Daha geçen yıl Magazin Gazetecileri Derneği'nin ödül töreninde yılın en iyi sanatçısı ödülünü alırken, "Şu anda hazırladığım ve önümüzdeki günlerde yayınlayacağım albümde bir Kürtçe şarkı söyleyeceğim ve bu şarkıya bir klip çekeceğim" dediği için, adeta linç edilmişti salonda. Sahneden inince bir nefret imparatorluğunun içine düşmüş, 10. Yıl Marşı okuyanların, masasına çatal bıçak fırlatanların ve bet sesleriyle yuhalayanların arasında kalıvermişti. Çok mu fena bir şey söylemişti? Onun radyonun rengine uygun olmadığını iddia eden Veysi'yi hatırladım. Neydi bu adamın herkesin ahengini bozan renkleri? Ve bu renkler neden böylesine korkutuyordu herkesi? Bu olaydan bir süre sonra vakti zamanında Almanya'da verdiği bir konserin kayıtları ortalığa döküldü. Gerisi, bir çadır tiyatrosu. Neticede uzaklara gitmek zorunda kaldı. Sonra o kasım günü, Paris'te, olmak istediği yerden iki bin kilometre uzak bir mesafede, mevsimin adına yaraşır bir yaprak dökümüne ayak uydurarak, geride özlediği toprağını, sevenlerini, küfredenleri, havada uçuşan çatal bıçak seslerini ve dahi kır çiçeklerini bırakarak son nefesini verdi. Ahmet Kaya'yı kırk üç yaşında öldüren kalp krizi zamansız değildi de neydi?
Sayfa 317 - Hep kitap pdf