Ünlü yazar Feride Bacım’ın (Freida McFadden) meşhur "Hizmetçi" serisinin ilk kitabını sonunda devirdim. Kitabı okurken heyecandan tek oturuşta bitirmişim, vallahi şaka gibi! Gizem ve gerilim sevenlere "şiddetle" değil, "dehşetle" tavsiye ettiğim bir eserdir kendisi. Hele o sonu... Beni öyle bir tatmin etti ki, sırf o finalin hatırına serinin diğer kitaplarını da hatmedeceğim.
Gelelim mevzuya:
Esas kızımız Millie (soyadını yazmaya üşendim, zaten telaffuzu da ayrı dert) hapisten yeni çıkmış, garibim iş arıyor, arabalarda yatıyor... Tam bir dram dram üstüne! Sonra bir evde hizmetçiliğe başlıyor. Buraya bir parantez açayım: Cecile’in tavırlarını hâlâ çözebilmiş değilim. Kızım senin derdin ne? Niye öyle davranıyorsun? Neyse, konumuza dönelim.
Millie Bacımız tavan arasında yatılı kalmaya başlıyor. Evde bir gariplikler, bir "burada bir şeyler dönüyor ama hadi hayırlısı" durumları sezse de işe ihtiyacı çok vardır. Boru değil, on yıl hapiste yatmış kızcağız.
Okurken bazen saç baş yoldum, "Of kızım, bunlar hep klişe, kaç kurtar kendini!" dedim ama ne yalan söyleyeyim, Millie’ye de güveniyordum. Derken sahnelerimize o meşhur "canımız, delimiz, divanemiz" Nina giriyor... Delilikle dahilik arasındaki o ince çizgide dans eden bu kitabı elinizden bırakmamak için yemek yemeyi bile unutacaksınız.
Kitap boyunca "N'oluyor gı?" dememek için kendimi zor tuttum. İçimden sürekli "Yapman guzum, dövüşmen guzum!" diye Millie ile Nina’yı ayırmaya çalıştım. Güldük, eğlendik, gerildik ve sonunda o meşhur "Oh My God!" (Aman Yarabbim!) tepkisini verdik.
Şaşırdık mı? Beni tanıyanlar bilir; o kadar da değil bree! Ben zaten çok düşünüp, düşündüğümden daha çok konuşmayı, ortalığı hafiften bulandırmayı severim. O yüzden siz bana bakmayın, "Ne diyor bu Limoncuk yine?" diye debelenebilirsiniz,