Bazı anlarda cesaretim kırılıveriyor. Bir uçurtmaya, gözlerimi ayırmadan uzunca bir süre bakabilecek cesareti bile bulamıyorum kendimde. Uçurtmanın dengesi bozulacak, kuyruğu dolanacak ya da ipi kopacak gibi geliyor.
Bir şeyler iyi gitmediğinde ve tüm bunlar üstüste geldiğinde, insan, bundan böyle yaşananların ve yaşanması muhtemel olanların kötülükten başka bir şey getirmeyeceği hissine kapılıyor.Bir adım sonrasında toprağın ayaklarının altından kayıp gideceğini düşünmek gibi bir his bu. Her adımı boşluğa atmak gibi.
İnsanın alınyazısına sonradan çirkin bir el yazısıyla eklenmiş uğursuz cümleler gibi. Şeytanın kirli elleriyle hayatımıza dokunabilme uğraşısı gibi.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Büyük bir yalnızlık içindedir çağdaş insan= (Çünkü unuttuk sevgiyi=uygulayımbilimin yoğun ağırlığı altında büküldü belimiz+ruhumuzun gereksinimlerini konuşmanın ayıp olduğu bir çağda insanlık idam edildi=yana kaymış gözlerimizle, birbirimizin asılı bedenlerini seyrediyoruz ipte). Yeryüzünde, sürekli soyut, somut darağaçları;öldürme araçları yapılıyor, üretiliyor:ben beni bildim bileli böyle görünüyor bana yeryüzü. (Sürekli, bir tutunma, bir dayanma gereği duymuşumdur:gerekiyor çünkü:ulaşılamayacak bunsuz hiçbir yere:bunsuz bir milimetre ilerlenemez:tutunmadan insana:insana yeniden bağlanmadan:insanı yeniden sevmeden:insanların acılarıyla yeniden acılanmadan:insanla ulaşılacak Tanrı'ya). O, tüm bunların toplamı olan bir şeyi duyumsatıyordu bana. Bunun için, O, tanıdığım en büyük çağdaşlardan biri oldu.
Bugün yüreği nasır tutmuş,anlayışsız, hoşgörüsüz, fikirsiz, modaların tutsağı, duyarlılığını yitirmiş insanları aynı neslin bir uzantısı sayabiliriz. Onun için de duymayan yüreğe karşı çıkmak, hissetmeyen, incinmeyen, incelmeyen yüreği yürekten şaşmamak gerektiğine inanıyorum. Bütün bu menfi tablolara, çirkinleşen şehirler kadar çirkinleşen insanlara karşı durmalıyız diye düşünüyorum.
Gülhane'de simit satan çocuklar
Nasıl anlasınlar ellerimizin
Neden böyle çekingen olduğunu
Ayasofya önünde tramvay bekleyenler
Gökyüzüne dokunurken bu acı
Kimdir diye sorsunlar içlerinden
Birlikte yürüyen iki yabancı
Biz gitsek de, İstanbul'da yine de
Yıllar yılı gezinmeli bu sızı
Benden bir yaralı şiir kalmalı
Senden bir tebessüm, bir de kırmızı