Hayat sizi yıllar boyu farklı kıyılara vuracak, bugünden tahminine imkan dahi bulamayacağınız. Günlerin, ayların ve yılların geçişinde evrilmek kaçınılamayacak bir gerçek olacak. Fakat… Geçirilen onca zamanın ardından içinizde tek bir “ah” kalacak mı? Yaşanması mümkünken yaşanamayanlar, söylenmesi lazım gelen anlarda sonu gelmeyen susuşların içinizde bırakacağı yüksek volümlü sesler… Gitmek zamanı geldiğinde tek bir adım dahi atamayışlar… Belki günün sonunda çevrenizi oluşturan insanlar, ağaçlar, yollar, mekanlar değişiyor olacak. Ancak siz hep aynı yörünge içerisinde benzer kararlar vererek bilinen sonuca ulaşma gayretinde mi olacaksınız? Belki de durup düşünmek gerek, henüz yetişebileceğimiz o vakte sahipken.
Düşünce
Ölmeden de cennete gidebiliriz tabi gitmek istersek
Düşündüm de olumsuzluklar bizi pençesi içine almış. O bahsedilen "cennet"e gidilmek yerine neden buraya getirilmesin? Cenneti kazanmak için yaşarken neden hayatı da ona göre şekillendirmiyoruz? Çok komik değil mi? Bizim cennet tanımımız nedir? (Bana göre bir önceki gönderi.) Kendi elimizle işlediğimiz bu Dünyaya neden cenneti işlemiyoruz? Eminim ki orada iş olmayacaktır, modern kölelik, uzun çalışma saatleri, kavga dövüş, öfke- nefret vs. Bence cennet, oraya gidilmeden önce oraya adapte olacak şekilde yaşama durumu. Ortada proje olarak cennet var. Niye bunu yaşama peşine düşmüyoruz? Ölmeyi bekliyoruz gitmek için. Peki gerçekte ölüm yoksa ve de cennet bu Dünya gibi görünür bir maddeselliğe sahip değilse? Bize cennette hissi veren şeyler: duygularımız, hislerimiz. Bunları sağlayan şeylerin peşine düşmemiz gerekmez mi? Yaşamak için hissetmeye ihtiyacımız var. En son ne zaman tasasız güldük? Ne zaman güven ve huzur hissederek uyuduk? Hangi güne neşe ve heyecanla uyandık? Güzel şeyler yaşamamız lazım ki o hislerimiz ortaya çıksın. Biz daha çok berbat şeyler yaşadığımız için olumsuzluğu biliyoruz, onu tanıyoruz. Güzel şeylerden çok uzağız gibi davranıyoruz vs. Nefes aldığımız sürece pes etmek yasak. Nefes alıyorsan sen de birisi ya da bir şey için çabalamalısın. Güzel şeylere uzak falan da değiliz. Çünkü çirkinlik kadar o da içimizde. Bize o yanlar unutturulmaya, öldürülmeye vs. çalışılıyor. Hadi bu Dünyada etki sağlayacak kadar gücümüz yok diyelim ama hayal Dünyamızın gücü tamamen bizim elimizde. Ve hayal edilen her şey gerçekleştirilmesi içindir. Ne kadar çok zihinde canlanırsak gerçekleştirmeye o kadar yakınlaşırız. Hayal Dünyamızı kuralım. Orada herkesi mutlu ve sevgi dolu hayal edelim. Orada sevgi, mutluluk, yardım, dayanışma, birlik, beraberlik, güzel bağlar, huzur
Hayata Dair
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Zamana dair
Zamanın göreceliliği Einstein sayesinde ortaya serildikten sonra akla, zamanın gerçekten olup olmadığı sorusu geliyor. Açıkçası mistik ve karmaşık şeyler ilgimi çekse de zamanın bazı mekanlarda farklı işleyişi bir yandan saçma geliyordu. Zaman ve mekan kavramlarından bahsedilse de bunlar arasında bir bağ yok gibi seziyorum. Ama eğer ki mekanın her daim gösterdiği değişimin hızı zaman olarak tanımlanırsa, bu durumda bazı durumlarda zaman bize hızlı geliyorken bazı durumlarda neden yavaş geliyor? Bizim odağımızın artmasıyla zaman ve mekan algımızın azalmasından kaynaklı zaman-mekan bütünlüğünden kopuşumuzun getirdiği dalgınlık ve durumu geç kavradığımızdan, geçmişe dönüp bakınca her şeyin hızlı geçmesini düşünmemiz olasıdır. Bunun tersi olarak algıların üst seviyeye çıkıp odağın azalmasıyla zaman-mekan bütünlüğüne fazla odaklanışımızın getirdiği dalgınlıkla sonradan her şeyin bize göre hızlıyken aslında yavaş ilerlediğini fark etmemiz şeklinde açıklanabilir. Ama yine de oturmayan bir şeyler var gibi. Zaman, ya bizim mekanı algılayış hızımızsa ve bu sebeple her insan aynı zamanı yaşamıyorsa? Burada zamandan kastım belli bir saat vs. değil. Saat, insanın günü sistematik olarak bölmek için kullandığı bir araç. Kafalar karışmıştır umarım, biraz amacım da buydu :) Şimdi kendi fikrime geleyim. Zaman, ne ilk anlattığımdaki gibi bir mekanın değişim hızıdır ne de insanın mekanı algılama hızıdır. Zaman bir yanılgıdır ve beynimizin yine anlamlandıramadığı şeyi doldurma çabasıdır. Hareket için her daim bir şey olması gerektiği düşüncesinden doğan, aslında olmayan ama mantığımıza o kadar yatıyor ki bunu gerçekmiş gibi sandığımız bir şey. En basit fizik mantığıyla açıklamak gerekirse, bir maddenin hareket edebilmesi için kuvvete ihtiyacı var. Bu kuvvet ise, maddenin bulunduğu özel
Düşünce
"Sustum..." Sustum. Öyle bir sustum ki, herkes kendi kelimesini yerleştirdi suskunluğuma. Ben anlatmadım, ama herkes bir şey sandı. Oysa ben sadece yoruldum, sadece çekildim. Konuşmaktan değil… Anlaşılmamaktan yoruldum azizim. Biliyor musun? İnsan bazen gitmek ister. Bir dağın yamacında unutulmak ister. Bir sokağın köşesinde görünmez olmak, bir şiirin mısrasında silinmek… Çünkü bazı yollar iz bırakmasın istenir. Kimse merak etmesin, kimse “neden?” demesin istenir. Azizim... Bazen uzaklaşmak gerek. İnsanlardan. Şiirlerden. Hatıralardan. Hatta bazen, en çok kendinden. Ben gitmek istiyorum. Kimsenin bulamayacağı bir yerlere. Ne adımı bilen olsun, ne geçmişimi bilen. Varsın soran da olmasın… Zaten soran olmadı hiç. Bazen öyle bir an gelir ki,
Zihinsel Dayanıklılığın 8 Elementi
1-Anlamlı bir hedefin peşinden gitmek -Anlamlı bir hayat sürmek istiyorsan öteki için bir şeyler yap; birinin hayatına katkı sunabiliyorsan anlamlı bir hayat sürebilirsin. -Direnenler, anlamlı bir şeye tutunanlardır. 2-Sınır durumlar(zorluklar, sıkıntılı olaylar) ve tahammül -Kemale ermek için sınır durumlarla karşılaşmak gerek. 3-Bilişsel esneklik kazan -Kabul etmeyi öğren -Başına gelen şeylerle kavgayı bırak ki ruhun huzura kavuşsun. 4-Acıyla Güçlenin -Anlatmak, konuşmak, yazmak 5-Korkunuza rağmen eyleme geçin 6-Duygularınızı regüle edin 7-Kendi gücünüzü fark edin 8-Sosyal destek talep edin Gökhan Ergür
Pişmanlık ne demek ya?
Pişmanlık ne demek ya? Mesela bir insan "pişmanım" dediğinde… gerçekten pişman mı olmuş oluyor? Yoo, hayır sevgili okurum, asla olmuş olmuyor. Ancak… eğer biri, pişmanlık yüzünden kendini cehennemde gibi hissediyorsa… hatta affedilmeyeceğini, sonsuza kadar yanacağını bile düşünüyorsa… işte o zaman affedebilirsin. Hatta ne olur affet sevgili okurum. Çünkü pişmanlık dediğimiz şey, gerçekten çok ama çok kötü bir duygu. Özlemekten bile daha beter. Düşünsene… zaten özlüyorsun, bir de üstüne pişmanlık binmiş. Ne acı, ne zor. Ben mesela, pişman olduğum bir şey için gerçekten sonsuza kadar ağlayabilirim. Pişmanlıkla her şey olur. İki yıl önce aldığın bir karara bile bir anda pişman olabilirsin. Ve beynin de sanki sana az acı çektiriyormuş gibi, o eski anıları film gibi gözünün önüne getirmeye başlar. Maalesef… Ama işin en garip yanı ne biliyor musun? Pişman olduğun durumu düşünürken, beynin gidip o an ne hissettiğine, neden öyle davrandığına bakmaz bile. Bir kere aklına düşmüştür o pişmanlık, yeter. Sana düşen şey şu: O güne gitmek. O an ne düşündün, ne hissettin, neye inanarak öyle yaptın… bunu bulman lazım. Ama eğer hiçbir şekilde haklı değilsen, işte o zaman çok zor. Kendine en kötü şeyleri bile düşünmeye başlıyorsun… "Öleyim mi?", "bi yerden mi atlasam?", "otobüsün önüne mi atlayayım?" Ve o an sana bunlar mantıklı bile geliyor olabilir. Ama sevgili okurum, eğer bunları düşündüysen… beni hiç dinlememişsindir. Bak, git ve neden yaptığını sorgula. Şunu bil:
Duygu ve Düşünce