Gençken, daha çok seyahat etmem, daha uzaklara gitmem, yabancı ülkelerde daha çok zaman geçirmem, kendimi hayata katıp daha derin bir şekilde yaşamak için sürekli bir koşturma içinde olmam gerektiğini düşünürdüm ama zamanla anladım ki, aradığım şey tam burada içimde, etrafımdaki şeylerde, işim hâline gelen o geçici işlerde, gündelik hayatın hengâmesinde ve bakışlarımı oraya yönelttiğim sürece karşılaştığım insanların gözlerindeydi.
Gençken hep başkalarını suçlardım. Otuzlarımda da. Hatta kırklarıma kadar. Benim suçum da olsa, başkasının suçu da olsa fark etmezdi; ben yine başkalarını suçlardım. Sevgilim veya yalnızca arkadaşım olmalarına bakmazdım. Bir sorun çıkınca hep başkasını suçlardım.
Ama artık ellilerimdeyim ve bir sorun yaşandığında, ister fikir ayrılığı olsun isterse yanlış anlaşılma veya tartışma, başkalarının suçlamamak daha kolay geliyor.