Puan vermedi·416 syf.··
2026 36. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 23:28
Bazen en uzun yolculuk, insanın kendi kalbine yaptığı yolculuktur… Azize, hayatın acılarıyla sınanan genç bir kadının, Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri’nin manevi mirasıyla yeniden umut, sabır ve teslimiyeti keşfedişini anlatan bir roman. Tasavvufun huzur veren iklimini hissettiren, kalbe dokunan ve düşündüren bir eser. İnşallah çok yakın zamanda Üsküdar’da bulunan Aziz Mahmud Hüdayi Türbesi’ni ziyaret ederek bu manevi atmosferi yerinde hissetmeyi de Rabbim nasip eder.
AzizeElif Veske · Timaş Yayınları · 202664 okunma
5/10
·160 syf.··
2026 24. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 22:09
Romanın merkezinde, hayatındaki büyük kayıplar (annesi, velayeti, sesi) nedeniyle konuşma yetisini yitiren genç bir kadınla, görme duyusunu giderek kaybeden ve artık “ölü bir dil” olan Antik Yunanca’yı öğreten bir öğretmen var. Bu iki karakterin yolları, dünyayla kurdukları temel iletişim biçimlerini kaybetmiş olmalarının ortaklığında kesişiyor. Böylece roman, modern insanın yalnızlığını ve buna rağmen bağ kurma arzusunun tükenmeyen gücünü anlatmayı amaçlıyor. Verilmek istenen duyguların derinliğine tam olarak inilemediğini hissettim. Bunun çeviriden mi, yoksa Han Kang’ın bilinçli olarak kurduğu mesafeli anlatımdan mı kaynaklandığını kestiremesem de metin boyunca beni karakterlere yaklaştırmayan bir soğukluk vardı. Bu nedenle, benim için biraz abartılmış bir kitap olarak kaldı. Kitapta beni en çok cezbeden nokta, konuşma yetisini kaybeden bir kadının ölü bir dil olan Antik Yunanca’da anlam aramasıydı. Heidegger’in “Dil, varlığın evidir.” sözünü anımsatırcasına, karakterin artık kimsenin konuşmadığı bir dilin gramerine sığınması, kendine yeni ve dokunulmaz bir dünya inşa etme çabası olarak oldukça etkileyiciydi. Yeni bir dil öğrenen biri olarak ben de her dilin kendine özgü bir karakteri olduğuna ve insanı dönüştürdüğüne inanıyorum. Bu yüzden kadının sessizliğini antik bir dilin kurallarıyla bozmaya çalışması fikri, romanın en güçlü yanıydı. Ancak bu güçlü temaya rağmen anlatı benim için hiçbir zaman gerçek bir duygusal yoğunluğa ulaşamadı. Roman sürekli bir eşiğin üzerinde bekliyor; sanki birazdan derinleşecekmiş hissi veriyor ama o adımı hiç atmıyor. Final sayfasını kapattığımda zihnimde kalan şey güçlü bir duygu değil, yarım kalmış bir ihtimaldi. Sessizliği anlatırken, okurla kurabileceği bağı da fazlasıyla sessiz bırakmış.
Yunanca DersleriHan Kang · April Yayıncılık · 20251,113 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
8/10
·293 syf.··
2026 63. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 22:14
“Sana Gül Bahçesi Vadetmedim” – Acının İçinden Umuda Açılan Bir Kapı Bazı kitaplar okunmaz; yaşanır. Bazıları ise yalnızca bir karakterin hikâyesini anlatmaz, insan zihninin en karanlık odalarına elinden tutarak götürür. Sana Gül Bahçesi Vadetmedim tam da böyle bir eser. Kitabın merkezinde Deborah var. Gerçek dünyanın acılarına dayanamayınca kendi zihninde kusursuz bir evren kuran genç bir kız… İlk bakışta onun hikâyesini okuduğunuzu sanıyorsunuz. Sayfalar ilerledikçe fark ediyorsunuz ki Deborah, aslında hepimizin korkularını, kırgınlıklarını ve kaçış arzularını temsil ediyor. Kimi insanlar bunu hayallerle yapar, kimi sessizlikle, kimi de Deborah gibi bambaşka bir dünyanın kapısını aralayarak. Romanın en güçlü yanı, ruhsal hastalıkları dramatize etmek yerine insanileştirmesi. Psikiyatrik tedavi sürecini mucizevi bir iyileşme hikâyesi olarak sunmuyor. Tam tersine, iyileşmenin ne kadar sancılı, yavaş ve emek isteyen bir yolculuk olduğunu gösteriyor. İnsan bazen gerçeklerle yüzleşebilmek için en büyük savaşını kendi zihninde verir. Kitabın adı da başlı başına bir yaşam dersi taşıyor. “Sana gül bahçesi vadetmedim” cümlesi, hayatın kusursuz olmayacağını kabul etmeyi öğretiyor. Mutluluk; acının hiç olmadığı bir yerde değil, acıya rağmen yürüyebilmeyi öğrendiğimiz yerde filizleniyor. Hayat bize sürekli güller sunmayabilir ama dikenlerin arasında yaşamayı öğrenmek de büyümenin bir parçasıdır. Yazarın dili sade olmasına rağmen psikolojik derinliği oldukça güçlü. Özellikle Deborah’ın iç dünyasını okurken gerçekle hayal arasındaki sınırın nasıl silikleştiğini hissediyorsunuz. Bu da kitabı yalnızca bir roman olmaktan çıkarıp insan psikolojisine dair etkileyici bir gözleme dönüştürüyor. Bu eser bana şunu düşündürdü: İnsan bazen dışarıdan tamamen iyi görünürken içinde
Sana Gül Bahçesi VadetmedimJoanne Greenberg · Metis Yayınları · 202119,3bin okunma
Camın Ardında Kaldım
7/10
·288 syf.·
2026 88. kitabı
Sırça Fanus benim için açıkçası beklediğim etkiyi yaratmadı. Kitabı okumadan önce Sylvia Plath’ın hayatını da araştırmıştım ve hikâyesi beni baya etkilemişti, o yüzden kitaba da aynı yoğunluğu hissedeceğimi düşünmüştüm. Ama okurken aynı şey olmadı. Kitap, Esther Greenwood adında genç bir kadının hikâyesini anlatıyor. Esther başarılı, zeki ve geleceği parlak görünen biri. Bir dergi stajı için New York’a gidiyor ve burada dışarıdan “parlak” görünen hayatın içinde aslında kendini giderek daha boşlukta ve baskı altında hissetmeye başlıyor. Zamanla bu durum ağırlaşıyor, ruh hâli bozuluyor ve psikolojik olarak bir çöküş sürecine giriyor. Bu çöküş sırasında bir noktada intihar girişiminde bulunuyor ama hayatta kalıyor. Daha sonra hastanede tedavi görüyor ve toparlanma sürecine giriyor. Kitabın “sırça fanus” ifadesi de aslında bunu anlatıyor. Esther’in kendini dış dünyadan kopmuş gibi hissetmesini, insanların arasında olsa bile sanki arada görünmez bir cam varmış gibi yaşamını sürdürmesini temsil ediyor. Yani yaşadığı şey fiziksel bir yalnızlıktan çok, zihinsel bir kapanmışlık ve yabancılaşma hâli. Ama anlatım çok olay odaklı değil. Daha çok Esther’in kendi iç dünyası, düşünceleri, hayata karşı yabancılaşması ve ruh hâli üzerinden ilerliyor. Yani dışarıda büyük şeyler olmuyor, her şey onun zihninin içinde şekilleniyor. Beni zorlayan kısım da tam olarak burasıydı. İlk sayfalardan itibaren biraz durağan geldi, özellikle ilk 150 sayfada bayağı zorlandım. Sonradan hikâye biraz hareketlense de yine de tam olarak içine giremedim. Okurken sıkıldığım yerler oldu ve bir noktadan sonra sadece bitirmek için okuduğumu fark ettim. Aslında kitabın ne anlatmak istediğini anladığımı düşünüyorum ama his olarak bana geçmedi. Esther’in zihninin içinde
Sırça FanusSylvia Plath · Can Yayınları · 201517,2bin okunma
8/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2026 51. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 18:15
1917 doğumlu Tove Ditlevsen'in Kopenhag Üçlemesi Çocukluk Gençlik ve Bağımlılık adlı üç ayrı kitaptan oluşur. Aslında tek bir yaşam öyküsünün üç perdesi gibi demek yanlış olmaz. 1. Kitap: Çocukluk Bu kitapta Tove yaklaşık 7 yaşından ergenliğe kadar olan yıllarını anlatır. İlk bölümlerde Kopenhag'ın yoksul bir işçi mahallesinde yaşayan küçük Tove ile tanışırız. Sert bir anne, hayatta aradığını bulamamış bir baba ve küçük yaşta çalışmaya başlamış bir abinin olduğu evde Tove büyüdükçe kitaplarla ilişkisi derinleşir ve okudukça başka hayatların mümkün olduğunu keşfeder. Yazmaya başlar ve ilk şiirlerini kaleme alır. Yazı onun için bir sığınak olur. Her ne kadar çevresi bunu anlamasa da artık onun tek arzusu yazdıklarının başkalarına da ulaşabilmesidir. 2. Kitap: Gençlik Artık Tove genç bir kadındır. Okulu bırakıp çalışmaya başlar. Bir yandan geçimini sağlamaya çalışırken bir yandan da yazmayı sürdürür. Şiirlerini yayımlatabilmek için büyük çaba harcar.İlk edebiyat çevreleriyle tanışır. İlk aşkları ve ilişkileri başlar. Yazar olma hayali gerçekleşmeye başlasa da özel hayatı giderek karmaşıklaşır. Tove artık çocuk değildir. Ama yetişkin olmak sandığı kadar özgürleştirici olmaz. Kadın olmanın, evliliğin ve toplumun beklentilerinin ağırlığını hissetmeye başlar. 3. Kitap: Bağımlılık Üçlemenin en sarsıcı bölümüdür. Burada Tove artık tanınan bir yazardır. Ancak dışarıdaki başarı , iç dünyasındaki fırtınaları durdurmaz.Yoğun çalışma temposu, ilişkiler ve sağlık sorunları nedeniyle ilaç kullanmaya başlar. Başlangıçta bunlar tedavi amacıyla kullanılan ilaçlardır. Ancak zamanla bağımlılık gelişir. Bağımlılık hayatının merkezine yerleşir ve artık mücadele etmesi ve geriye kazanması gereken bir hayatı vardır. Kitapları okurken beni en çok etkileyen şey, yazarın kendine karşı
Edebiyat
ÇocuklukTove Ditlevsen · Monokl Yayınları · 20241,561 okunma
10/10
·112 syf.··
2026 4. kitabı
Okumadan önce yargıladığım kitabı geçen hafta okudum lafımı geri alıyorum küçük prens aslında bir çocuk değil olgun bir genç olduğunu ve kalbinin saflığını koruduğunu söylemek isterim
Küçük PrensAntoine de Saint-Exupéry · Can Çocuk Yayınları · 2015280,3bin okunma