KAFNU'YA MEKTUP
Ah Kafnu... Seni ne kadar özlediğimi bir bilsen. Keşke son zamanlarda yaşanan tüm bu kâbuslar sadece kötü bir rüya olsaydı. Keşke o kırılma noktasında zamanı geriye sarabilseydim ve biz hiç küsmeseydik. ​Senden sonra esen rüzgarlar bana fısıldadı; arkamdan çok ağlamışsın, beni ortak arkadaşımıza sormuşsun, izimi aramışsın... Bilmeni isterim ki, senden gitmeyi ben asla istemedim. Sadece anlık bir öfkeye, kör bir inadına yenildim. O boşlukta beni sevene, ya da beni sevdiğini sandığım bir gölgeye sığınmayı tercih ettim. Ama insan yanılınca anlıyormuş; gerçek sevginin, gerçek yuvanın sadece sende olduğunu canım yandığında öğrendim. Beni en zor zamanımda, yapayalnız bırakıp gittiklerinde anladım senin değerini. ​Şimdi içim kavrularak "keşke" diyorum. Keşke bir şansım daha olsaydı. Keşke o gün gururumu bir kenara bırakıp barışmak için sonuna kadar mücadele edebilseydim. Ama bana öyle bir "git" demiştin ki, kalmak sanki sana saygısızlık, kendime yüzsüzlük gibi gelmişti. ​Sahi Kafnu, aşkta yüzsüzlük olur mu? Seven insan, sevdiği için her şeyi göze alamaz mı? ​Şimdi sadece hayalinle konuşuyorum. Keşke bu kelimeler doğrudan senin kalbine ulaşsa, keşke gerçekten sesimi duyabilsen. İçimde amansız bir korku var; ya beni terslersen, ya beni sana geldiğime pişman edersen? Bu korku ayaklarımı bağlasa da gözlerim hep sende. Bana tek bir işaret ver, "gel" de yeter. ​Yüreğimden dökülen bu sessiz çığlıkları, yazdıklarımı görüyor musun Kafnu?
1000Kitap
Kimse kendini kötü biri olarak görmez
😇 İnsan zihni bazen eski bir tiyatro sahnesine benzer. Dekor değişir, ışık değişir, oyuncular değişir; ama oyunun özü aynı kalır. İnsan da çoğu zaman yaptığı şeyi değiştirmeden önce yaptığı şeyin hikâyesini değiştirir. Çünkü insanın kendini tamamen ‘zalim’, ‘bencil‘ ya da ‘vicdansız‘ biri olarak taşıması kolay değildir. Ruh, kendine bakabildiği görüntüyü korumak ister. Bu yüzden insan başkalarına söylediği yalanlardan çok, kendine anlattığı hikâyelerle yaşar. Birini kırdığında bunu ‘dürüstlük’ olarak anlatır. İnsan kullanmaya ‘hayatın gerçeği’, küçümsemeye ‘eleştirel düşünce’, acımasızlığa ise ‘güçlü karakter’ adını verebilir. Çünkü insan çoğu zaman davranışını değiştirmeden önce davranışının ahlaki anlamını değiştirir. Belki de insan ruhunun en ilginç taraflarından biri budur. İnsan her zaman gerçeği inkâr etmez. Bazen yalnızca gerçeğin adını değiştirir. İlk bakışta küçük görünen bu değişiklikler aslında insanın vicdanıyla kurduğu ilişkinin merkezinde durur. Çünkü insanın en uzun ilişkisi başkalarıyla değil, kendisiyle yaşadığı ilişkidir. İnsan geceleri yatağa başını koyduğunda yanında kalan şey başarıları, ilişkileri ya da toplumsal statüsü değil; kendisi hakkında kurduğu hikâyedir. O hikâye bozulduğunda insanın iç dengesi de sarsılmaya başlar. Vicdanın dili İnsan neden kendini sürekli haklı hissetme ihtiyacı duyar? Çünkü benlik algısı yalnızca psikolojik değil, aynı zamanda varoluşsal bir meseledir. İnsan kendisini kötü biri olarak gördüğünde yalnızca davranışı değil, bütün kimliği tehdit altında hisseder. Bu yüzden zihin savunmalar üretir. Bahaneler çoğu zaman başkalarını kandırmak için değil, içerideki düzeni korumak için kurulur. __Albert Bandura’nın tarif ettiği ‘ahlaki çözülme mekanizması‘ tam da burada ortaya çıkar. İnsan
Makale|Yazı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Suriye'nin Yeniden Dizaynı: Stratejik Sessizlikten Kurumsal Rehabilitasyona I. Giriş: Yanlış Soruların Esareti Buckingham Sarayı'nın altın yaldızlı salonlarında iki adam el sıkışıyor. Biri İngiltere Kralı III. Charles. Diğeri, bundan yalnızca bir yıl önce üzerine 10 milyon dolar ödül konmuş, ABD'nin terör listesinde adı geçen Ebu Muhammed el Şara. Bu fotoğraf bir soruyu zorunlu kılıyor: Bu nasıl mümkün oldu? Ortadoğu coğrafyası üzerine yapılan analizlerin büyük çoğunluğu bu soruyu sormaz. Bunun yerine daha güvenli, daha sığ sorularla yetinir: "IŞİD neden bu kadar güçlendi?" veya "Esad neden düştü?" Oysa doğru sorular çok daha rahatsız edicidir: IŞİD kimin işine yaradı? Şara'yı kim, ne zaman ve hangi araçlarla rehabilite etti? Ve tüm bu kaosun sonunda kim kazandı? Bu makale, Suriye'de yaşananların ne bir tesadüf ne de öngörülemeyen bir "blowback" mekanizmasından ibaret olduğunu savunuyor. Ortada, adım adım ve çok aktörlü biçimde inşa edilmiş bir bölgesel dizayn var. Ve bu dizaynın mimarlarını bulmak için komplo teorisine değil, yalnızca sonuçlara bakmak yeterli. II. Blowback'ten Öte: IŞİD ve Güç Boşluğu 2003 yılında ABD'nin Irak'ı işgali, sadece bir rejimi devirmenin çok ötesine geçti. Ordular lağvedildi, devletin kurumsal hafızası silindi, onlarca yıllık güvenlik bürokrasisi bir gecede yok edildi. Geriye devasa bir güç boşluğu kaldı. IŞİD bu enkazdan beslendi, büyüdü ve zamanla Suriye iç savaşının yarattığı ikinci boşlukta gerçek bir devlet gibi hareket etmeye başladı. Buna "blowback" deniyor: Bir müdahalenin, müdahale edenin öngöremediği yıkıcı sonuçlar doğurması. Daha önce de görülmüştü; 1980'lerde Sovyetlere karşı CIA tarafından beslenen Afgan mücahidleri, zamanla El Kaide'ye dönüşmüştü. Ancak blowback teorisi, IŞİD söz konusu olduğunda kritik bir soruyu
1000Kitap
Öteki ben!
Karanlıkta kalmış ruhum, Aydınlığı arzu eder benliğim, Barikatlarla kapatılmış yollarım, Zindana hapsolmuş öteki ben. Yalanlar gökyüzüne gökdelen gibi yükselir, Gölgesi değişimin kalbini örter, Konfor bir anıt gibi zihinlere dikilir, Sahte gülüşler, hayatın başkentidir. Öteki ben savaş emrini verir, Kararlılık ve cesaret saldırıya geçer, Mücadele destanı, dürüstlük tepesinde dalgalanır, Kahramanlık şarkıları, cesur yüreklerde daima söylenir. Gerçek özgürlük gelinceye kadar, Öteki ben, bir neferdir... Faruk.
Şiir
Evinin camından uzaklara dalmıştı … Bir dağ rahatlatıyordu onu … Gözlerinden akan sıcak yaşları memesinden akan sütün acısı hatırlatıyordu… Oniki kişi bir odaya sığışmıştı … Hayatı boyunca tek bir adam tarafından bu kadar insan ; eleştirilmekten koskoca bir evde minicik bir odada bulmuştu mutluluğu… Kendilerince gülüyordu … Bir bağırma sesiyle irkiliyordu hepsi ve susuyordu … Biraz sonra anneleri uyarma niyetiyle gelip o da katılıyordu sessiz huzura … Kendini Allah mı sanıyordu adam … Bu ne hiddet bu ne öfke …Yok yere … Şimdi sessiz bir odada yanlız başına mücadele ediyordu kanserle … Yalnızdı yalnız kalmıştı … Gerçek yaşamdan esinlenilmiştir …
"Kutuplaşma ve İnsan Psikolojisi"
İnsan zihni, dünyayı anlamlandırabilmek için karmaşık gerçeklikleri çoğu zaman basit kategorilere ayırır. "Biz ve onlar", "haklı ve haksız", "iyi ve kötü" gibi ikili ayrımlar, belirsizlik karşısında zihne güven hissi verir. Ancak bu eğilim, toplumsal ve siyasi kutuplaşmalarda daha güçlü bir hâl alabilir ve bireylerin savundukları fikirleri sorgulamadan, hatta zaman zaman fanatik bir şekilde savunmalarına neden olabilir. Bir insan bir görüşü benimsediğinde, zamanla o görüş yalnızca bir fikir olmaktan çıkar ve kimliğinin bir parçası hâline gelir. Artık saldırıya uğrayan şey sadece bir düşünce değil, kişinin kendisidir. Bu nedenle karşıt görüşlerle karşılaşmak, bazı insanlarda mantıksal bir tartışmadan çok kişisel bir tehdit hissi yaratır. Böyle durumlarda amaç gerçeği bulmak değil, ait olunan grubun haklılığını korumak olur. Psikolojide buna yakın süreçlerden biri "onaylama yanlılığı" olarak bilinir. İnsanlar çoğu zaman mevcut inançlarını destekleyen bilgileri arar, bunları daha kolay kabul eder ve inançlarıyla çelişen verileri görmezden gelir. Çünkü yanlış çıkmak yalnızca bir hata yapmak anlamına gelmez; bazen yıllarca savunulan bir kimliğin, bir aidiyetin veya bir dünya görüşünün sarsılması anlamına gelir. Kutuplaşmanın derinleşmesinde aidiyet ihtiyacı da önemli bir rol oynar. İnsan sosyal bir varlıktır ve bir gruba ait olmak psikolojik güvenlik sağlar. Bir grubun üyesi olan birey, zamanla grubun değerlerini kendi değerleri gibi görmeye başlar. Grup tarafından kabul edilmek ödüllendirici, dışlanmak ise acı verici bir deneyimdir. Bu nedenle bazı insanlar kendi görüşlerinden şüphe duysalar bile grubun genel çizgisini savunmaya devam ederler. Bir başka etken ise belirsizlik korkusudur. Kesin cevaplar insanlara rahatlık verir. Oysa gerçek dünya çoğu zaman gri alanlarla
Psikoloji