AKIL, BİLGİNİN YEGÂNE KAYNAĞI DEĞİLDİR!..
Salih Mirzabeyoğlu epistemolojiyi “bilen”in mahiyetinden başlatır. Bilinen, bilen için mümkün olduğuna göre, bilginin ilk meselesi nesne değil, bilenin mahiyetidir. Bu sebeple İBDA’da bilgi teorisi, “akıl mı, tecrübe mi, sezgi mi?” tartışmasına yeni bir cevap eklemek değildir. Bu tartışmanın kendisi, bilenin mahiyetini parçalayarak başladığı için eksiktir. Bilgi teorileri burada ya tecrübeyi önceye alır, ya aklı ya da sezgiyi. İBDA ise bu tartışmayı, bilenin mahiyetinde bulunan “kendinde bilgi” ile çözer. “Kendinde bilgi”yi ise rasyonalist mânâda hazır kavramlar deposu gibi anlamamak gerekir. Modern epistemolojiler çoğu zaman “bilen özne”yi akıl veya şuur olarak tarif eder. İBDA düşüncesinde ise akıl, ruhun bir şubesi ve âletidir; kendisi nihâî kaynak değildir. Bu yüzden İBDA’da bilgi teorisi, ruhun kendini ve kendisine mukavemet eden varlığı bilme çabasından başlar. -REHA KANSU, "İBDA ve BİLGİ TEORİSİ", I. Giriş, besincidevre.org, 17 Temmuz 2026-
Epistemoloji
VARLIĞIN HAKİKATİ ve BİLENİN MAHİYETİ...
Modern dönemle birlikte bilgi teorisinin merkezi varlığın kendisinden çok, bilen öznenin bilgiye nasıl ulaştığına kaymıştır. Fakat bileni merkeze alırken, bilenin mahiyetini daraltmıştır. Merkezdeki insan, çoğu zaman ruhî bütünlüğüyle insan değil, akıl, şuur, algı, tecrübe, temsil veya dil fonksiyonuna indirgenmiş insandır. Bu yüzden modern bilgi teorisinin asıl zaafı, nesneden özneye dönmesi değil, özneyi kendi dar kalıpları içinde hapsetmesidir. İBDA’nın bilgi teorisiyle ilişkisi tam da burada belirir. Çünkü İBDA, modern epistemolojinin "bilen"i merkeze alışını yeterli bulmaz. Modern epistemoloji çoğu zaman bilenin zihnî şartlarını araştırırken, İBDA bilenin ruhî mahiyetini vurgular. Bu noktada İBDA, klasik ve modern bilgi teorilerinin müşterek eksiğini de gösterir. İBDA’nın hamlesi, varlığın hakikatini ve bilenin mahiyetini birbirinden koparmadan, bilgi meselesini “İslâm’a muhatap anlayış” dâvası içinde yeniden kurmaktır. -REHA KANSU, "İBDA ve BİLGİ TEORİSİ", I. Giriş, besincidevre.org, 17 Temmuz 2026-
Büyük Doğu ve İbda
Reklam
Türk Dış Politikasının Sınırları
Sürdürülebilir Muğlaklığın Jeopolitiği: 2026 ABD-İran Krizi ve Ankara NATO Zirvesi Ekseninde Türk Dış Politikasının Sınırları Bu makale, 2026 yılının ilk yarısında küresel ve bölgesel düzeyde yaşanan şok dalgalarını, makroekonomik bilanço yanılsamaları ve "transaksiyonel jeopolitik" kuramı çerçevesinde incelemektedir. 28 Şubat 2026’da patlak veren ABD-İran savaşı, ardından gelen 7-8 Nisan 2026 ateşkesi ve 19 Haziran 2026’da imzalanması planlanan Cenevre Mutabakat Muhtırası (MOU), küresel jandarmalık rolünün sınırlarını netleştirmiştir. Çalışma, iktisadi sefalet içindeki bir aktörün (İran) asimetrik zafer kazanabileceğini, dünyanın en borçlu süper gücünün (ABD) ise borcu bir kaldıraç olarak kullanabileceğini tarihsel analojilerle (Osmanlı İmparatorluğu ve 16. yüzyıl İspanyası) ortaya koymaktadır. Bu küresel kırılma zemininde, 7-8 Temmuz 2026 Ankara NATO Zirvesi arifesinde Türkiye’nin "vazgeçilmez müttefik" statüsünden "kaçınılmaz ortak" konumuna geçişi ve "ipte yürüyen cambaz" metaforu üzerinden taktiksel deha ile stratejik atalet arasındaki denge tartışılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Transaksiyonel NATO, Stratejik Muğlaklık, 2026 Ankara Zirvesi, Kaçınılmaz Ortak, Yapıcı Muğlaklık. 1. Giriş ve Kuramsal Çerçeve: Bilanço Yanılsaması ve Gücün Yeniden Tanımlanması Uluslararası ilişkiler literatüründe liberal ve neorealist kuramlar, bir aktörün jeopolitik kapasitesini çoğunlukla makroekonomik rasyonalite, bütçe dengeleri ve "kusursuz bilançolar" üzerinden okuma eğilimindedir. Oysa 2026 yılının ilk yarısında küresel sistemde yaşanan asimetrik kırılmalar, bu doğrusal korelasyonun teorik bir kör nokta barındırdığını kanıtlamıştır. 21. yüzyıl jeopolitiğinde güç; kusursuz verilere sahip olmakla değil, mevcut yapısal zayıflıkları (kronik enflasyon, vekil güç yıkımı veya devasa
Siyaset
Gerek bir diplomatik gerilimi (1945) veya tamamen kurgusal bir provokasyonu (1955) basın yoluyla histerik bir kitle çılgınlığına dönüştürmek. Toplum bu çılgınlık ve korku sarmalıyla körleştirildiğinde; arkada ya ülkenin jeopolitik bağımsızlığı Batı sermayesine ciro edilmiş (NATO'ya giriş süreci) ya da kent mikroyapısındaki zenginlik yerli kompradorlara aktarılmıştır (6-7 Eylül).
1000Kitap
Felsefeye ilk adım kitabım olacak...
Felsefe
Dünyanın üçüncü büyük yarı batık vinç gemisi 'Saipem 7000' İstanbul Boğazı'na giriş yaptı.
Reklam
Reklam