Pipo Dumanı, Geveze Bir Köpek ve İstemeden Yazılan Bir Destan
9/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2023 17. kitabı
Tolkien dendiğinde zihnimizde hemen puslu dağlar, kadim elfler, trajediyle yoğrulmuş krallar ve dünyanın kaderini omuzlarında taşıyan yorgun yüzük taşıyıcıları canlanır, değil mi? Oysa Ham'li Çiftçi Giles, o ağırbaşlı ve görkemli epik dünyanın yüzüne muzipçe gülümseyen; yanakları al al, göbeği hafifçe öne çıkmış, elinde piposuyla şömine başında oturan sevimli bir akraba gibi. Onu okurken, yazarın kendi yarattığı o devasa mitolojinin ağırlığından bir anlığına sıyrılıp, sadece eğlenmek için kalemi eline aldığını iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Bu kısacık hikâyede kahramanlık, asil bir kanın ya da ilahi bir seçilmişliğin değil; tamamen tesadüflerin, birazcık sağduyunun ve bolca "aman tadımız kaçmasın" endişesinin bir ürünü. Giles, dünyayı kurtarmak isteyen biri değil. O, tarlasını sürmek, edebiyat tarihinin en korkak ama en abartılı konuşan köpeklerinden biri olan Garm ile didişmek ve rahat koltuğunda pineklemek istiyor. Fakat kaderin (veya yanlışlıkla ateşlenen eski bir tüfeğin) onun için çok daha ironik planları vardır. Kitabın sayfaları arasında gezinirken yüzümden o sıcacık, hınzır tebessüm hiç eksik olmadı. Tolkien, bir dilbilimcinin ince zekâsıyla eski şövalye masallarını, saray dalkavukluklarını ve kibirli ama işlevsiz kralları öyle tatlı, öyle iğneleyici bir dille tiye alıyor ki, hayran kalmamak elde değil. Hele o meşhur ejderha Chrysophylax! Smaug’un o kan donduran haşmetinden ziyade; pazarlık yapmayı seven, canı tatlı, kurnaz ama bir o kadar da tuhaf bir şekilde "esnaf" zihniyetli bir sürüngen var karşımızda. Giles ile ejderha arasındaki o absürt, adeta iki tüccar edasıyla yapılan diyaloglar, eserin mizahi zirvelerinden biri. Metin boyunca satır aralarından bize şu gerçek fısıldanıyor adeta: Şatafatlı kılıçlar, yaldızlı mektuplar ve yüksek perdeden edilen
İnceleme
Ham'li Çiftçi GilesJ. R. R. Tolkien · İthaki Yayınları · 20181,074 okunma
Puan vermedi·344 syf.··
2026 50. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 00:26
Virginia Evans, çok sesli bir koro gibi yönettiği bu romanda, her karaktere ayrı bir soluk ve ayrı bir hitabet tarzı kazandırmayı başarmış. Çevirinin pürüzsüzlüğü de bu seslerin bize en doğal haliyle ulaşmasını sağlıyor. Hikayenin merkezinde yer alan Sybil Van Antwerp, ilk bakışta mesafeli, keskin zekalı, kuralcı ve hatta biraz inatçı bir profil çiziyor. Hukuk dünyasında kendine yer açmış, döneminin önyargılarına meydan okumuş bu güçlü duruşun ardında, aslında zamanla derinleşen bir yalnızlık ve taşınması güç sessiz fırtınalar gizli. Onun yazdığı ve aldığı her mektup, bir kadının hayata karşı ördüğü duvarların arkasına bakmamızı sağlıyor. Roman, 1955 yılından başlayıp 2012 yılına kadar uzanan geniş bir zaman dilimini kapsıyor. Bu süreçte sadece Sybil'in kişisel tarihine değil, koca bir ailenin büyüme sancılarına, kayıplarına, sevinçlerine ve hüzünlerine de ortak oluyoruz. Kitap boyunca karşımıza çıkan çok sayıda karakter ilk etapta zihni biraz yorsa da, sayfalar ilerledikçe her biri hayatımızdan bir komşuya, bir dosta dönüşüyor. Sybil'in evlat acısıyla yüzleşme biçimi, yası ve suçluluk duygusunu taşırken gösterdiği o sessiz direnç insanı derinden etkiliyor. Yazar, karakterini kusursuz bir kahraman olarak sunmuyor. Sybil hatalarıyla, pişmanlıklarıyla, bazen haksız çıkışlarıyla ve çokça da hayat dolu alaycılığıyla tamamen kanlı canlı bir insan. Onun edebi eleştirileri, kitap okumayanlara karşı takındığı o tatlı sert tavır ve çevresiyle kurduğu mektup köprüleri, öyküyü melodramatik bir hüzünden kurtarıp nefes alan bir gerçekliğe kavuşturuyor. Bu kitap bittiğinde, okuyucunun içinde kalan şey sadece iyi bir kurgu okumuş olmanın tatmini olmuyor. İnsanın içinden hemen bir kağıt kalem kapıp, uzun zamandır aramadığı bir dosta, uzaklardaki bir akrabaya içini dökesi geliyor.
MuhabbetVirginia Evans · April Yayıncılık · 202646 okunma
Reklam
'Öfke'nin altında yatan 'Acı'
8/10
·199 syf.·
2026 125. kitabı
“Öfke Dansı”, insanın bastırılmış duygularının aslında nasıl yüksek sesle haykırdığını anlatan bir kitap. Psikiyatrist Harriet Lerner, terapi odasından gerçek hikâyelerle ilerleyerek, öfkeyi bastırmamamız, doğru yönlendirmemiz gerektiğini söylüyor. Kitap boyunca, pasif kalan “iyi kız” rolünden sıyrılıp kendi sınırlarımızı çizmemiz gerektiğini anlıyorsunuz. Alt metninde ise çok derin bir empati yatıyor: öfkenin ardında hep bir acı olduğunu, önce bu acıyla yüzleşmeden problemi çözemeyeceğimizi hatırlatıyor. Yazarın dili oldukça anlaşılır ve akıcı, herkesin kendinden bir şey bulabileceği kıvamda. Ancak kitabın en büyük artısı aynı zamanda bence en büyük eksiği. Kendi terapi pratiğinden yola çıkarak yazdığı vakalar çok gerçekçi olsa da bazen sayfalar dolusu anlatılan bir çiftin hikâyesinin sonunda “işte ben de böyle yaptım ve düzeldi” tadında bir çözümle karşılaşıyorsunuz. Bu da okuyucuyu “Herkesin hikâyesi bu kadar kolay çözülür mü?” sorusuyla baş başa bırakıyor. Ayrıca kitap, öfke yönetimi konusunda fazla bireysel çözümler sunarken, sistemik veya toplumsal faktörleri ikinci plana atıyor gibi hissettirebiliyor. Sonuçta her şey kişinin kendi dansını bulmasıyla bitmiyor maalesef. Yine de “Öfke Dansı”nı okumak, özellikle kendi duygularıyla barışmakta zorlanan herkes için iyi bir başlangıç noktası. Hem akademik araştırmalara dayanıyor hem de yazarın naif üslubu samimiyet hissi yaratıyor. Hakkında en çok sevdiğim şey, öfkenin kötü bir şey olmadığını, önemli olanın onu nasıl dans ettirdiğimiz olduğunu anlatması. Bazen biraz “kendi kendine yardım” kitabı kıvamına kaçsa da, iddiasını aşmayan, eğlenceli ve düşündürücü bir eser. Özetle: Sizi kendi içinizde bir yolculuğa çıkaracak, yer yer yüze tokat gibi çarpan, samimi bir kitap “Öfke Dansı”. Kusurları var ama duygusal zekânızı
Psikoloji
Öfke DansıHarriet Lerner · Varlık Yayınları · 20254,855 okunma
Puan vermedi·168 syf.··
2026 3. kitabı
Cengiz Aytmatov'un Beyaz Gemi adlı eseri, yalnızlık, umut ve hayal kırıklığı temalarını etkileyici bir şekilde işleyen kısa ama derin bir romandır. Romanın kahramanı olan küçük çocuk, gerçek dünyanın sertliği karşısında hayallerine sığınır. Onun kurduğu masum dünya ile çevresindeki insanların davranışları arasındaki zıtlık, eserin en güçlü yönlerinden biridir.Kısa olmasına rağmen insanı derinden etkileyen, üzerine düşünmeye sevk eden bir eser. Özellikle duygu yüklü ve anlam katmanları bulunan kitapları sevenlere tavsiye ederim.
Beyaz GemiCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 202387,3bin okunma
7/10
·232 syf.··
Beğendi
·
2026 38. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 13:32
Bir ailenin birkaç kuşağa yayılan tüm rezilliklerini —tırnak içinde rezilliklerini; yani toplumun saklanması gerektiğini empoze ettiği şeyleri— ortaya döken kitapları keyifle okuyorum. Kahramanların birbirlerinden sakladıkları gerçekleri, birbirlerine sundukları sosyal yüzlerin gerisindeki aşkları, ihtirasları ve fantazileri bilmek bana tuhaf bir üstünlük hissi veriyor. İspanya tarihini ve Franco dönemini çok iyi bilmediğim için roman benim için maalesef aile içi entrikaları anlatan bir noktanın ötesine geçemedi. Ev bazen insanı yutar. Aynı şeyi bazen devlet de yapar. Gitmeye karar vermek, gidebilmek bazen büyük bir başarıdır, bazense bir zorunluluk. Natàlia yıllar sonra geri dönüyor ve bulduğu şey, her şey değişirken aslında hiçbir şeyin değişmemiş olması. Bunun nasıl mümkün olduğunu bilmiyor ama gerçek tam da bu. Kitapta hayatın içinden birçok alt başlık var: felçli bir anneyle kurulan ilişkinin dönüştürdüğü hayatlar, zenginleşmeyi takıntı hâline getirmiş bir babanın çocuklarına yaklaşımı, geç evlenen bir yardımcının düğününe yönelen bakışlar, kadınların gündelik hayatta kurdukları bağlar ve yeni nesli temsil eden gençlerin uyuşturucuyla imtihanı… Dili akıcı, karakterleri canlı ve insan ilişkilerine dair gözlemleri güçlü. Franco dönemi ve Katalan toplumuna dair arka planı daha iyi bilseydim romandan muhtemelen daha fazlasını alırdım; buna rağmen Montserrat Roig’den başka kitaplar okumak isterim.
Kiraz MevsimiMontserrat Roig · Medusa Yayınları · 202680 okunma
"İKİ BIÇAĞI BİRBİRİNE" Kitabı Üzerine
7/10
·120 syf.··
2026 37. kitabı
·
34 saatte okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 10:18
Bir Kutu Kitap seçkisi sayesinde ilk kez tanıştığım,çağdaş Türk edebiyatının dikkat çeken isimlerinden Çilem Dilber Çilem Dilber’in kaleme aldığı, Budala Kitap etiketli İki Bıçağı Birbirine "İki Bıçağı Birbirine" adlı romanı bir aile dramından yola çıkarak insanın karanlık yüzüne inen,sırların ve yüzleşmelerin yer aldığı,dili akıcı,katmanlı ve psikolojik derinlikli kurmaca bir metindir. Yazarımız Çilem Dilber Çilem Dilber, doğrusal bir anlatım yerine,geçmiş ile şimdiki zaman arasında mekik dokuyan, anıların ve sırların iç içe geçtiği bir kurguyu tercih etmiş. Kapakta yer alan, koltukta oturan ama başları gerçeküstü (hayvan/boynuzlu figürler) tasarlanmış üç insan resmi ve renkler, skandalları ile malum adada geçen maske olayları ile ilgili çağrışım yapıp oldukça irite etmişti beni,ancak kitabı okuduktan sonra bir mitten esinlenildiğini farkettim daha farklı bir temsil yapılabilirdi,yine de kapak kitabın genel havasına dair ipucu veriyor. Roman, ana karakter Melih’in babasının ölümünün ardından başlar.Melih, babasının ölümüyle, onun "mabedim" dediği,kitaplar,dolma kalemler,defterler ile dolu çalışma odasına girer ve babasının kilitli bir çekmecesini keşfeder. Çekmecenin içinden çıkan gizemli dosyalar ve yarım kalmış hikâyeler, Melih’i ve kız kardeşi Çiğdem’i hiç bilmedikleri,yıllarca saklanmış bir hayatın eşiğine getirir.Melih,aslında hayatı boyunca hiç tanımadığı bir babanın gölgesiyle ve onun sırlarıyla baş başa kalır.(Aslında herkes babayı kendince tanıyor) Bir insanı ne kadar tanıyabiliriz?Hele ki bu insan en yakınımızsa? Roman,aile bağlarının içindeki yabancılığı,yabancılaşmayı ve bireyin kendi kimliğini koruma mücadelesini karakterler açısından tek tek ele alır. Kitapta kapak dışında rahatsız olduğum iki husus daha var.Biri kitap oldukça dikkat çekici başlıyor ancak
İki Bıçağı BirbirineÇilem Dilber · Budala Kitap · 202634 okunma
Reklam
Reklam