“Bu hayatta en güzel şey, insanın sevdiğiyle vedalaşabilmesidir. Peki ya vedalaşamadan gidenler?"
Bir insanın yüreğine kaç acı sığar?
Sinan Akyüz'ün kaleminden Fidan Hanım’ın hayatına misafir oldum. Büyükada’nın çam kokulu sokaklarında dolaşırken ada sıcaklığını, eski köşklerin ruhunu ve o nostaljik atmosferi iliklerime kadar hissettim. Gerçek bir hikâyeden ilham alınarak yazılan bu eser; geçmişin yaralarını, sırlarını ve insanın içine işleyen kayıplarını bugüne taşıyor.
Tıp öğrencisi Fidan’ın; doktor babası ve ailesiyle huzurlu giden hayatı, ablasının evliliğiyle bambaşka bir hâl alıyor. Öğrendiği sırlar ailesiyle bağlarını koparırken, hayatına aşkı öğreten Han çıkıyor karşısına. Ama bazen aşk aynı yere bakmak değil, hayata aynı yerden bakabilmekmiş… Fidan çok sevdi, çok fedakârlık yaptı, yıllarını verdi. Fakat acılar onun peşini hiç bırakmadı.
Yazar öyle kırılma noktaları yazmış ki her sayfada başka bir ters köşe yaşadım. Özellikle vedalaşamamanın ağırlığı, pişmanlıkların insan ruhunda bıraktığı iz ve kaderin sert yüzü çok etkileyiciydi.
Bu kitap bana bir şeyi tekrar hatırlattı:
İnsan bazen herkesi severken kendinden vazgeçmemeli… Çünkü Allah kulunun yaşadıklarını da, sessizce taşıdığı yükleri de görür. Ve zamanı geldiğinde herkes hak ettiğini mutlaka yaşar.
Sinan Akyüz ile tanıştığım ilk eserdi ama kalemine gerçekten hayran kaldım. Kalemi daim olsun…