Puan vermedi·258 syf.··
2026 9. kitabı
Sana küsmüştüm ,senin hiç haberin olmadı ,farenin dağa küsmesi gibi küsmüştüm ,en son ,seni gördüğüm gün arkandan koşmak istedim "gel konuşalım,bana böyle hüzünlü gözlerinle bakıp gitme ,biliyorsun sen benim canımsın" demek istedim..
Beyaz DişJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202095,7bin okunma
Sessizliğin ve Sesin İzinde: "yumuşak g"
Puan vermedi·112 syf.··
2026 42. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 23:33
Edebiyatta kısa öykü, hacmine sığmayacak kadar yoğun bir anlatımla insan ruhunun en saklı taraflarına ulaşabilen özel bir türdür. Zehra Âli Yılmaz, ‘yumuşak g’ adlı öykü kitabında bu imkânı başarıyla kullanarak okura samimi, duru ve katmanlı bir anlatı dünyası sunuyor. Kitap, alfabenin kendine mahsus harfi olan, tek başına bir kelimeyi başlatamayan fakat dokunduğu sesi uzatan yumuşak g üzerinden hayata ve insana dair hüzünlü bir benzetme kuruyor. Kitaba adını veren ve açılışı yapan “yumuşak g” öyküsünde yazar, bu dil bilgisi unsurunu sosyal hayatta sesini duyuramayan, geri planda kalan ya da suskunluğunun bedelini ödeyen insanların simgesi hâline getiriyor. Eserin ruhunu yansıtan şu satırlar, kitabın temel yaklaşımını da ortaya koyuyor: “Bir insan yumuşak g olsaydı en fazla ‘değil’ demekten ürperirdi herhâlde. Tepki görmekten, dışlanmaktan, zarara uğramaktan hatta elindekileri kaybetmekten, bedel ödemekten endişe ederdi... Sustu. Bu, ona verilmiş bir hak değil, ödediği bir bedeldi.” Yazar, günümüz insanının en belirgin açmazlarından biri olan yalnızlığı ve anlaşılma arzusunu, dilin ince imkânlarından yararlanarak anlatıyor. Karakterlerin içine çekildiği sessizlik, “Ciğerleri sanki dar bir kelimenin içine sıkıştı. Konuşursa sesinin çatlayacağını biliyordu.” cümlesiyle somut bir acıya dönüşüyor. Kitap boyunca hissedilen bu tema, “Ses” öyküsünde daha belirgin bir görünüm kazanıyor. Açılıştaki suskunluğun aksine burada ses, hayatın kendisiyle özdeşleşiyor: “Dil sussa da ses bir yerden sızdırır kendini.” Doğanın bütün tınılarını yaşamanın işareti olarak sunan yazar, karakterin ruh hâlini taşra atmosferi içinde yeniden kuruyor: “Ses, onun için varlığın emaresiydi. Ses varsa hayat da vardı. Bir varlık sesini kaybettiyse geriye kaybedecek bir şeyi kalmamış
Yumuşak GZehra Âli Yılmaz · Kitap Ağacı Yayınları · 20261 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·164 syf.··
2026 52. kitabı
·
18 saatte okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 10:17
Uzun süredir arkeoloji ve mitoloji üzerine ne bulursam okuyorum, bu alan benim resmen sığınağım. Göbeklitepe zaten "tarihin sıfır noktası" diye ilk ortaya çıktığından beri acayip ilgimi çekiyordu. Üzerine bir de o dönem Netflix’teki Atiye dizisi çıkınca, o mistik havasını resmen soluyarak, büyük bir hayranlıkla izlemiştim. İçimde inanılmaz bir Göbeklitepe’ye gitme hevesi var ama dürüst olmak gerekirse bir türlü fırsat yaratıp gidemedim. Bu kitabı görünce gerçekten çok heyecanlandım. ​Benim bu tür kitaplarda en sevdiğim şey ne biliyor musunuz? Kuru kuru tarihi bilgi okumak değil; arkeolojik eserlerin, o devasa taşların toprağın altından çıkarılış öyküleri. O keşif anındaki gizem beni inanılmaz yakalıyor. Damla Selin Tomru da bu kitapta tam olarak bunu yapmış. Kitap, binlerce yıl öncesinin avcı-toplayıcı insanlarının inançlarını, o T sütunlardaki hayvan sembollerinin ardındaki mitleri öyle güzel anlatıyor ki, okurken hipnotize oluyorsunuz. Henüz Şanlıurfa’ya gidemedim ama bu kitap sayesinde o dönemin insanlarının kafasının içine girmeyi başardım. Tarihin, arkeolojinin ve kadim mitlerin peşinden gitmeyi sevenlerin mutlaka kütüphanesine eklemesi gereken bir başucu eseri. Özellikle Göbeklitepe’ye ilgi duyup, merak edenler bence mutlaka okumalı
Göbeklitepe ve Neolitik GizemleriDamla Selin Tomru · Kanon Kitap · 202531 okunma
Kinyas ve Kayra
Puan vermedi·536 syf.··
2026 1. kitabı
Düşünceler hiç olmadığı kadar bastırıyor bu iki bedene; anlamsızlığın içinde kıvranan zihinleri bir çıkış yolu arıyor kendilerine. Kitabın iki baş karakteri Kinyas ve Kayra... Sonunun ölümle kesişeceğinden mutlak emin oldukları bu yaşamı boylamasına deşerlerken ne aldıkları canlardan pişmanlık duyuyorlar ne de tecavüz ettikleri bedenlerden. Sığamadıkları bu dünyanın dört bir köşesine kötülük götürürlerken beraberlerinde; diğerlerinin görmemek için gözleri kapalı gezdikleri kısacık ömürlerine sığdırıyorlar tüm bunları. “Kurtardığın hayatlar da ölür. Aldığın nobeller de paslanır. Doğduğun evler de yıkılır. Bin yıl yaşa, görürsün.” Bin yıl yaşamaya niyetleri yok; tuval olarak kullandıkları bedenlerinden fışkırırken tüm nefretleri dünyaya, cevabı almak için böylesi bir oyuna gerek duymadılar. Her şey ortadaydı; tüm o çıkar ilişkilerini görürken gözleri, maskeli dedikleri bu baloda kendi yüzleriyle dolanırlarken yapabilecekleri tek şey hazlarının peşinden koşmaktı. Doğrulttukları namluyu yüzlerine çevirecek güçleri yoktu. Cevap diye peşinden koştukları şey bir ölüm kadar yakınken kendilerine, onlar da bu gerçeği görmezden geliyordu. O kadar korktular ki her şeyi, herkesi yazmaya karar verdiler. Anlam yok dedikleri bu dünyadan silinip gitme korkusunu kalplerinde duyumsadıklarında, dönen namlu başkalarına değil kendilerineydi. Tek bir harf yazmaya cesaretleri yoktu; yumak yumak yaptıkları sözlerini her ikisi de yutmak istemiyordu. Yok olacağını bildikleri bedenlerini yazarak ölümsüzleştirmek istediklerinde, geldikleri tüm bu yolun manasızlığı bıçak gibi saplanacaktı her ikisine. Hiçlikten köpek gibi korkan iki insan, isimlerini bilen son kişi de öldüğünde yok olacaklarını bildiklerinden karar verdiler yazmaya; ne sözlerinin bir anlamı kaldı ne de eylemlerinin. Laçin
Kinyas ve KayraHakan Günday · Doğan Kitap · 202535,4bin okunma
Zamanda yolculuk edebilseydiniz kiminle buluşmak isterdiniz?
Puan vermedi·200 syf.·
2026 9. kitabı
Japon edebiyatından bir kitap ile geldim size. Kitabın konusu şöyle : Tokyo'nun ara sokaklarında bir kafe. Bu kafenin içecek ve yiyecek hizmetinin dışında bir hizmeti daha var:Geçmişe gitme ve istediğiniz biri ile görüşme. Şartları var tabi bu görüşmenin. Buluşacağınız kişiyle daha önce orada buluşmuş olmak ve kahve soğuyana kadar kısacık bir zamanda geçmiş zaman gidip gelmek. Bu gidip gelme gelecek üzerinde hiçbir değişiklik yapmayacak. Kitap kurgu ve konu olarak sürükleyici ama çeviriden mi bilmem arada olaydan koptuğum yerler oldu. Genel olarak beğendim. Gelelim beni düşündüren, sizin de düşünmenizi istediğim soruya. "Zamanda yolculuk edebilseydiniz kiminle buluşmak isterdiniz?" Tik tak tik tak, kahveniz soğumadan dönün.
Kahve Soğumadan ÖnceToshikazu Kawaguchi · Epsilon Yayınevi · 202110bin okunma
Puan vermedi·319 syf.··
2026 6. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 21:41
Derinden etkileyen bir kitap.. saat 03.09 arkada leyla the band çalıyor. “Gitme kaybedince daha çok seveceksin”. Felix gitti, kaybetti ve daha çok sevdi.. Çocukluğunda sevgisiz büyüyen Felix, Henriette’e bir merhemmiş gibi bağlandı. Henriette’nin aşkı kutsaldı onun için. Kayıp bir ruhtu o.. Henriette ise acılara göğüs germiş, inançlı, sadık bir kadındı. İnandığı değerlere olan sadakati, Felix’i uzaktan sevmesine ve onu bir dostu, evladı gibi görmesine sebep oldu. Tek isteği Felix’in kendini geliştirmesi ve aralarındaki aşka sadık kalmasıydı. Felix eğitimi ve işleri için Paris’e döndüğünde oyunu bozdu. Ruhsal aşka tatmini ona yetmedi. Tensel hazların tatminine yenik düştü. Arabella ile tensel bir bağ kurdu. Bunları duyan Henriette kederinden hastalandı ve çok geçmeden bu acıya yenilerek öldü. O vakitten sonra Felix pişmanlığı ve aşkı en acı hali ile yaşadı ve bunun zehrinden kurtulamadı. Acı dediğimiz şey bazı insanları olgunlaştırırken, bazı insanları hatalarla dolu birine dönüştürüyor. Henriette acıyla harmanlanmış, kendi doğrularını en net hali ile benimsemiş güçlü bir kadınken, Felix acılarla kaybetmiş kendini. Kendine uzak olan, herkese uzak olur.. Acılar, bahane edilmediğinde saygı duyulası olur.
Vadideki ZambakHonore de Balzac · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202553,1bin okunma