Puan vermedi·104 syf.··
Beğendi
·
2026 52. kitabı
Bu kitap için "sevmedim" diyemem ama "bayıldım" demek de içime sinmiyor. Çünkü ortada çok güzel bir fikir var ama ben ona bir türlü doyamadım. Aslında kitabı Noah için övmek istiyorum. Çünkü uzun zamandır bu kadar nazik, anlayışlı, sabırlı ve gerçekten seven bir erkek karakter okumamıştım. Ama tam da bu yüzden ona daha fazla yer verilmesini istedim. Daha çok Noah okumak, onun dünyasında biraz daha kalmak istedim. Konusuna gelirsek... Thibodeaux Mezarlığı'nda çalışan Noah, işini bitirip evine gitmeye hazırlanırken bir ses duyuyor. Sevgililer Günü olduğu için bunu başta mezarlıkta vakit geçiren bir çifte yoruyor. Fakat sesler giderek bir yardım çığlığına dönüşüyor ve geldiği yer sabah kendi elleriyle gömdüğü kişinin mezarı oluyor. Emma... Noah'ın lise yıllarından beri âşık olduğu Emma. Ve Emma aslında yaşıyor. Onu mezardan çıkardıktan sonra ortaya çıkan gerçekler ise tam anlamıyla sinir bozucuydu. Kocası Beau tarafından manipüle edilmiş, aldatılmış, maddi sorunlardan habersiz bırakılmış ve sürekli küçümsenmişti. O anlarda benim sinir katsayım tavan yaptı ama Noah hepimizin yerine öfkelendi diyebilirim. Neyse ki Emma, hak ettiği değeri ve özeni sonunda görmeye başladı. Hem de her anlamda. Konu gerçekten çok ilgi çekiciydi, karakterler de güzeldi ama ben daha fazlasını istedim. Daha fazla Noah, daha fazla duygu ve daha fazla derinlik... Bu arada kitapta yetişkin içerik bulunduğunu da söylemeden kaçmayayım.
Kavuşamayan AşıklarNavessa Allen · İndigo Kitap · 2026127 okunma
UYANIŞ MI VAZGEÇİŞ Mİ?
10/10
·292 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
Bu kitapla ilgili inanılmaz çıkarımlar varsayımlar sebep sonuçlar yazmak mümkün.. 1600'lü yıllarda yazıldığını düşünürsek hayran olmamak gerçekten elde değil. Don Kişot tanıdığım en şapşal, tatlı ve komik, kendi iç dünyasında bir adalet anlayışı olan illüzyonlardan var edilmiş bir karakter olmasına rağmen nasıl bu kadar gerçek hissettirebilir kendini bana bilmiyorum.. Retorik anlamda gelişmiş konuşma ve ikna becerisine sahip biri. Onun kitaplara ve okumaya düşkün olduğunu biliyoruz ve aslında bu kahramanlığa özenmesi gayet doğal değil mi?(haha bi an onun avukatı gibi hissettim) Uzun zaman sonra bir karakterin beni bu denli etkilemesi öyle ruhuma dokundu ki son sayfaları okumaya yüreğim zor el verdi.. Evet, hepimiz aslında kendi hayatlarımızın kahramanı değil miyiz.. onun da tam olarak yapmaya çalıştığı buydu. Birisi olmak, bir şeyler başarmak, en çok da kendine kanıtlamak istemesi her ne kadar aşık olduğu kadın için yaptığını söylese de bütün bunları kendini kanıtlama çabası mevcut. Süreklilik onu ayakta tutan şey, bir şeylerle mücadele ettiğine inanmak ve yenmek onu hayatta tutuyor. Peki kendini bulabildi mi Don Kişot bunu soruyorum kendime? Kendi yolumda ben de kendimi ararken, aslında bazen gerçeklere ben de nasıl göz yumdum diye sordum kendime. Zira gerçekler ağırdır kabullenmesi tıpkı köyüne dönmenin ona aslında bir hiç gibi hissettirmesi gibi. Bütün bu zaman boyunca kendini mi kandırdı yani? Gayesi hiç görmediği bir kadına olan kavuşma arzusu diye kendine inandırdığı.. Her şeye rağmen Don Kişot bize cesur olmayı ve korkmamayı öğretiyor aslında gerçek yenilmez bir savaşçı olmamasına rağmen öyle olduğuna inanması garip bir şekilde manipülatif etkiler yaratıp işe yarayabiliyor. Bir şeye ne kadar inanır öyleymiş gibi yaparsan ona dönüşmen gibi. Biraz da bu açıdan
Don KişotMiguel de Cervantes · Yapı Kredi Yayınları · 202127,5bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Otlar ve Ölüler Arasında
Puan vermedi·108 syf.··
Beğendi
·
2026 90. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 15:48
Hatice Mert Yunak, Otlar ve Ölüler Arasında ile bağımsız öyküleri birbirine bağlayarak okura adeta gizli bir roman deneyimi sunuyor. Kitap, bir Ege kasabasında, bir karakterin çevresindeki evlere ve tarlalara bakışıyla kapılarını aralarken; yazar da bu izi sürerek kamerayı o komşu duvarların arkasına, ailelerin gizli dünyalarına çeviriyor. Ancak dışarıdan homojen görünen o yuvaların içine girildikçe, her bir çatı altında aslında ne kadar derin bir yalnızlığın, aile içi mesafelerin ve bugünkü insanı şekillendiren çocukluk yaralarının saklı olduğu görülüyor. İlk başta dışarıdan bir gözle tanık olduğumuz o başlangıç noktasına, kitabın sonunda bu kez bambaşka bir iç sesle yeniden dönülmesi ise esere kusursuz bir çember kurgu katıyor. Otlar ve Ölüler Arasında, dışarıdan zannedilen hayatlar ile içeride yaşanan gerçekler arasındaki o çarpıcı mesafeyi kasaba insanının durgun yalnızlığı üzerinden son derece şiirsel ve özgün bir dille aktarıyor.
Otlar ve Ölüler ArasındaHatice Mert Yunak · Ketebe Yayınevi · 20269 okunma
7/10
·328 syf.·
2026 108. kitabı
Açıkçası çok fazla beklentim olduğu için sanırım beklentimin biraz alt altında kaldı bu kitap. Rai ve Kyle Rina okumaya başladığımdan beri kesinlikle okumak istediğim bir çift de onların bir araya gelişini gerçekten merak ediyordum ki bundan çok öncesinde de ülkemizde yayınlanan yalan üçlemesini okuduğumda da Rae karakterini orada gerçekten çok merak etmiştim. Ama yalan üçlemesi ve canavar üçlemesinden sonra bu kitaplar bana biraz daha basit geldi sanırım sıralamaya uymadan okumanın da bedeli. Muhtemelen önce bu kitapları okumuş olsaydım daha çok severdim ama yine de kötü değildi birine kent imzası taşıdığı için benim için zaten kesinlikle güzel. Son sayfalara kadar aksiyonun devam etmesi ve Rina’nın bize her seferinde farklı bir ters köşe vermesini çok seviyorum. Burada da yine pek çok ters köşe vardı ve güzeldi. Rai’nın oyunu, Kyle’n vazgeçmemesi ve sonlarda ortaya çıkan gerçekler.. güzel bağlanmıştı kitap dediğim gibi beklentim daha yüksek olduğu için çok daha farklı ve daha güçlü bir hikaye beklerdim ama kötü değildi.
1000Kitap
İntikam TahtıRina Kent · Ren Kitap · 202657 okunma
Çocukların anlamadığını sananlar…
7/10
·88 syf.··
2026 88. kitabı
Stefan Zweig’in Mürebbiye adlı öyküsü, yetişkinlerin gizlemeye çalıştığı gerçeklerin çocukların dünyasında nasıl karşılık bulduğunu anlatıyor. Büyükler çocukların hiçbir şey anlamadığını düşünse de çocuklar çoğu zaman söylenmeyenleri hissedebiliyor. Zweig, olayları çocukların gözünden aktararak onların duygularını ve yaşadıkları karmaşayı başarılı bir şekilde yansıtıyor. Hikâye kısa olmasına rağmen çocukluk, masumiyet ve yetişkinlerin hataları üzerine düşündürüyor. Kitabı okurken bir kez daha şunu düşündüm: Çocuklar her şeyi anlayamayabilir ama birçok şeyi hissederler. Bazen yetişkinlerin saklamaya çalıştığı gerçekler, çocukların sessizce taşıdığı yüklere dönüşebilir. Kısa ama etkili bir Zweig öyküsü.
MürebbiyeStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202132,8bin okunma
Bir Kadının Değil, Bir Sistemin İdamı
Puan vermedi·112 syf.·
2026 85. kitabı
Bu kitap bir hikâye değil. Bu, bir insanın sistematik şekilde parçalanışının kaydı. Sıfır Noktasındaki Kadın bana şunu net gösterdi: Bazı hayatlar “yaşanmış” bile denmeyecek kadar ağır. Çünkü yaşamak dediğin şey burada sadece nefes almak değil; sürekli aşağılanmak, sürekli itilmek, sürekli birilerinin elinde şekil almak. Ve en rahatsız edici kısmı şu: Kimse buna “anormal” demiyor. Kitapta Firdevs’in başına gelenler tek tek anlatılmıyor aslında; bir düzenin rutini gibi aktarılıyor. Ve bu rutin insanın sinirini bozan şey tam olarak bu. Çünkü şiddet bile sıradanlaştırılmış. Şu cümleyi okuyunca zaten her şey kopuyor: “Çalmanın günah olduğu besbelli değil miydi; ya adam öldürmek, bir kadının namusunu kirletmek, adaletsiz davranmak, bir insanoğlunu dövmek suç değil miydi?” Bak burası önemli: Kitap sana “kötü insanlar” hikâyesi anlatmıyor. Direkt şunu soruyor: Siz neyi suç sayıyorsunuz? Ve cevap çok net: Güçlü olanın yaptığı şey suç değil. Firdevs’in hayatı boyunca yaşadığı şey tam olarak bu çarpıklık. Bir kadın düşün: Doğduğu andan itibaren kimse ona “sen varsın” demiyor. Hep “sen birisin ama birine göre” diye yaşatılıyor. Ve sonra o kadın büyüyor. Ve sistem diyor ki: “Sorun sende.” Yok böyle bir şey. En sinir bozucu kısım şu: “Özgüvenim sarsılmaya başlamıştı; zor günler yaşıyordum… Onun yanında ben, yerlerde sürünen milyonlarca böcekten biriydim.” Bu sadece Firdevs’i anlatmıyor. Bu, bir insanın nasıl sistematik şekilde küçültüldüğünün özeti. Ve en korkunç tarafı şu: Bunu yapan tek bir kişi değil, bir toplum. Sonra şunu okuyorsun: “Her dakika önümden binlerce göz geçiyordu; fakat ben onlar için yoktum.” Bu artık bireysel acı değil. Bu direkt görünmezlik. Yaşıyorsun ama yoksun. Nefes alıyorsun ama kimse seni insan saymıyor.
Sıfır Noktasındaki KadınNevâl El-Seddavi · Metis Yayınları · 202526,3bin okunma