Karanlığın her geçen gün daha fazla hissedildiği bir dünyada, gerçeğin peşinden gitmek hem bir yalnızlık hem de büyük bir cesaret sınavıdır; ancak asıl güç, sadece büyüde ya da yetenekte değil, korkuya rağmen dostlarınla yan yana durup seçtiğin tarafa sadık kalabilmekte gizlidir.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ruhunu bir hırsa rehin bırakanlar,
Gökkuşağını tek renge boyamak istedi.
“Beterin beteri var” diye diye
alıştırdı insanları karanlığa.
Bir süre sonra
alışmak denen o görünmez zehir,
damar damar yayıldı hayatlara.
Yaraya merhem aramak yerine
yarıştılar acıyı normal saymakla.
Herkes kendi kuyusunun dibinde
başkasının ışığını söndürmeyi bekledi.
Sesini çıkaranı meczup saydı kalabalık,
sustukça büyüdü içimizdeki boşluk.
Çölün ortasında,
herkes kendi serabını alkışladı.
Kendi konforuna zırh ören cüceler,
Adına sabır dediler bu kör teslimiyetin,
oysa derin bir uyuşmaydı çoğu zaman.
(Şükür,
güzel bir erdemdi elbet,
ama düşüncenin yerine konunca yaraya dönüştü.)
Gözlerini yalnız kendi kapısına dikenler
sokağın yangınını görmezden geldi yıllarca.
“Bana dokunmayan yılan” masallarıyla büyüyüp
zehir evlerine sızınca şaşırdılar.
Merhamet vitrinlerde sergilenen bir süs oldu,
"Dünyadaki adaletsizlikleri, yoksulluğu ve ekolojik yıkımı televizyon karşısında birer 'istatistik' veya 'haber bülteni' olarak izlemek, bizi o trajedilerin gerçekliğinden yalıtır. Gerçeğin bir gösteriye dönüştüğü yerde, izleyici sadece izlemekle yetinir. Aşırı enformasyon, insanı eyleme geçiren bir güç olmak yerine, onu oturduğu koltuğa çivileyen felç edici bir kalkana dönüşür."
"Sosyal medya platformları bize dünyayı göstermiyor; bize, bizim görmek istediğimiz dünyayı yansıtıyor. Kendi fikirlerimizin yankısıyla beslendiğimiz bu dijital odalar, bizi farklı olandan, gerçeğin sarsıcı yüzünden koruyan kolektif birer cehalet aygıtıdır."