10/10
·448 syf.··
Beğendi
·
2026 113. kitabı
Merhabalar Bugün sizlere İnferno serisinin ikinci kitabı olan Kanto II ile geldim. Seri aşırı güzel okurken sınırlarınız zorlanacak. Ve ve sayfaları çevirirken yok artık demeden duramayacaksınız. Meraktan tek solukta okuyacaksınız...... " Kışıma Bahar getirmekle kalmadın, ruhuma çiçekler açtırdın, Persephone. Ölüm kokuyorlar ama bana yaşam vaat ediyorlar. Ve hepsi senin eserin..." İlk kitapta da öğrendiğimiz gerçeklerle gerçekten sarsılmıştık ikivi kitap ise daha da sarsılmasına noktasında bir kitaptı bana göre ve bence üçüncü daha da çıtamızı arttıracak. Helen kardeşi Alin ile ilgili tüm sırları öğrenmeye başladığını sanarken ikinci kitap resmen tokat etkisi yarattı bizde. Çünkü bilmediğimiz ve öğrendiğimiz her şey o kadar farklı uç noktadaydı ki yani beynim yok artık demeye başlamıştı. Helen ile Demir'in arasındaki bağ git gide daha da güçlü kopamaz hale geliyor. Demir çok güzel seviyor be ama allah var Helen de gerçekten çok güzel seviyor. Demir bir yandan adım adım Alin'in izin sürerken dördüncü kartı almak için dedesinin yanına Yunanistan'a gideceğini öğrendiler. Ardından Helen ve demir de Yunanistan'a giderler. Tabii Yunanistan sokaklarında öyle bir tesadüf yaşarlar ki Helen'in annesi ve babası dondurma için geldiği sırada kızını ve erkek arkadaşını görür Helen'in ailesi gerçekten Demir'e hiç yaşamadığı duyguları yaşatmışlardı Demir her anına ayrı bir sevinip mutlu olmuştu. Çünkü bilmediği duygularla tanışıyordu o sayfaları okurken gerçekten hem çok duygulandım hem de çok mutlu olarak okudum. Bazı insanlar gerçekten mutlu olmayı hak ediyorlar ya Demir de Helen de bunlardan birileri gerçekten ben Demir'in psikoloğu ile konuşmalarını da çok sevdim küçüklük travmalarını artık Helen'le birlikte yenmeye başlamıştı. Helen ise koşulsuz şartsız Demir'e gerçekten
1000Kitap
İnferno: Kanto IIAsena Nişikli · Pukka Yayınevi · 2025277 okunma
10/10
·48 syf.··
Beğendi
·
2026 31. kitabı
#kitapyorumu Herkese Merhaba Yeşil Kalkan serisinin üçüncü kitabı olan Gökyüzünün bataryaları ile geldim. Mina anne ve babasının elini tutmuş dedesinin evine gidiyordu.Yolda giderken aklına bir oyun geldi kimse çizgiye basmayacak basan yanar dedi:) Sonunda dedesinin evine geldiler.Mina’nın babası Zeki Bey’de yardım için yukarı çıkmıştı.Evin altında siyah dikdörtgen bir şey çıkınca Mina heyecanlanıp bunun ne olduğunu sordu? Mina’nın annesi Asiye Hanım o camın bir güneş paneli olduğunu söyledi.Merakı git gide artıyordu.Peki güneş paneli ne işe yarardı ki? Dedesi hemen cevap verdi.Güneşten aldığı ısıdan enerji üretir.Evimizin elektriğini ve sıcak suyunu bahar da ve yazın bu şekil de karşılıyoruz diye cevap verdi. Peki kışın ne yapıyorsunuz ? Doğalgaz ve elektrik kullanıyoruz.Mina anlamayınca dedesi ona anlayacağı şekilde bir bir anlattı Sizce Mina bu bilgilerle dedesinden ne istemiştir ? Kitabın sonunda sizi harika bir etkinlik bekliyor. Keyifli okumalar
Yeşil Kalkan: Gökyüzünün BataryalarıTuğba Soydan · Çınaraltı Yayıncılık · 20268 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
"Dünyayı Bir Mektep Gibi Senin Sevginle Yeniden İnşa Etmek..
10/10
·144 syf.··
2026 170. kitabı
Anadolu’nun o mahzun, o tozlu ama bir o kadar da ümitvar çehresine bir ana şefkatiyle uzatılmış en nahif, en zarif eldir. Halide Nusret, bu hatıralarında kelimeleri birer tebeşir tozu gibi değil, birer sevda nakışı gibi kullanırken; bizi Cumhuriyet’in o ilk yıllarında, mektep sıralarında oturan o "küçük dev" yüreklerin dünyasına götürür. Okurken hissettiğim; bir eğitimcinin başarısı değil, bir ruhun başka ruhlara değdiğinde nasıl bir bahar bahçesine dönüştüğüdür. ​Edebi bir düz yazı ile bu öğretmenlik destanını anlatmam gerekirse; bu kitap, "vatan" denilen o uçsuz buçaksız coğrafyanın, aslında bir çocuğun masum bakışında başladığının kanıtıdır. Halide Nusret, o "çalıkuşu" ruhuyla İstanbul’un konforundan çıkıp Edirne’den Kırklareli’ne, Anadolu’nun en ücra köşelerine giderken; aslında sadece alfabe öğretmeye değil, o kimsesiz kalmış gönüllere birer "haysiyet" tohumu ekmeye gider. Okurken şunu iliklerimde duydum: Küçük dostlarım dediği o çocuklar, aslında bir milletin küllerinden doğan o en hakiki, en diri umududur. ​Zorlutuna’nın dili, tıpkı o meşhur "Git Bahar" şiirindeki gibi; hüzünle yoğrulmuş bir dirayet, gözyaşıyla ıslanmış bir tebessümdür. O, talebelerini sadece birer isim olarak değil; her birini ayrı birer hikâye, ayrı birer "muhannetlik" savaşı ve ayrı birer vefa borcu olarak görür. O soğuk sınıflarda, o isli lambaların altında, çocukların üşüyen ellerini kendi kalbiyle ısıtan bir kadının bu vakur duruşu; benim için edebiyatın en insanı yanı, en sahici damarıdır. ​Nihayetinde bu kitap, benim için bir "adanmışlık" ayinidir. Halide Nusret ile beraber anladım ki: Yaşadım demek için; arkanda sadece binalar, yollar değil; gözleri ışıldayan, fikri hür ve vicdanı hür nesiller bırakmalısın. Kitap bittiğinde zihnimde kalan; ne o eski mekteplerin kokusu, ne de o zor
Edebiyat
Benim Küçük DostlarımHalide Nusret Zorlutuna · Timaş Yayınları · 20184,058 okunma
Puan vermedi
"Sanatlı bir eser, sanatkârı icab eder..." İşte ey tabiata saplanan ve bataklıkta boğulmak derecesine gelen gàfil! Bütün mâzi ve müstakbele ulaşacak hikmetli ve kudretli mânevî el sahibi olmayan birşey, nasıl bu zeminin hayatına karışabilir? Senin gibi hiç ender hiç olan tesadüf ve tabiat buna karışabilir mi? Kurtulmak istersen, "Tabiat, olsa olsa bir defter-i kudret-i İlâhiyedir; tesadüf ise, cehlimizi örten gizli bir hikmet-i İlâhiyenin perdesidir" de, hakikate yanaş. Yirmi Beşinci Pencere Nasıl ki, madrub, elbette dâribe delâlet eder; san’atlı bir eser, san’atkârı icâb eder; veled, vâlidi iktizâ eder; tahtiyet, fevkıyeti istilzam eder, ve hâkezâ. Bütün umûr-u izâfiye tâbir ettikleri, biribirsiz olmayan evsâf-ı nisbiye misillü, şu kâinatın cüz’iyâtında ve heyet-i umumiyesinde görünen imkân dahi, vücûbu gösterir. Ve bütün onlarda görünen infiâl, bir fiili gösterir. Ve umumunda görünen mahlûkıyet, hàlıkıyeti gösterir. Ve umumunda görünen kesret ve terkib, vahdeti istilzam eder. Ve vücûb ve fiil ve hàlıkıyet ve vahdet, bilbedâhe ve bizzarure, mümkin, münfail, kesîr, mürekkeb, mahlûk olmayan, Vâcib ve Fâil, Vâhid ve Hàlık olan mevsuflarını ister. Öyle ise, bilbedâhe, bütün kâinattaki bütün imkânlar, bütün infiâller, bütün mahlûkıyetler, bütün kesret ve terkibler, bir Zât-ı Vâcibü’l-Vücud, Fa’âlü’n-Limâ Yürîd, Hàlık-ı Küll-i Şeye, Vâhid-i Ehade şehâdet eder. Elhâsıl: Nasıl imkândan vücûb görünüyor; infiâlden fiil ve kesretten vahdet-bunların vücudu, onların vücuduna katiyen delâlet eder. Öyle de, mevcudât üstünde görünen mahlûkıyet ve merzûkıyet gibi sıfatlar dahi sâniiyet, rezzâkıyet gibi şe’nlerin vücudlarına katî delâlet ediyor. Şu sıfâtın vücudu dahi, bizzarure ve bilbedâhe, bir Hallâk ve bir Rezzâk Sâni-i Rahîmin vücuduna delâlet eder. Demek, herbir mevcud,
Alıntı
SözlerBediüzzaman Said Nursî · Söz Basım Yayın · 20126,8bin okunma
Puan vermedi·311 syf.··
2026 1. kitabı
Ne zaman Mütareke dönemi ile ilgili ya da fonda Mütareke dönemi olan bir roman, tarihi bir kitap okusam aklıma Halide Nusret Zorlutuna’nın kendisini meşhur eden “Git Bahar” şiiri gelir. Bu şiir 1919 yılında işgal atındaki İstanbul’a gelen bahara yazılmıştır. “Git, git bahar, uzaklarda gül, Denize renginden bırak hediye Ufuklarda gezin, semaya süzül Kalbime sokulma peymane diye, Gördüklerim kandil…Peymane değil.” Yazımın bu girişiyle elbette anlamışsınızdır, romanın hangi dönemi işlediğini. Roman,Mütareke yıllarında işgal altındaki İstanbul’u ve düşmanla işbirlikçi kesimi işler. Tanzimattan sonra oluşan bu kesimin yozlaşan değerlerini, alafrangalığa düşkünlüğünü, işbirlikçi burjuvaziyi yansıtır. Roman, Türklerin mallarının sahiplenildiği, Milli Mücadele hareketini gözlemlemek için ve ihbar şebekelerinin kurulduğu, Türklerin evlerine girip evlerine el konulduğu Mütareke Dönemini anlatırken, düşmanla kurdukları işbirliğiyle dönemin bazı kesiminin yapısını anlamak adına önem taşır. Roman sosyolojik tespitlerde bulunur. İşgal altındaki ise İstanbul’un fotoğrafını çeken roman, sonlara doğru kurtuluş mücadelesinin başlamasına yönelir. Yazar, Sürgün romanında 2. Abdülhamid dönemini, Kiralık Konak romanında1. Dünya Savaşı dönemini, Hüküm Gecesi romanın da Meşrutiyet dönemini işlerken, Sodom Ve Gomore romanında Mütareke dönemini, Yaban Romanındaysa Kurtuluş Savaşı dönemini , Ankara romanında cumhuriyetin ilk on yılını işler. Sodom ve Gomore romanında Mütareke döneminin bozukluğu yansıtılır. Romanın her bölümü genelde Eski Ahit’ten bir bölümle başlar. Yazar en büyük psikolojik denemelerini romanları arasında Sodom ve Gomore ile Yaban’da yapar.Necdet’in Leyla’ya karşı olan duygularını ve birçok konudaki eylemsizliği psikolojik derinliklerle işlenir. Necdet, yazarın diğer
Sodom ve GomoreYakup Kadri Karaosmanoğlu · İletişim Yayınları · 20246,7bin okunma
Ciğerdelen Efsanesi
6/10
·264 syf.··
2025 21. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 27 Aralık 2025 14:40
Kitap dili nedeniyle başlarda beni zorlamadı dersem yalan olur ama sonra bilmiyorum hikayesi beni içine çektiği için midir yoksa ben bu anlatım dilini kanıksadığım için mi akıcı bir okuyuş yaşadım. Yüksek Mimar Turhan, Cangüzel ( Canzi)'i görür görmez aşık olur aslında bana kalırsa büyük bir saplantıya dönüşür bu aşk. Turhan tarafından hissedilen aşkın boyutu bence daha yüksek belki de onun dilinden anlatıldığı için öyle hissettim bilmiyorum. Saplantı olarak nitelendirmem de ise Turhan'ın paranoyakça tavırları ve davranışları ağır basıyor. Daha duygularını doğru dürüst karşı tarafa anlatmadan bir eşya sahiplenir gibi Canzi' yi sahiplenmesi ve hak iddia etmesi bence psikopatlık derecesinde. Öyle ki ona zorla sahip olması karşısında Canzi'nin "Zavallı sevgilim!.... Ne kadar yazık ettin...kendine..." sözleri karşında bile dile döktüğü hisleri masumane bir aşkın eseri değildir. Safiye Erol başlarda saplantılı olan sonradan Turhanın hatalarını anlamasıyla rayına oturan bu aşkı anlatırken geriye dönüş yöntemini kullanmış. Canzi' nin Turhan ın okuması icin kaleme aldığı atalarının hikayesi üzerinden anlattığı,̈ Geçmişte yaşanmış (bence yine saplantılı aşk hikayesini) Sinan ile Zühre arasında var olan aşk hikayesini tarihsel olaylar kurgusu ile işlemiş. Sinan Sarı sipahilerden Mustafa ile Cangüzel' in biricik oğullarıdır. Cangüzelin oğluna sevgisi öyle saplantılı bir hal almıştır ki kimseyle onu paylaşmak, yanından bir an bile ayırmak istemez. Annesinin onu fazlaca kollaması, adeta gözünden bile sakınması Sinan ın cephesinde ters etki yaratır kendini canından bile fazla seven bu kadından ölümünde bile yüz çevirecek kadar uzaklaşır. Annesinin bu yaklaşımının illa ki etkisi olmuştur diye düşünüyorum Sinan bundan sonraki hayatında da kadınları hep kendisini koşulsuzca seven
1000Kitap
CiğerdelenSafiye Erol · Kubbealtı Neşriyatı · 20241,418 okunma