız gerektiği için yapmalıyız. Yunus'un ifadesinde olduğu gibi. Cennete gitmek için değil, yaptığımızda cennete gitmemizi mümkün kılacak şeyler yapmamız gerektiği için iyi şeyler yapmak.