Ama neden bu kadar üzgündü? Bu tavrı Theseus onu ailesinden kopardığı için miydi? Mesele onu saraya yerleştirmiş olmasına rağmen bir eşe gösterilmesi gereken saygıyı göstermemiş olması mıydı? Daha derinlerde, Girit'te yaşanan bir şey olduğunu da düşündüm. Kaynaklarıma başvuracaktım ama prensesin güveni- ni kazanmaya da kararlıydım. Ne de olsa, düşmanımın düşmanı benim dostumdu.
O burada bir yabancı. Girit sarayından bir prenses. Soylu bir kadın. Neden sıradan bir fahişe gibi davransın ki?" diye sordu Kriton. Midem bulanmıştı. Bu şekilde davranacağını Kriton bana önceden söylememişti. Yine bağırmamak için kendimi zor tuttum: "Bunun soylu olmakla ilgisi yok. Burada her gece istismar ettiğiniz bir saray dolusu kadın var."
Reklam
Herkese merhaba! Bugün sizlere Phaedra ile geldim. Yunan mitolojisini çok seven biri olarak uzun zaman sonra bu kadar keyifle okuduğum kitaplardan biri oldu. Sadece 272 sayfa olmasına rağmen anlattığı konu son derece derin ve etkileyiciydi. En çok da antik çağda yaşanan bazı olayların ve kadınlara yönelik bakış açısının günümüzde hâlâ karşımıza çıkıyor olması beni düşündürdü. Kadınları suçlayan, yargılayan ve susturmaya çalışan zihniyetin yüzyıllar boyunca çok da değişmemiş olduğunu görmek oldukça çarpıcıydı. Yazarın dili oldukça akıcıydı. Sayfalar ilerledikçe hikâyenin içine daha da çekildim ve kitabı elimden bırakmak istemedim. Gelelim konusuna… Girit Kralı Minos’un kızı olan Phaedra, yarı insan yarı boğa olan kardeşi Minotor’un yıllardır sarayın altında tutsak edildiğini bilerek büyüyor. Ablası Ariadne’nin kaçmasının ardından hayatı tamamen değişiyor ve siyasi bir evlilikle Atina Prensi Theseus’un gelini oluyor. Atina’ya geldiğinde ise hayal ettiği dünyanın çok dışında bir gerçekle karşılaşıyor. Saray entrikalarla, güç savaşlarıyla ve kadınların susturulduğu bir düzenle çevrilmiş durumda. Phaedra genç yaşında, daha ne olup bittiğini anlayamadan kendisini bu karanlık dünyanın içinde buluyor. Theseus’un oğlu Hippolytus ile tanıştığında onun hakkında bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyor. Dışarıdan erdemli ve dindar görünen bu adamın aslında ne kadar zalim biri olduğunu görmek beni gerçekten öfkelendirdi. Kitap boyunca boğazlamak istediğim tek karakter kendisiydi. Phaedra’nın başına gelenlerden sonra hikâye yalnızca onun mücadelesi olmaktan çıkıyor. Bu, susturulmuş tüm kadınların sesi hâline gelen bir mücadeleye dönüşüyor. Phaedra hem kendisi hem de karnındaki bebeği için savaşırken, aynı zamanda suçlunun gerçekten kim olduğunu ortaya çıkarmaya
Öyle değil
Evvelki mağlubiyetlerimizde gerçi Kırım, Eflak, Boğdan, Mora, sonra Tesalya, sonra Girit, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Trablus, Makedonya, Karadağ, Arnavutluk daha birçok böyle çeşitli kıtalar verilmişti. Şimdi de haydi Arabistan, Suriye ve Irak gitsin diyelim, fakat taksim asıl hayat merkezine gelmişti. Bu sefer sevgili Anadolu, gözbebeği İstanbul düşman çizmelerine açılıyordu. Yüzyıllardan beri düşman askerinin ayak basamadığı bu kıymetli topraklar, Türk'ün mayası olan öz vatan, ana toprağı artık İngilizlerin, Fransız'ın, İtalyan'ın, hatta Yunan'ın ayakları altında çiğnenecekti. Buna karşı yapılacak hiçbir şey yoktu, başımızı alıp her şeye razı olacaktık! Nihat'ın kulağında Kemal Mümtaz'ın uğursuz keder çığlığı uğulduyordu: "Bittik, bittik!" - Bittik mi? Nihat içerisinde gevrek gevrek korların yandığını hissederek derin bir ah çekti: - Ah, demek hiçbir ümit yok... Her şey bitti. Ne yapsak boş... Öyle mi?
Sayfa 28·Kitabı okudu
Meşrutiyet Döneminin İlk Siyasi Krizi
Meclis açılmadan önce yaşanan birkaç dış gelişme Kamil Paşa Hükümetinin başlıca sorunlarını teşkil etmiştir.5 Ekim 1908'de Bulgaristan'ın diplomatik bir uygulamayı bahane edip bağımsızlığını ilan etmesi sorunların ilkiydi.İkinci sorun ise bir gün sonra 6 Ekim'de Girit'in Yunanistan tarafından ilhak edileceğinin ilanıydı.7 Ekim'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun daha önce işgal ettiği Bosna Hersek'i ilhak ettiğini ilan etmesi bu fırtınanın son darbesiydi. Bu durum herşeyin düzelteceği beklenilen Meşrutiyet'in ilanından sonra devletin Batı'daki topraklarına dair üç önemli kaybın yaşanması demekti. Yaşananlar büyük bir hayal kırıklığıydı.Herşeyin düzelmesinin beklendiği bir dönemde üst üste yaşanan bu kayıpların sebebi kimdi? Meşrutiyet mi? İttihat ve Terakki Cemiyeti mi? yoksa Kamil Paşa hükümeti mi?
Sayfa 50 - Kronik Kitap·Kitabı okuyor
Alıntı
Erkek tanrıları egemen Patriarkal bir topluma mensup olanların, Matriyarkal bir toplumun tanrılarını kötülemek arzusu vardır. Zeus’un, Girit boğası kılığına girerek Finike kralının Europa adlı kızını kaçırması, Poseidondan kaçmak için Demeter’in kendisini kısrağa döndürmesi ve yine de aşılıp gebe bırakılması vb hikayeler hep bu kötüleme isteğinden gelir 
Kitap Alıntısı
Reklam
Reklam