Destanarjin, Manuşyan'ı inceledi.
18 Eki 17:53 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Misak Manuşyan'ın 1906'da Adıyaman'da başlayan hayatı, I.Dünya Savaşı'nın, İspanyol İç Savaşı'nın, komünizm düşmanlığının ve otoriter rejimlerin Fransa'ya savurduğu binlerce "yabancı"nınkiyle, Paris'te kesişiyor. Dilini bilmediği, sokaklarını tanımadığı bu şehirde, Manuş'un şiiri, müziği, edebiyatı elden bırakmadan kültürünü yaşatma çabası, zamanla tüm halkların özgürlüğünü koruma mücadelesine, insanları yaşatma mücadelesine dönüşüyor. Misak Manuşyan ve 22 dava arkadaşının 21 Şubat 1944'te kurşuna dizilerek sonlanan hayatları, direnişi şiddetten ayıran çizginin özgürlük mücadelesi anlamına geldiğini, özgürlüğün olmadığı yerdeyse ne bir halkın, ne de bir aşkın kendini gerçek anlamda var edebileceğini bir kere daha gösteriyor.

Tuba Toklu, bir alıntı ekledi.
17 Eki 22:05 · Kitabı okuyor

''Özgürlüğü keşfetmek bir bilinç meselesi, keşfedilen özgürlüğü yaşamak için yeterli güce sahip olma ve cesaret meselesi.''

Gerçek Özgürlük, Doğan Cüceloğlu (Sayfa 86)Gerçek Özgürlük, Doğan Cüceloğlu (Sayfa 86)

Esaret
“Yargılar gelir peşi sıra, durmak bilmeden. İşte o zaman anlar insan bazen esaretin gerçek özgürlük olduğunu. Bedenin esaretidir ruha özgürlüğünü veren…”

Tuba Toklu, bir alıntı ekledi.
16 Eki 23:48 · Kitabı okuyor

'İnsanın gerçek kimliğini, hayatını nasıl anlamlı kıldığına bakarak keşfedebilirsiniz. Bazı insanlar dünya beni görsün diye, bazı insanlar ise dünyayı görmek için dağlara çıkar.'

Gerçek Özgürlük, Doğan Cüceloğlu (Sayfa 65)Gerçek Özgürlük, Doğan Cüceloğlu (Sayfa 65)
salih, Kelebek'i inceledi.
 16 Eki 19:24 · Kitabı okudu · 32 günde

Nihayet!
Ben bu kitabı belki on yıl olmuştur Kurtlar Vadisinde Halo Dayı hapiste okurken gördüm o zamandan beri aklımda, geçen yıl Ezel'i izlerken yine karşıma çıktı, dedim okucam bu kitabı ama 35 lira olduğunu görünce almak istemedim ta ki sahafın birinde 1973 baskısı 2. elini 5 tl'ye satıldığını görene kadar. Aldım aldığım gibi de okumaya başladım ama uzun sürdü baya.
Kitabın çok ilginç bir hikayesi var, nasıl Esaretin Bedeli ya da Cesur Yürek için sinemanın özgürlük manifestosu denir, bu kitap içinde kitapların özgürlük manifestosu deniliyor. Nedenini konusunu anlattığımda anlayacaksınız.
Öncelikle kitap gerçek bir hayattan doğrudan yaşayanı tarafından aktarılmış bir nevi otobiyografi, zaten ben gerçek hayattan esinlenilen kitap ve filmleri daha çok severim. Denzel Wastington'dır bu sebeple en sevdiğim aktör. Adamımız bir gün bir kitap okurken bakıyor kitap 200 bin küsur satılmış, diyor ki "ulan bu kitap bile bu kadar satıldıysa ben hayatımı yazsam milyon satar, köşeyi dönerim.", dönüyor da. Kitap ilk senesinde Amerika'da 5.5 milyon, Fransa'da 1 milyon, İngiltere ve Almanya'da da 1 milyon satıyor. Peki ne var bu adamın hayatında? Hırs var, azim var, mücadele var, acı var, kan var, dehşet var, şakak kemiğinden girmiş levye var...
Olay tam olarak şöyle oluyor. Adamımız işlemediği bir şuçtan dolayı kürek cezası alıyor dediğine göre (ben pek inanmadım gerçi, çünkü adamda adam öldürme potansiyeli ve içgüdüsü var) sonra güney amerika'da bir hapse gönderiliyor ama adam sürekli kaçma peşinde başarısız denemelere rağmen vazgeçmiyor tam bir Micheal Scofield. Hatta bir kaçısında kızılderililerle 8-10 ay yaşayıp yuva falan kuruyor. Sonra tekrar yakalanıp adaya sürülüyor ama adam yine planlar, entrikalar Lost'lar yine kaçıyor. Tabi böyle kolay yazdığıma bakmayın okursanız görürsünüz bu kaçışlar çok zorlu şartlarda oluyor, inanılmayacak şekilde hatta. Böyle bir sürü aksiyon, macera tam 600 sayfa sonunu anlatmıyayım artık. Edebi dil pek yok çünkü adamın edebiyatla alakası yok, ama hikaye muazzam. Beni bu kitapta en fazla etkileyense adamın Asla Pes Etme! felsefesi bu adamın yaşadıklarının yüzde birini biz yaşasak bırakırdık, kadere teslim olurduk ama Kelebek pes etmiyor.

Gökçe, Düşünceler 1 - Kavramlar'ı inceledi.
16 Eki 00:17 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Kitap yaklaşık 60 sayfadan oluşuyor ve bu yazılar 1983 yılında Günlük Diriliş Gazetesi'nde yayınlanmış yazılardır. İçindeki konular birbiriyle kesinlikle bağlantılı konulardı. Ki zaten Karakoç'un üslubu sizi bağlantıyı anlamaya sürüklüyor zaten. İçinde geçen konulardan bazılarını sayacak olursam bunlar; medeniyet kavramı, hakikat ve efsane, Darwin kuramı, tarih, öğretim ve üniversitelerdir.

Medeniyet kavramı kendi içinde üçe ayrılmış şekildedir ve muazzam bakış açısı kazandırmaktadır. Geçenler de bir arakadaşımla yaptığım konuşmaya da kendi içimde ışık tutmuş oldu kitabın bakış açısı. Eğer birkaç cümleyle özetleyecek olursam; medeniyet kültürü içinde bulunduran ama çağları da mekanları da aşan bir olgudur. Her kültürün tek bir medeniyeti yoktur ve ve bir medeniyet tek bir kültüre veya ırka dayanmaz. Örneğin Roma Medeniyeti'ni tek gerçek olarak görmek yanlıştır onun altında bir Grek patentinin yattığını bilmemiz gerek. Veya şu bilgi beni her ne kadar tahmin edilir olsa da oldukça şaşırttı. İslam medeniyetinin bugün içinde yaşadığı sorunlar Batı Medeniyetinin de bir takım sorunlar yaşaması bize etki etmektedir. Sonuç olarak biz islam kültürleri olarak eğer bazı bunalımlar geçiriyorsak sadece kendi bunalımımızı yaşamakla kalmıyor, içli dışlı olduğumuz batı bunalımını da yaşıyoruz.

Öğretim konusu örneğin yaramızı deşmeye kararlıdır. Zannediyorum ki ne kadar ilerlersek ilerleyelim -ki bu eğitim öğretim sorunlarıyla nasıl ilerlersek- bu sorunlar yakamızı bırakmayacak. Üstad kendince o zamanın sorunlarını bazı bağlamlara oturtmuş ve bunlara da çözüm bulmuş ama ne yazık ki bulunan sorunlar şuan hala devam etmekte. Merak ettiğim şu oldu mesela şuan tekrar yazmak istese üstad bunları acaba kaç tane daha yeni sorun bulacaktır?

Üniversitelere gelecek olursak; ünivesiteler gelişmeye açık olmalıdır. Her türlü bilginin girdiği, özgürlük naralarının atıldığı bu okullarda kaliteli bşr eğitim verilmeli ki gençler doğrularını bulabilsinler yoksa ancak başkalarının doğrularına inanırlar.

Sonuç olarak tabii ki bir Sezai Karakoç kitabını her hâlükarda okuyun.

Rojhilat (Zezé), bir alıntı ekledi.
15 Eki 18:37 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Burası arzu ve emel Cenneti, sonu ve başlangıcı olmayan bir yokluk alanıdır. Burası boş gösterişi ile dolu bir saray, her misafirini işkencelerle yok eden bir misafirhanedir; ilerisi zevk ve özgürlük boşluğu, birlik ve gerçek dünyadır.

A'mak-ı Hayal, Filibeli Ahmed Hilmi (Sis Yayıncılık EPUB)A'mak-ı Hayal, Filibeli Ahmed Hilmi (Sis Yayıncılık EPUB)

HÜSEYİN ÜTÜN VE APARTMAN SAKİNİ
Şehirlerin üzerine sadece güneşler doğmaz, yağmurlar yıkamaz sadece kaldırımları. Uzak ormanların sisleri yayılır bazen üzerimize, binalar korkudan, karanlıklardan, hayallerden suretler giyer. Nasıl ki dolunay yalnızca kurtların dikkatini çekerse, böyle manzaralar da içimizden yalnız "kalabalıktan olmayanlar"ın dikkatini çeker. Harabelerde suretler görmek, ilhamı boğan apartman dairelerinde acı çeken insanların seslerini duymak, sıradanlıktan, karmaşadan şiir damıtmak, böyle adamların harcıdır.
Heybetli şairler gözlerini bir takım büyüklüklere dikmişlerdir ve tabiatın şiddetiyle kamçılanırlar. Fakat onlar bile sıradanlıktan ürkerler. Öyle zamanlar olmuştur ki, bir apartmanın mide bulandırıcı tekdüzeliği, dev bir kalemin mürekkebini kurutmaya yetmiştir. Yani büyük sanatçı, apartmanları görünce başını çevirir. İnatla gökyüzüne bakmaya çalışır. Çünkü buraların burjuva sanatkarlarının, ucuz kalem işçiliklerinin ve görkemli olmaktan uzak hayatların mekanı olduğunu bilir. Bir çok efemine züppe bu apartmanlardan dram adı altında yavan, ürpertmeyen, sarsmayan, kırmayan, tahrip etmeyen, yıkmayan, dolayısıyla yeniden yapamayan harc-ı alem şeyler üretmiştir. Buralardan çıkmış, buraları anlatan romanların, hikayelerin, şiirlerin, filmlerin sentetik hatıraları tabiatın çarpıcılığına, semaların ihtişamına ve yıldızların yerlerine yemin eden sanatçıyı kendinden uzaklaştırmıştır.
Evet Hüseyin Ütün gözlerini bir apartmana dikiyor. Sıradan bir semtin, sıradan bir apartmanına... Ve buradan bir roman devşiriyor. Kitabı o buruk hatıralar ve sentetik tatlarla elimize alıyoruz. Ve orada o apartman dairesinde, ormanların sislerini, harabelerde gezinen hayaletleri, şehrin üzerini örten sisleri buluyoruz. Asansörle çıkılan, "kale" marka anahtarla açılan, vestiyeri, saç kurutma makinesi, elektirk süpürgesi, çöp kutusu ve aspiratörü olan, cep telefonu kullanılan, televizyon izlenilen, üçlü koltuktan sarkan ayaklarımızla parkelere bastığımız bir evden bir sanat eseri çıkarmaya çalışmak... İşte bunun için uğraşmış bu romanda. Yani cesaret etmiş. Ve parkeleri kırıp içinden öfke, keder, iç sıkıntısı, aşk, ürperiş, diriliş ve dram çıkarmış.
Ne köy vaizlerinin kof bilgeliği var sözlerinde, ne burjuva bilgeliğinin kof köylülüğü. Tuhaf bir adam Hüseyin Ütün ve bu yüzden tuhaf görünmeye çalışmıyor. Düşünceleri, dertleri kendine özgü. İşte tam da bu yüzden evrensel. Bu roman dünyanın her yerinde okunabilir ve büyüklerin düşüncelerini fethetmiş gerçek bir filozofun bile arada parmağını sayfaların arasına koyup düşünmesini sağlayabilir.
Temelsiz evliliklerimizi, sudan sebeplerle ayrılışlarımızı, özgürlükten başka her şeye benzeyen özgürlük arayışımızı, insanlığın en büyük mezar taşları olan apartmanların öğüttüğü insan yanımızı, tam da şehir terbiyesi almamış bir adam gibi yüzümüze çarptığında düşünmek zorunda kalıyoruz.
Bir ilk roman bu ve her ilk romanın taşıdığı zaaflara sahip. Fakat yazarının kocaman bir yüreği olduğunu, kendine has olduğunu ve 21. yüzyıl Türk Romanının en "has" adamlarından biri olacağını hemen anlıyorsunuz.
İşte bu yüzden tavsiye ediyorum.

Rafet Elçi

Rojhilat (Zezé), bir alıntı ekledi.
14 Eki 11:21 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

"Biz her şeyi keyifli yapmayı yeğleriz."
"Ben keyif aramıyorum. Tanrı'yı istiyorum, şiir istiyorum, gerçek tehlike istiyorum, özgürlük istiyorum, iyilik istiyorum. Günah istiyorum."
"Aslında," dedi Mustafa Mond, "siz mutsuz olma hakkını istiyorsunuz."
"Öyle olsun," dedi Vahşi meydan okurcasına, "mutsuz olma hakkını istiyorum."
"Eklemek gerekirse, ihtiyarlama, çirkinleşme ve iktidarsız kalma hakkını da istiyorsunuz; frengi ve kansere yakalanma haklarını, açlıktan nefesi kokma hakkını, sefil olma hakkını, sürekli yarın ne olacak korkusu içinde yaşama hakkını, tifoya yakalanma hakkını ve her türden ağza alınmaz acıyla işkence çekerek yaşama hakkını da istiyorsunuz."
Uzun bir sessizlik oldu.
Sonunda Vahşi, "Hepsini istiyorum," dedi.

Cesur Yeni Dünya, Aldous Huxley (Sayfa 192 - İthaki Yayınları EPUB)Cesur Yeni Dünya, Aldous Huxley (Sayfa 192 - İthaki Yayınları EPUB)
Kalemimden duygular, Gerçek Hesap Bu!'u inceledi.
12 Eki 21:39 · Kitabı okudu · 157 günde · Beğendi · 7/10 puan

Nejat işler sevdiğim bir oyuncu ve yazardır.Bavul dergisinde de yazardır aynı zamanda.Kendine has tavrı,kimseyi umursamaması,düşüncelerindeki özgürlük,samimiyet benim onu sevmem için yeterli bence.Bu kitap da kendisi gibi samimi.Kitabı okurken karşılıklı sohbet ediyor hissine kapılıyor insan.Sanki eski günleri konuşuyor gibi oluyorum.