9/10
·100 syf.··
2026 43. kitabı
Hellloorriiii 🩶🩶 Hikâyemiz, Hasan'ın babasının evlerinin altındaki bodrum katını genişletmek istemesiyle başlar. Bu iş için Hasan'dan yardım etmesini ister. Hasan başta pek istekli değildir. Ancak babasını üzmek istemediği ve kazı işinin düşündüğünden daha kolay ilerlediğini fark ettiği için çalışmayı kabul eder. Toprak oldukça yumuşaktır. Hasan her kazma vurduğunda toprak kolayca açılır. Kazının ikinci gününde ise hayatlarını değiştirecek bir keşif yapar. Hasan kazarken bir anda kazması boşluğa denk gelir. Önündeki toprağı dikkatlice temizlediğinde gizemli bir tünel bulduğunu fark eder. Bunun ne olduğunu anlayamaz ve akşam babasının eve dönmesini bekler. Babası geldiğinde birlikte tüneli incelerler. Ancak ikisi de neyle karşı karşıya olduklarını çözemez. Hasan'ın babası durumdan şüphelenir ve yetkililere haber verir. Ertesi gün gelen uzmanlar incelemelere başlar. Yapılan araştırmalar sonucunda inanılmaz bir gerçek ortaya çıkar: Tünel, çok eski ve büyük bir yeraltı şehrine açılmaktadır. Bu keşif kısa sürede büyük yankı uyandırır. Yetkililer bölgeyi koruma altına alır. Hasan ve ailesi de evlerinin altında böylesine önemli bir tarihi yapı bulunduğu için başka bir yere taşınmak zorunda kalır. Fakat Hasan'ın merakı dinmez. Her gün okuldan sonra eski evinin önüne gider, çalışmaların nasıl ilerlediğini izler. Bir gün yine araştırmaları seyretmek için geldiğinde, yeraltı şehrinin girişinde çalışan yaşlı bir profesörle tanışır. Profesör, Hasan'ın bu şehri bulan kişi olduğunu öğrenince ona gülümser. "Sanırım sana anlatmam gereken bir hikâye var," der. Hasan bunun sıradan bir hikâye olduğunu düşünür. Ancak profesörün anlatacakları, yeraltı şehrinin yalnızca eski bir kalıntı olmadığını ve içinde yüzyıllardır saklanan büyük bir sırrın bulunduğunu ortaya çıkaracaktır...
Güzel Atlar ÜlkesiEkrem Okumuş · Mahlas Yayınları · 20263 okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2026 43. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 19:53
Asılacak Kadın kitabı gerçek bir hikâyeden esinlenmiş... yazarken bile bunu düğüm düğüm oluyorum. Böyle bir şeyin gerçekten yaşanmış olması aslında ne yazık ki alışıldık; buna rağmen okurken içim sıkıldı, çokça öfkelendim. Kadının haklarının olabileceğinden bile haberdar olmaması, kendi hayatı üzerinde söz sahibi olduğunu düşünememesi ne yazık ki hâlâ çok tanıdık bir gerçeklik. Yalçın karakterinin, adeta günah çıkarır gibi bir anlatıcı olarak karşımıza çıkmasını ise garipsedim. Bu tercihten çok hoşlanmadım; karaktere verilen bu alan bende rahatsızlık yarattı açıkçası. … Kitabın bir dönem yasaklı kitaplar arasında yer alması ve gerekçe olarak “müstehcenliği özendirmesi”nin gösterilmesi ise gerçekten sinir bozucu. Kadının köleleştirilmesine, sömürülmesine ve şiddete maruz bırakılmasına dikkat çekmek amacıyla yazılmış bir kitabın, içerdiği unsurlar nedeniyle yasaklanması tam da Türkiye’nin çelişkilerinden biri gibi geliyor bana. Sorun anlatılan şiddet değil, o şiddetin görünür kılınması olmuş. Asılacak Kadın, okuması kolay olmayan kısacık bir kitap, kadınların yaşadıkları ise uzun çok uzun…
Asılacak KadınPınar Kür · Can Yayınları · 202611,6bin okunma
Reklam
Çöküşün eşiğinde...
7/10
·48 syf.··
Beğendi
·
2026 13. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 19:43
Stefan Zweig yazmış olduğu eserin gerçek bir tarihi figür üzerinden yazılmış olması hikayeye farklı bir anlam kalmaktadır. Soylu ve etkin olan bir kadının ülkesine yaptıkları yüzünden sürgüne gönderilmesi ile başlayan hikaye kadının içsel psikolojisi ve sürgünün soğuk yanlızlığı ile devam eder.Baş karakter olan Madame de Prie sürgünde yavaş yavaş bir çöküş aşamasına geçerken ki duygularını okuruz.   1. gün her şey eğlenceli ve eski günler gibi geçerken 2. ve 3.  ağır bir çöküşün başlangıcına gelir. Yanlızlığın vermiş olduğu korku geceleri onun için bir tabut hissi ile geçer. Üstündeki sesler ve eğlenceler devam ederken onun sesi soğuk ve yalnızlık içinde yok olup gider. Eski hayatını her köşede arayan karakter kendini avutmak için parisin yansımaları ile yaşamaya çalışır ancak bu çabalar anlık zevkler verir, zamanla etkisini yitiren bu çabalar ile karakter tamamen çöküşün sonuna gelir. Stefan Zweig tarafından yazılan bu eser gerçek ile kurgunun bana göre yapılmış en güzel eserlerindendir. Ana hatlar gerçek hikayeden olsada karakterin içsel psikolojisi ve hareketleri Stefan Zweig'ın eseridir. Çarpıcı bir son ile tamamlanan  eser tam anlamıyla Bir Çöküşün Öyküsü'dür...
Bir Çöküşün ÖyküsüStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202591,9bin okunma
Bahçemizi yetiştirmeliyiz
10/10
·144 syf.··
2026 2. kitabı
·
27 günde okudu
·
Okunma: 06 Mayıs 2026 20:26
Voltaire'nin Candide yahut İyimserlik eseri Alman filozof Leibniz'in iyimserlik felsefesine karşı yazılmış bir hicivdir. Romanın başında Candide'nin öğretmeni olan Pangloss, bu felsefeyi temsil eder. Pangloss, başından ne kadar felaketler ,savaşlar, hastalıklar, tecavüzler , depremler ve engizisyon geçerse geçsin herşeyin bir sebeple olduğunu ve iyiye hizmet ettiğini savunur. O bu savını teolojik bir felsefe dayandırıyordu. Bu felsefeye göre Tanrı mümkün dünyaların en iyisini yaratmıştı ve olacak olan her şey de o zaman iyidir. Pangloss bu düşüncesini Candide ve diğer öğrencilerine de benimsetir.Voltaire karakterlerini dünyanın dört bir yanına savurup onlara her türlü acıyı çektirerek bu felsefeyi gülünç bir duruma düşürür. Voltaire göre dünyadaki kötülüğü iyidir diye bu felsefe adı altında göstermek acı çekenlere karşı büyük bir duyarsızlıktır. Voltaire bu teolojik felsefenin yanlışlığını göstermek için dönemin kurumlarını, kilise ve dini kitap boyunca ironik bir dille eleştirir. Sınıf ayırımının ve savaşların anlamsızlığını roman boyunca vurgular. Hatta bu anlamsızlığı vurgulamak için Candide'yi her şeyin altın olduğu savaşın, suçun ve çatışmanın bulunmadığı El Dorado ülkesine götürür. Ancak Candide burada kalmaz. Voltaire burada da bize mesajını verir. Kusursuz bir ütopya ancak bir hayal ürünüdür, insanlar yine kendi gerçeklerinin ve arzularının peşinden gider. Voltaire göre Leibniz'in iyimserliği insanı tembelliğe itiyor. Eğer içinde yaşadığımız dünya zaten mümkün olanların en iyiyse, o zaman adaletsizliği düzeltmeye , hastalıkları iyileştirmeye ya da haksızlıklara karşı savaşmaya gerek yoktur; çünkü her şey zaten olması gerektiği gibidir. Eğer her şey mümkün olan dünyaların en iyiyse o zaman kötülüğü değiştirmeye çalışmak Tanrı'nın planına karşı gelmek
Candide Yahut İyimserlikVoltaire · Say Yayınları · 20197bin okunma
9/10
·479 syf.··
Beğendi
·
2026 27. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 15:43
Bazı kitaplar okunur ve unutulur, bazıları ise insanın içine yerleşir. Tehlikeli Oyunlar benim için ikinci türden bir kitaptı. Hikmet Benol’un karmaşık dünyasında dolaşırken çok güldüm, çok düşündüm ve zaman zaman kendimle karşılaştım. Oğuz Atay’ın dili kullanış biçimi beni en çok etkileyen şey oldu. Kelimelerle adeta oyun oynuyor; bazen bir cümlede güldürürken birkaç satır sonra insanın içine dokunmayı başarıyor. Bu yüzden Tehlikeli Oyunlar benim için yalnızca okunan değil, hissedilen bir kitaptı. Atay’ın ironisi hiçbir zaman yüzeysel değil; mizahının altında yalnızlık, yabancılaşma ve anlaşılma arzusu saklı. Ben de kitabın mizahi yönüne sık sık güldüm ama her kahkahanın ardından içimde hafif bir hüzün kaldı. Hikmet Benol ise unutulması zor bir karakter. Onu tanımak, insanın kendi içindeki karmaşayla karşılaşması gibi. Sürekli düşünen, sorgulayan, kendisiyle mücadele eden bu karakter bazen çok komik, bazen de insanı derinden yaralayacak kadar gerçek. Özellikle “Albayım” diye başlayan bölümler benim için kitabın zirvesiydi. O satırlarda hem dostluk hem özlem hem de insanın kendine tutunma çabası vardı. Tehlikeli Oyunlar, beni hem çok güldüren hem de uzun süre düşündüren nadir romanlardan biri oldu. Kitabı bitirdiğimde elimde sadece bir roman değil, zihnimde yaşamaya devam eden cümleler vardı. Oğuz Atay’ın zekâ dolu kelime oyunları ve hüzünle iç içe geçmiş mizahı sayesinde bu roman benim için sadece bir okuma deneyimi değil, uzun süre etkisinden çıkamayacağım bir yolculuk oldu. Tehlikeli Oyunlar 1000Kitap Destek Oğuz Atay
Alıntı
Tehlikeli OyunlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202538,9bin okunma
Puan vermedi·272 syf.··
2026 25. kitabı
Eveet bir sürü duygu gelgiti yaşadığım, kitap bittiğinde öfke duygusuyla kaldığım bir okuma oldu. Açıkçası kitabın isminden sebep , kitaba başladığımda Tess Gerritsen tadında bir “serial kil*ler” okuması yapacağımı düşünmüştüm ki o tarz polisiye/ gerilim kitaplarını çok severim. Ama yazarımız kitapta öyle bir yapı inşaa etmiş ki.. öyle bir roman olmuş ki! Kitap her iki tarafın anlatımı şeklinde yazılmış. ilk önce kendi halinde kelebek koleksiyoncusu bir gencin, saplantılı aşkını okuyorsun. Sonra bu saplantının insanı,birini tutsak etme noktasına sürüklerken, hayatının sadece bu fikirle dolduğunu okuyorsun. Tutsak olanın gözünden okurken psikolojik gerilime geçiyorsun.. Daha sonra iki zıt tarafın mebcuri ilişkisine, dirence, boyun eğmeye şahit oluyorsun. Sonra aşırı şeylerin taraflara ne yaptığını görüyorsun. Bence bu kitap her okuyucunun elinde başka başka anlamlar kazanıyor. Benim penceremden Okumaya saplantılı aşık Frederick in gözünden başlıyorsun. Aşkı ilk başta masum ve acınası geliyor. Ama saplantısını eyleme döküp Miranda’yı tutsak etmesi ile ne kadar ileri gideceğini sorgulatıyor. Onun gözünden eylemleri ve kafasında taptığı Miranda’yı okuyoruz. (Ki Miranda gözümde canlandı öyle güzel anlatmış yazar sağolsun) İkinci sahnede Miranda’nın günlüklerinden, Miranda’nın açısından olanları okuyoruz.Miranda’nın özgürlüğü düşlemesi, kurtulacağı, ışığı göreceği günü beklemesi, kendini/kendisine dayatılan, yaşadığı hayatı sorgulaması,kuralları, umutları.. Miranda’nın günlüğünü okurken Caliban ın ezikliğine, yalnızlığına, kibarlığına üzüldüm. İlk bölümde kendi gözünden okurken nefret ettiğim karakteri, ikinci bölümde mağdurun gözünden okurken ona acıdım. (Bu bölümü okurken açıkcası biraz sıkıldım. ) Son bölümü Frederick in gözüyle okuyoruz. Bu bölümle ilgili fikrimi spoiler
KoleksiyoncuJohn Fowles · Ayrıntı Yayınları · 202410,9bin okunma
Reklam
Reklam