Geyikli Gece

Geyikli Gece
@geyiklig
neler neler...
"Kız konuşurken, delikanlı da, onun o güzel kafacığından bu kadar bilginin nasıl çıkabildiğine şaşıp, bir yandan yüzünün soluk güzelliğini içine sindirerek onu takip etmeye çalışıyordu. Kızın dudaklarından acele acele dökülen, alışık olmadığı kelimeler ve kendi zihnine yabancı gelen eleştiri cümlecikleriyle düşünüş şekillerinden sıkılmasına rağmen takip etti. Bu, onun zihninde kamçı etkisi yarattı. Zihni bu kamçının etkisiyle yanmaya başladı. Burada aydın bir hayat var işte, diye düşündü; kendisinin, varlığını hiçbir zaman hayal edemediği bir güzellik, bir sıcaklık, bir olağanüstülük vardı. Kız, adeta delikanlının hayal gücüne kanat takmıştı. Delikanlının gözlerinin önünde, uzaktan belli belirsiz birer hayal şeklinde ve olduklarından daha büyük görünen dev gibi, aşk ve roman kahramanlarının, üzerinde şekillendiği, yine üzerinde, bir kadın uğruna girişilen soluk benizli bir kadın, bir altından çiçek uğruna girişilen, kahramanca işlerin yer aldığı parlak yelkenler açıldı. O, sallanan, titreyen hayal arasından, tıpkı bir serabın arasından bakıyormuş gibi, orada oturmuş, sanattan, edebiyattan söz eden kadına baktı."
Sayfa 16
Edebiyat
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
"...Sonra döndü ve kızı gördü. Onu görür görmez de kafasının içindeki hastalıklı karmaşıklık bir anda yok oldu. İri, mavi, Tanrılarınkine benzeyen gözleri, gür altın gibi saçları olan, soluk benizli, ruh gibi bir yaratıktı kız. Elbisesinin de kendisi kadar güzel oluşu dışında, kızın nasıl giyindiğini fark etmemişti. Onu, bir sap üzerindeki soluk, altından yapılmış bir çiçeğe benzetti. Hayır, o bir ruhtu, bir tanrısal varlık, bir kraliçeydi; böylesine anlamlı bir güzellik bu dünyaya ait olamazdı. Belki de kitaplar haklıydı ve hayatın yüksek derecelerinde onun gibi birçok kadın vardı."
Sayfa 9
Edebiyat
"Bu yönüyle Vesikalı Yarini in Zizek'in tanımladığı anlamda melankolik bir hissiyatı içerdiği söylenebilir. Zizek'e göre, hayal kırıklığına uğramış 'arzunun aşırılığıyla baş etmektense (arzunun nesnesinden mahrum olmaktansa), melankolik, nesnenin varlığında nesne için (yani ona sahip olmak için) arzudan mahrum edilmeyi (olmayı) tercih eder. Melankoli, sonunda arzulanan nesneyi elde ettiğimizde ve onun içinde hayal kırıklığına uğradığımızda ortaya çıkar. Ona göre Masumiyet Çağındaki Archer-Olenska aşkı böyledir; sevgililer beraber, aşk içinde, birbirlerinin varlığından keyif alırken gelecekteki ayrılıklarının gölgesi ilişkilerini gölgeler, katastrofik kılar. Melankoli, aşk ilişkisindeki biricik tadı sağlayan şeydir. Halil Sabiha aşkı da "biteceği" bilgisi tarafından gölgelenmiştir. Halil'in evli, Sabiha'nın vesikalı oluşu, bir gün bu aşkın "gerçekle" karşılaşacağı korkusu, onları beraberlikleri içinde melankolik kılar. Melankolik, nesneyi ikinci kez, nesne gerçekte "kayıp" olmadan önce, varlığında ona kayıpmış gibi davranarak öldürür. Bu anlamda filmi melankolik kılan, sadece filmin sonunda kayıpla ortaya çıkan imkânsızlık değil, bütün bir filmin ve Sabiha-Halil aşkının bu imkânsızlığın bilgisiyle gölgelenmiş olmasıdır. Sabiha'nın manav dükkânına uzaktan bakışı, gerçekte kaybın olduğu, fark edildiği andır, Halil'in artık "onun için” olmayacağının kabulü gibidir. aynı bir "mezarlık ziyareti"nde hissedileni andırır. Nitekim söyleşisinde Akad bu sahne için "mezarlık ziyareti” tabirini kullanmıştır."
Sayfa 171
Sinema
KARADOĞAN: Filmde bakışmalar çok önemli. Yani Sabiha ile Halil'in bakışması, baba ile Sabiha'nın bakışması film için çok önemli. Örneğin neden filmin sonunu bakışla bitirmediniz de Sabiha'yı erkek kalabalığının içinde yürüttünüz. Onu yaparken ne düşündünüz? AKAD: Yalnızlık duygusuydu oradaki. Zaten Sabiha oraya gittiği zaman yeniden bir bağlantı kurmak filan değil, bir özlem... Hani mezarlık ziyareti gibi bir gidiştir o. Onun gibi bir şey. ÖNAL: Müthiş!
Sayfa 131
Sinema