بِسْــــــــــــــــــمِ اﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم🌸✨️ Yavaşla Yavaşlık sadece hızın azaltılması değil, aynı zamanda bir telaşsızlık hali. Yetişecek bir yerimiz yok, burada ve anda olanın tanığıyız. O geniş şimdinin içindeyiz. "Kimileyin, yağmurun içindeki müziği duymak için, sessiz olmak gerekir." Sessiz ve yavaş. Çekirgenin sesini, insanların iniltilerini, şırıldayan bir dereyi duymak için yavaş gitmek gerek. Yavaş giden hikaye biriktirir, acele eden ecele gider. Sükûnet, içinde yaşadığımız dünyanın güzelliğine âşık olmaktır. Ruhunun nefes almasına izin ver. Sevdiklerinin seni görmesine izin ver. Her şey bir mucize, sen bakmayı bilirsen. Mucizeyi kaçırma. Dur ve seyret. Bu hayattan bir defa geçeceksin. M. Kemal Sayar
1000Kitap
29 kılavuzu karga olanın burnu çamurdan çıkmaz
eskiden iki arkadaş çerçilik yaparak birlikte köy köy, kasaba kasaba gezip dolaşır, ellerindeki malı satar, aldıkları parayı paylaşırlarmış. günün birinde uzakça bir kasabaya gitmek için birlikte yola çıkmışlar. yolda yürürlerken hava bozmaya başlamış. bir süre sonra gümbür gümbür gök gürüldemiş, kara kara bulutlar gökyüzünü kaplamış. belli ki çok fena yağmur bastıracakmış. o sırada bir köylüye rastlamışlar “kardeş, bu yakınlarda ıslanmadan ulaşabileceğimiz bir köy var mı?” diye sormuş delikanlılardan biri. “yol üzerinde değil ama şu sapa yoldan çıkarsanız biraz ileride birkaç hane var. ama bence yolunuzu değiştirmeye gerek yok. baksanıza kargalar nasıl yüksekten uçuyor. yağmur yağacak olsa onlar önceden sezer yuvalarına çekilirlerdi.” çerçiler kafalarını kaldırmışlar, göğe bakmışlar. gerçekten de yükseklerde kargalar uçuyormuş. köylünün söyledikleri akıllarına yatmış. “zaten buranın adamı. bir bildiği vardır da böyle demiştir” diyerek yollarını değiştirmeden yürümeye devam etmişler. çok geçmeden hava büsbütün kararmış. rüzgâr neredeyse çerçileri uçuracakmış. derken arkasından da bardaktan boşanırcasına bir yağmur başlamasın mı? az sonra da yağmur, ceviz kadar doluya dönmesin mi? zavallı çerçiler donlarına kadar ıslanmakla kalmayıp bir de kafalarına taş gibi doluları yemişler. saya söve yola devam etmeye çalışırken, dar bir boğaz görmüşler, rüzgârdan korunmak için oraya sığınalım demişler. şans bu ya, bizimkiler boğazda fırtınanın dinmesini beklerken ilerideki köyün bütün pisliği, çamuru sel suyuna kapılmış, boğazın içini doldurmuş. çerçiler bir anda çamur içinde kalmışlar. boğazdan dışarı çıkıp, canlarını zor kurtarmışlar. “ah, kafama tüküreyim!” demiş çerçilerden biri, “biz ne diye karganın keyfine göre iş yaptık ki? kılavuzu karga olanın, burnu çamurdan çıkmaz
Atasözü
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bazen vazgeçmek ve gitmek gerek...
"İnsan ne zaman vazgeçmeli?" sorusunun cevabı Şükrü Erbaş'tan: "Durduğun yerde değersiz bir bütün olarak kalmaktansa, parçalana parçalana gitmenin büyük doğruluğuna inanmak."
Alıntı
İyi İnsanların Yol Açtıkları Kötülükler
Yüz yıl kadar önce herkesin çok kötü bir insan olarak tanıdığı Jeremy Bentham adında bir filozof yaşadı. Daha çocukken adını ilk duyduğum anı bugüne kadar hiç unutmadım. Bu, Muhterem Peder Sydney Smith’in, Bentham’ın insanların ölmüş büyükannelerinden çorba yapmaları gerektiğini düşündüğü yolundaki sözlerini duyduğum andı. Böyle bir uygulama bana aşçılık yönünden olduğu kadar ahlak yönünden de tatsız gelmişti. Bu nedenle Bentham hakkında kötü bir kanaat edinmiştim. Bu sözlerin, saygıdeğer insanların erdem uğruna söyleme alışkanlığında oldukları sorumsuz yalanlardan biri olduğunu çok sonraları keşfettim. Bundan başka, Bentham’a karşı gerçek suçlamanın ne olduğunu da anladım. Aşağı yukarı şöyle bir şeydi: “İyi” insanı, iyilik yapan insan olarak tanımlamıştı. Aklı başında bir okuyucunun hemen anlayacağı gibi bu tanımlama gerçek ahlak ilkelerini altüst eden birşeydi. Bir iyiliğin, ondan yararlanan kişiye duyulan sevgiden kaynaklanıyorsa erdemli olmadığını, sadece ahlak kurallarından esinlenmişse erdemli olduğunu ortaya koyan Kant’ın düşüncesi çok daha yücedir. Aynı kurallar, doğaldır ki, ters yönde, acımasız hareketlere de yol açabilir. Erdemli olmanın ödülünün erdemin kendisi olduğunu biliyoruz. Bundan galiba şu sonuç çıkıyor ki, ona katlanmak da onun cezasını oluşturmaktadır. Bu nedenle Kant, Bentham’dan daha yüce bir moralisttir ve erdemi erdem olduğu için sevdiğini söyleyen herkes onun tarafını tutar. Bentham’ın kendi iyi insan tanımına göre davrandığı doğrudur: çok iyilik yapmıştır. Ondokuzuncu yüzyılın ortalarındaki kırk yıl, İngiltere’nin maddi yönden, fikir ve ahlak yönlerinden inanılmaz ölçüde ilerleme gösterdiği yıllardır. Bu dönemin başlarında, daha önce aristokrasiyi temsil eden Parlamento’yu, orta sınıfı temsil eder duruma getiren Reform Yasası
Nil'in Kelebek Köşesi * 2
İstemediğin Şeyleri Yapmama Üzerine "Kibarlık diye, kırılmasın diye, herkes yapıyor diye, ayıp oluyor diye yaptığımız şeylere verdiğimiz zaman, bizim hayatımızdan. Kırpıp durduğumuz o kurdele, kıymetli ömrümüzden. Bu hafta böyle bir kararla baş başa kaldım. Gitmem gerek diye düşündüğüm bir yere, aslında gitmek istemiyordum. Aslında gitmek istemediğim bir yere gitmemin, kime fayda sağlayacağını düşündüm. Kimseye. Herkes orada olmak istemeyen birinin orada olduğunu anlar. Tıpkı gerçekten orada olmak isteyen birini anladıkları gibi. Bu bir frekans, bir koku, bir enerji gibi etrafa salgılanır. Vakit en değerli varlığımız. Paramızı değil, vaktimizi neye harcadığımıza bakmalıyız. Para kazanabiliriz, kazanamayabiliriz ama vakit kazanamayacağımız kesin. Harcadıkça yerine yenisi gelmeyecek." hurriyet.com.tr/yazarlar/nil-ka...
Edebiyat
Direnmek mi, gitmek mi gerek?