HIZLI YAŞA, GENÇ ÖL, CESEDİN LÂİK OLSUN!..
Bu sıralar ünlüler dünyası "Escobar"ın rüyâsı" tadında. Magazin bültenleriyse narkotik dizisi gibi. Emniyet, haftada bir-iki, grup grup, aşiret aşiret içeriye alıyor. Sorgulama, adliyeye sevk, adlî tıp... Uyuşturucu kullanıp kullanmadıklarına bakılıyor. İlişkilerinin boyutu araştırılıyor. Ekserisi hâlihazırda bir dizinin başrolü. Eh, Türkiye'deki ünlü sayısını düşündüğünüz zaman, polisin soruşturmayı "parça parça" götürmesi mantıklı tabii. Sahi. Niye? Al al bitmez çünkü. Nezarete sığmaz. Karakolu yıkar. Öyle kalabalık bir kitle. Neyse. Benim dikkatimi çeken daha başka bir şey var: Çoğunun instagram profiline girdiğinizde "Mustafa Kemal paylaşımı" görüyorsunuz. İlginç bir şekilde hepsi Ata'larına müteşekkir. Halbuki, gidişata göre, daha çok Meksika kartellerine müteşekkir olmaları gerekirdi. Değil mi ama? Belki de bu teşekkürün sebebi doğrudan kokain değil. Evet. Yâni ben yanlış düşünüyorum. Onların Mustafa Kemal'e teşekkür etmelerinin sebebi Türkiye'yi daha seküler hâle getirmesidir. Peki sekülerlik ne demek? Efendim, biliyorsunuz, Ahmed kardeşiniz lâfı kıvırmayı pek beceremez. Dan, dan, daaan! Doğrudan söyler. O yüzden yine öyle yapıyor: Sekülerlik "daha kolay günah işlemek" demektir. (Dinî terminolojide bunun karşılığı "fısk"tır.) O nedenle, rahat rahat günah işleyen herkes, devleti lâik kıldığı için Mustafa Kemal'e teşekkür eder. Ne bileyim, daha rahat zina ediyorsa meselâ, daha rahat rakı içiyorsa, daha rahat anadan üryân geziyorsa, daha rahat madde kullanıyorsa, daha rahat faiz yiyorsa... Bunların hepsi için Mustafa Kemal'e teşekkür etmek şarttır onlara göre. Savcılarımız lütfen bu kardeşlerini okuyup celâllenmesinler. **"Her günahtan Mustafa Kemal mes'u-ûldür!" demiyorum. Yanlış anlaşılmasın. Hayır. "Sahadaki yansımaları itibariyle enteresan
Tefekkürât
Biraz uzun olsada oxumağa dəyər...
"Türklerin Hristiyan Oluşu" adlı kitap, 1998 yılının Ekim ayında ilk baskısı yapıldıktan kısa bir süre sonra, yaklaşık yirmi gün içerisinde, esrarengiz bir şekilde ortadan kayboldu. Polisiye romanlarda anlatılan gizemli olayları aratmayacak şekilde piyasadan 'çekilen' bu kitabın başına gelecekler, aslın- da daha önsözde, yazarı tarafından tüyler ürpertici bir öngörüyle (kehanet dememek için kendimizi tutuyoruz) müstakbel okuyuculara bildirilmişti. Bizim elimizdeki tek nüsha (Türklerin Hristiyan Oluşu, Giz Yayıncılık, 1. Basım, İstanbul, 1998) toplam yüz elli sayfalık bu ince fakat olağanüstü sarsıcı kitabın, yayımlandıktan bir ay gibi kısa bir süre sonra nasıl olup da ortadan kaybolduğunu ve ilginç bir tesadüf eseri, yazarının ve yayıncısının birer hafta arayla soru işaretleriyle dolu trafik kazalarında nasıl olup da art arda hayatlarını kaybettiklerini anlamamıza hiçbir şekilde yardımcı olmuyorsa da, bu gizemli olaylar zinciri hakkında, düşünen kafalar ve gören gözler için, oldukça sarih ipuçları veriyor. Zira biraz önce de belirttiğimiz gibi, müellif, daha önsözde, adeta korkunç bir kehanet göstererek, bir aya kalmadan kitabın piyasadan çekileceğini' ve kaçınılmaz bir biçimde, kendisinin ve yayıncısının başına kötü birtakım hadiseler gelebileceğini apaçık beyan ediyor. Gizli Yahudi toplantılarından ele geçen dosyada "Türkleri İslam'dan Uzaklaştırmak İçin Yapılacak İşler" başlığıyla aktarılmış belgeler eşliğinde, merhum müellifin yaptığı tahlilin yer aldığı kısımdır. Şimdi de o bölümden doğrudan alıntılar yapalım. Milleti Dinsizleştirmek İçin Kurulan Tezgahlar: 1) Spor: Müsabakalar ile insanlar birbirine düşürülecek. Özellikle futbol, tam bir tutkuya dönüştürülecek. Takım tutmak tam bir asabiyet duygusuyla milleti bölecek. Gerekirse maçlardan sonra yapılan abartılı
Hayata Dair
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Edward Bernays: Manipülasyon Sanatı !
Sigara Nasıl "Özgür Kadının" Simgesi Oldu? Popüler kültür bugünkü kitle iletişim araçlarına sahip değilken dünya toplumlarının hemen hepsi belli ölçüde muhafazakardı. "Rock’n Roll" müziği ilk çıktığında Amerika’da büyük bir toplumsal muhalefetle karşılaşmış hatta uzun yıllar kilise vaazlarına konu olmuştu. Din adamları gençlerin bu ahlaksız müzikten uzak tutulması için aileleri uyarmak zorunda kalmıştı. Elvis Presley’nin 1956’da "Hound dog" şarkısındaki bugün için çok muhafazakar kabul edilebilecek dansı, televizyon değerlendirme kurulu tarafından toplumsal ahlaka aykırı bulunduğu için yasaklanmak istenmişti. Tıpkı müzik ve dans gibi erkek, kadın ilişkilerine dair pek çok konu da katı sınırlarla çevriliydi dünyada. Bu sınırlardan biri de kadınların sigara içmesiyle ilgiliydi. Mini eteğin 50’li yıllara kadar “kötü kadın” kıyafeti olarak görüldüğü Fransa örneğindeki gibi sigara da kadınlar için girilmesi riskli bir alandı. Erkek egemenliğiyle özdeşleştirildiği için ataerkilliğin bir sembolü olarak görülüyor ve bu nedenle dışarıda sigara içen kadınlara 1920’lerin New York’unda “kötü kadın” olarak bakılıyordu. Bu algı sigara şirketlerinin yeteri kadar kadın müşteri edinemeyişlerinin en önemli nedeniydi. Sektör erkek tüketicilerle yetinmek durumundaydı. Kadın nüfusun da bu zehirden payını alabilmesi için tutucu Amerika’nın toplumsal direncini kırmak gerekiyordu. Bu biraz zaman aldı… Amerikan Tabacco Company şirketi bu konuda tarihi bir adım attı. "Propaganda" kitabının yazarı Edward Bernays’ı kiralayarak ondan kadınların sokaklarda sigara içebilmesini sağlayacak bir çalışma yapmasını istedi. Bernays, ilk iş olarak kadınların sigara içme nedenlerini öğrenmeye çalıştı. Çeşitli psikiyatrik araştırmalar kadınların sigarayı erkeklerle eşit olduklarını ispat etmek
Gerisi magazin
Hayatın anlamı var mıdır? sorusuna ilk insanlar zamanında da, bugünde aynı cevap veriliyor; a) BENCE vardır b) BENCE yoktur Mağaradaki adamla uzaydaki adamın sonuç itibariyle aynı yerde olması bana çok ironik ve düşündürücü geliyor.
Felsefe-Düşünce
Göklerin ve yerin hükümranlığı alemlerin Rabbi Allah’ındır.Hepimize gücümüz yettiğince tevhid,hakikat ve adalete yönelerek şu kısa hayatı ebedi bir kurtuluşa taşıma gayreti düşüyor. Çaresiz ölümlüyüz.Gerisi magazin...
1000Kitap
Sinekkuşu ya da Rüzgar Olmak
Sıkıntıyla kıpırdanıyordu olduğu yerde adam. İlk defa böyle bir yere gelmişti. Çok izlemişti dizilerde, filmlerde. Ama nasıl olacağını bilmiyordu gerçekten bu işin Türkiye'de. Her şeyimizle özenti bir ülkeyiz diye düşündü, psikologlarımız neden farklı olacak ki. Irvin Yalom kitaplarını hatırladı. Yo Divan'ı değil, o son dönemde yazdığı genellikle yaşlılıklarla ilgili olan psikozları anlattığını. Neydi adı. Hatırlayamadı. Pencereden baktı, deli gibi lodos vardı dışarıda. Yüksek yerler daha çok esiyor diye düşündü.Bir yazı okumuştu zamanında, yazar bir şeyler arasında kararsız kalıyor, en sonunda onlardan apayrı olarak lodos olmak istiyordu. Ama lodos onu kabul etmiyordu. Lodos olmak, ne saçma bir şeydi. Neden bir rüzgar olmak istesindi ki. Buraya gelmeye belki o yazarın ihtiyacı var, diye düşündü. Sonra hemen utandı kendinden. Öyle birisi değildi o. Psikologların deli doktoru olduğunu söyleyenlerden çok farklıydı. Buradaydı işte, hangisi bu cesareti gösterebilirdi ki o konuşanların. Kendisi niye buradaydı peki, meraktan mı? Öyle söyleyecekti soranlara tabi, açık görüşlü olduğunu herkese göstermek ergenliğinden beri en kayda değer faaliyeti olmuştu. Rize'de doğmuştu. İyi insanlardı ailesi, çevresi hep. İyilerdi ama ilkokul'u bitirdikten sonra onlardan farklı olduğunu anlamıştı. Onlar bulundukları yerde mutluydular, cahillikleri batmıyordu kimsenin gözüne. Babasına bir soru sorduğunda , babası hiç kızmıyordu ona. Ama anlamıyordu neden bahsettiğinden. Arkadaşları da genelde alay ediyorlardı onunla, okuduğu kitaplarla. O da uzaklaşmaya başlamıştı insanlardan. Ortaokulda küçük bir arkadaş çevresi yapmıştı. Sonra İstanbul'da bir okul kazanmıştı lisede. Konuşması da değişmişti biraz zamanla. hafif de olsa lehçesi fark ediliyordu, ama sempatiklik
Etkinlik