Laiklik Krizi Geçiren Öğretmen!.
... Demokrat Parti'den önceki Halk Partisi dönemindeydi. Yani CHP dönemi. İlkokula başlamıştım. Güzel güzel okuluma devam ediyordum. Hem de okulu çok seviyordum. Bir gün okula derse giderken, öğretmen koynumdaki Elifba'yı farketti. (Hoca'da gizlice Kur'an okumaya gidiyordum. O gün biraz geç kaldığımdan, Elifba'yı eve bırakamadan, koynumda gizledim, ve öylece okula gittim. Çünkü Kur'an, ve onun yazım kılavuzu olan Elifba okumak yasaktı.) Sinir ve nefretle koynumdaki Elifba'yı öyle bir çekti ki, kaburgalarım üzerindeki deriyi aldı götürdü sandım. Çocuklara bağıra bağıra Elifba'yı yırtıp paramparça etti, sonra da sobaya atarak yaktı. Ben sobanın alevleri içerisinde yanmakta olan Elifba'ma dalmış, bakarken, öğretmen dışarıdan bir fındık çubuğu getirtti. Çubuk parçalanıncaya kadar ellerimin içine var kuvvetiyle vurdu. Hem ağlıyor, hem de öğretmenin vurduğu darbelerden kabarmış olan ellerimin ağrılarını nasıl dindiririm diye ağzıma götürüyor, koltuk altlarıma sıkıştırıyordum. Tam o sırada açık duran kapıyı farkettim ve olanca hızımla kaçmaya başladım. Gidiş o gidiş. Bir daha okula gitmedim/gidemedim. Yakalanıp bir daha o cani öğretmenin eline düşmemek için de Samsun'a kaçtım. İşte bu günümüzde de varlığını devam ettiren devlet partisi bize böyle yaptı. Hacı Şükrü'nün sözleri böyle noktalanıyordu.
Sayfa 34 - Beyan Yayınları, 2. Baskı, İstanbul, Ocak 1997·Kitabı okudu
Kamil Bey'in Sorgusu
Başkan Bey: Anlat bakalım Kamil Bey, isyan nasıl oldu? Kamil Bey: Bendeniz bilmiyorum. Hastaydım. Doktora, Diyarbakır'a geldim. Evimde hastaydım. Soru: Şeyh Said sizin köye uğradı mı? Cevap: Geldi. Hastaydım. Melekan'a gidiyorum, dedi. Soru: İfadenizde var, başka şeyler söylemiş? Cevap: Hükümet iyi değildir, demiş efendim. Soru: Varto'ya asker geldiğinde sen neredeydin? Cevap: Varto'ya asker geldiğinde evimdeydim. Soru: Nereye kaçtın sen köyden? Cevap: Kaçtım. Kızılbaşlarla aramızda kavga vardı. Ata bindim, kaçtım. Meneşküt'e geldim. Soru: Orada ne yaptın? Cevap: Hacı Halid'in köyüne geldim ve bunlarla beraber kaçmak istedim. Soru: Mademki isyana katılmadın, komutan olan Şeyh Said ve Şeyh Abdullah'la ne geziyordun? Cevap: Yollar tutulmuştu. Bunlar da vardı. Mecburen üç gün beraber gittim. Gezmedim. Soru: Demek üç gün beraber gezdin bunlarla? Cevap: Bir iki gün gittim. Üç gün yolda beraber gittik. Soru: Hastaydın mademki niçin isyan reisleriyle gezdin? Cevap: Yalnız nereye gideydim, efendim? Soru: Şeyh Hasan Efendi'ye ve kardeşin Baba Bey'e mektup yazdın mı? Cevap: Hayır, efendim. Şeyh Hasan'ı tanımam. Soru: Baba Bey'e yazdığın mektup var, göstereceğiz. Cevap: Baba benim kardeşimdir. Ben yazmadım. Benim okumam yoktur efendim. Gerçekten mektupları vardır. Soru: Şeyh Said ve Şeyh Abdullah'la nereye gittin? Cevap: Bir köye gittim. İsmini bilmiyorum. Sonra onlardan ayrıldım. Onlara yolda rastladım. Kaçıyordum. Soru: Şeyh Abdullah Efendi, bu size nerede katıldı? Nereye kadar gitti? Şeyh Abdullah: Eleşkird'de bize rastladı, kaçıyordu. Önce bizimle değildi. Kızılbaşlardan korkmuş. Saib Bey: Kamil Bey, sana Halid Beyzade mi derler? Bir mektup var, bunu sen yazmadın
Sayfa 238 - Kripto Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Şeyh İsmail'in Sorgusu
Başkan Beyefendi: Şeyh İsmail Efendi, isyan hareketi ilk defa nerede başladı? Şeyh İsmail: Piran'da başladı. Soru: Kimin tarafından başladı? Cevap: Şeyh Efendi tarafından. Soru: Niçin yapmış bu isyanı Şeyh Efendi, söyler misin? Cevap: Piran'a gelmiş, orada firariler varmış. Hükümet yakalamak istemiş. Firariler karşılık vermiş, çatışma olmuş. Soru: Şeyh Said Efendi Piran'a gelinceye kadar yollarda ahaliye ne söylüyordu? Cevap: Ondan haberim yok beyim. Soru: Piran'dan sonra neresini almaktı maksadı? Cevap: Maksadı hepiniz biliyorsunuz. Ben bilmiyorum. Soru: Diyarbakır'ı almaktaki maksadı nedir? Cevap: Diyarbakır'ı almak istedi. Maksadı buraya gelip Diyarbakır'ı alıp bir ecnebi devletine katmak istedi. Soru: Şeyh Said Efendi hangi ecnebiye katılacaktı? Cevap: Ya Fransız veya İngiliz'e. Soru: İngilizlerin yardımıyla Hükümet kuracak, böyle miydi fikri? Cevap: Zannederim İngilizlere katılacaktı. Hizmetçisi Nebi vardı. O söyledi. "Diyarbakır'ı alıp İngilizlerle irtibat kuracak." diyordu. Soru: Diyarbakır'da bu maksatla çalışan var mıydı? Cevap: Nebi'nin dilinden işittim ki "Cemilpaşazadeler, Nokib Bekir Bey de Şeyh Said'in fikrindedir." diyordu. Kendisinin hizmetçisidir efendim. Soru: Cemilpaşazade birçoktur. İsimlerini söyleyiniz? Cevap: Bilmiyorum efendim, duymadım. İfademde varsa bilmem. Soru: Diyarbakır'da Cemilpaşazade Ekrem Bey'in başkanlığında bir cemiyet olduğunu ve mensupları Nakib Bekir Sıdkı vesaire olduğunu ifadenizde söylüyorsunuz. Cevap: Varto'da Bitlisli bir sorgu hâkimi vardı. İsimlerini o söyledi, yazdı. Duyumum Nebi'dendir efendim. Soru: Şeyh Said'le arkadaşlık ettiniz mi? Cevap: Arkadaşlığım buydu. Kendi köyündeydim. Molla Resul adında bir adam vardı. Geldi,
Sayfa 226 - Kripto Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
gitmedim, kaçtım!
Her kadın, bir erkeğin üzerindeki gücü ne kadar fazlaysa, gitmenin tek yolunun da kaçmak olduğunu hisseder.
Sayfa 12 - Yapı Kredi Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
"Neden gitmedim yeniden? Niçin kaçtım? Niçin gitmeyi düşünmekten bile kaçındım? Yapmadım. Yapamadım. Yapamadığım, yapmayı istemekten kaçındığım öyle çok şey var ki. Neden? Yaşama sahip çıkabileceğim her anı neden kaçırdım? Her türlü yaşamayı neden hep reddettim? Neydi korktuğum? Neden, neden çekindim hep? Kapıyı çaldığımda içeride başka biri olabilir. Ben seviyorum dediğimde birisi gülebilir. Seviyor sansam da başka bir sevdiği vardır. Var sandığım şeyler belki de yoktur. Gülünç olma. Rezil olma. Herkesin içinde ağlama. Sanki rezil olmayı göze alamayan biri yaşıyorum, yaşadım, diyebilirmiş gibi.
Hayat
Sevgili Bilge
Bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. Ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanmadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı. Sana, durup dururken yazmak zorunda kalmasaydım. Bütün meselelerden kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de. İnsanları, eski kanma yapmış olduğum gibi, büyük bir boşluk içinde bırakmasaydım. Kendimden de kaçıyorum gibi beylik bir ifadenin içine düşmeseydim. Bu mektubu çok karışık hisler içinde yazıyorum gibi basmakalıp sözlere başvurmak zorunda kalmasaydım. Ne olurdu, bazı sözleri hiç söylememiş olsaydım; ya da bazı sözleri hiç söylememek için kesin kararlar almamış olsaydım. Sana diyebilseydim ki, durum çok ciddi Bilge, aklını başına topla. Ben iyi değilim Bilge, seni son gördüğüm günden beri gözüme uyku girmiyor diyebilseydim. Gerçekten de o günden beri gözüme uyku girmeseydi. Hiç olmazsa, arkamda kalan bütün köprüleri yıktım ve şimdi geri dönmek istiyorum, ya da dönüyorum cinsinden bir yenilgiye sığınabilseydim. Kendime, söyleyecek söz bırakmadım. Kuvvetimi büyütmüşüm gözümde. Aslına bakılırsa, bu sözleri kullanmayı ya da böyle bir mektup yazmayı bile, ne sen ne aşk ne de hiçbir şey olmadığı günlerde kendime yasaklamıştım. Sen, aşk ve her şeyin olduğu günlerde böyle karar alınamazdı. Yaşamamış birinin ölü yargılarıydı bu kararlar. Şimdi her satırı, bu satırı da neden yazdım? diyerek öfkeyle bir öncekine ekliyorum. Aziz varlığımı son dakikasına kadar aynı görünüşle ayakta tutmak gibi bir görevim olduğunu hissediyorum. Çünkü başka türlü bir davranışım, benimle küçük de olsa bir ilişki kurmuş, benimle az da olsa ilgilenmiş
Sayfa 383
Aşk