"Kız konuşurken, delikanlı da, onun o güzel kafacığından bu kadar bilginin nasıl çıkabildiğine şaşıp, bir yandan yüzünün soluk güzelliğini içine sindirerek onu takip etmeye çalışıyordu. Kızın dudaklarından acele acele dökülen, alışık olmadığı kelimeler ve kendi zihnine yabancı gelen eleştiri cümlecikleriyle düşünüş şekillerinden sıkılmasına rağmen takip etti. Bu, onun zihninde kamçı etkisi yarattı. Zihni bu kamçının etkisiyle yanmaya başladı. Burada aydın bir hayat var işte, diye düşündü; kendisinin, varlığını hiçbir zaman hayal edemediği bir güzellik, bir sıcaklık, bir olağanüstülük vardı. Kız, adeta delikanlının hayal gücüne kanat takmıştı. Delikanlının gözlerinin önünde, uzaktan belli belirsiz birer hayal şeklinde ve olduklarından daha büyük görünen dev gibi, aşk ve roman kahramanlarının, üzerinde şekillendiği, yine üzerinde, bir kadın uğruna girişilen soluk benizli bir kadın, bir altından çiçek uğruna girişilen, kahramanca işlerin yer aldığı parlak yelkenler açıldı. O, sallanan, titreyen hayal arasından, tıpkı bir serabın arasından bakıyormuş gibi, orada oturmuş, sanattan, edebiyattan söz eden kadına baktı."