Şair’in İsmet Özel’e ithafen yazdığı “Yıkılma Sakın” şiiirinin de yer aldığı kısa bir kitap. İdeolojik görüşünü yansıttığı şiirlerin yanı sıra melankolisini dile getirdiği şiirler ve çok iyi bildiğimiz şu şiiri de bu kitapta mevcut:
BU AŞK BURADA BiTER
Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim
Yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver
Bu aşk burada biter iyi günler sevgilim
Ve ben cekip giderim bir nehir akıp gider
Bir hatıradır şimdi dalgın uyuyan şehir
Solarken albümlerde çocuklar ve askerler
Yüzün bir kır çiçeği gibi usulca söner
Uyku ve unutkanlık gittikçe derinleşir
Yanyana uzanırdık ve ıslaktı çimenler
Ne kadar güzeldin sen! nasıl eşsiz bir yazdı!
Bunu anlattılar hep, yani yiten bir aşkı
Geçerek bu dünyadan bütün ölü şairler
Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim
Yüreğimde bir cocuk cebimde bir revolver
Bu aşk burada biter iyi günler sevgilim
Ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider
Bir Gün MutlakaAtaol Behramoğlu · Cem Yayınevi · 19891,119 okunma
Yazarla ilk tanışmamız ama sevdim diyebilirim. Tek eleştirim bu aralar neden butun yazarlardan bir intihar yazma merakı var anlayamadım.
Avi çeken, çekmekte olan ve gençken once babasız kalan bir erkeğin hikayesini okuyoruz. Aski sevmeyi herkesten farklı anlayan bu adam benim icin ilginçti. Ya sevdiğine senin canını yakarsam çeker giderim derse?
Sevdiğiniz kişi istedi diye İstanbul'a gitmek. Hemde yol yordam bilmeden yaşlı bir haliniz ile... Bir simit uğrunaydı bütün her şey... Evlilikte mühim olan saygıydı.
Kitabı çok severek okudum Fadime Nine ve Ömer Amca sevgiyi o ladar güzel göstermiş ki, günümüzde ne yazık ki bumu eksikliği yaşanıyor.
"Sevdası için 'giderim' diyen adamlar sevdiklerini hiç bırakıp da gitmezler."
"Her şeyi unutsam dert değil de ben seni unuturum diye korkuyorum."
...
Size adının beni derinden etkilediği bir kitap yorumu ile geldim bu kez, evet biliyorum kitap adlarından çok kitabın ne anlattığı ile ilgileniriz fakat kabul edelim ki bazı eserlerin isimleri eserden daha çok bizleri etkiliyor. O kitaplardan biri de ‘Her Gün Yeniden Başlar Hayat’ kitabıdır.
Gerçekten öyle değil mi hayat gerçekten de her gün yeninden başlıyor, her gün yeni bir benlik ile devam ediyoruz. Her gün ölüme yaklaşmış olsak bile devam ediyoruz yeniden başlamaya yazarın da ifade ettiği gibi; ‘Hayatta kaldığımız her değişimde amansız varlığını tecrübe ederiz.’
Raıner Marıa RILKE/ Her Gün Yeniden Başlar Hayat kitabı;
Toplamda yirmi üç mektuptan oluşan bu eser bizlere şiirlerin eşsiz dili gibi mektuplarında eşsiz bir dili olduğunu gösteriyor. Mektupların ana teması ise yaşam ve ölümdür. Bilirsiniz ki ben deniz ayrıkotu acıyı sezer ve hep üzerine giderim ki yazarımızda böyledir ve mektupların bazılarında sevdiği bir kişiyi kaybetmenin derin acısını yüreğinde hisseden kişilerin acısını paylaştığını belirten ve ölüm hakkındaki düşüncelerini yaşanan olay ile pekiştirerek anlatıyor. Rilke’ye göre ölüm ve yaşam bir bütündür.-siyahın içinde beyaz, beyazın içinde siyah var gibi- ki kitabı bitirdikten sonra yazarın ölüme rağmen yaşamın devam ettiğini ve etmesi gerektiğini anlattığını daha iyi anlıyor ve neden ‘Her Gün Yeniden Başlar Hayat’ ismini seçtiğini anlıyorsunuz. Ona göre geride kalan kişinin hayata veda eden kişinin anısını devam ettirecek kişi olduğudur. Böylelikle ölen kişi anılar ve hayallerinin devam etmesiyle yaşamaya sevdikleri sayesinde devam edecektir bu düşüncesini şu sözlerle ifade eder; "Ancak sevilen birinin ölümünün geride bıraktıkları üzerindeki etkisine gelince; bu bana uzun zamandır daha üst düzey sorumluluktan başka bir şey olamazmış gibi geliyor;
Okuduğum ilk romandır.Sonundaki hüznü hala hissedebiliyorum.Ara ara okur ve çocukluğumun hüzünlü günlerine giderim.Oradaki masum çocuğa bir selam veririm.Onu öper ve ayrılırım o andan.Aslında zamanda yolculuk yaparken kullandığım bir bilettir Sergüzeşt benim için.Ortaokul dönemlerimde Peteğe yaslanmış kitap okuyan masum çocuğu görmek için kullandığım bir bilet.Ne hüzün ne gam vardır.Ve azim.Keşke şu aklımla o zamana ışınlanabilsem:(
"Ene - Bir Aziz Mahmud Hüdâyî Romanı" oldukça etkileyici ve sarsıcı bir nefs muhasebesi. Hikâyeyi bizzat insanın nefsi anlatıyor.
Günümüz İstanbul'unda yalnızlaşmak isteyen bir gencin tesadüfen bu kitabı alması ve geçmişte Bursa Kadısı iken her şeyini terk edip nefsini yenme savaşına giren Aziz Mahmud Hüdâyî'nin mucadelesini iç içe anlatır.
Nefs; kibir, makam sevdası, dünya dertleri ve tembellik gibi maskelerle insanı nasıl yönlendirdiğini, aldattıgını onu iyilikten nasıl alıkoyduğunu açık açık itiraf eder. Zaman zaman bırakmak istesemde , nefsim bunu bana soyleyen diyerek gayretle okudum. sadece bir velinin hayatını anlatmakla kalmaz; bizi kendi nefsimizle çetin mucadeleye iter.
Bursa Kadısı Mahmud Efendi'nin huzuruna bir kadın çıkar. Kocasını şikayet için. Kadının soylediğine gore eşi 2gun içinde kabeye gidip donduğunu soyler.ozamanın şartlarında aylar suren yolculuklarla varılan bir yere gidip dönmuştur. Kadı bunu araştırmak için yollara düşer. Eskici mehmet dede onu üftadeye yönlendirir.
İşte kadı mahmut efendiden aziz mahmut hudayi ye evrilecegi yer. Herşeyi terk eder sadece kul olabilmek için. Ölmeden önce nefsini öldürebilmek için.
"Bu kitabı kapatsan da, yok etsen de, unutsan da... seninle konuşuyor olacağım. Hüdâyî mağlup etti beni ama sen edemeyeceksin... Şimdi belki de bir gece vakti son cümlelerini okuyacaksın bu kitabın... Pişman olacaksın yaptıklarından... Sonra sabah olacak, gün doğacak, unutacaksın hepsini... Ben unutturacağım sana... Dünyada son insan öldüğü güne kadar var olacağım ben. Ben nefsim ey insan! Ben senim."
(Kitabın sonu)
Dogrudan bizimle konuşur nefs. Biraz ürkütücü...
Ene, insanı adeta ikiye bölen, içinizdeki görünmez düşmanla tanışmanızı sağlayan ve okunduktan sonra aynaya bakışınızı değiştiren, korkutan , kendine