1943 yılında kitaplaşan bu eser; Sabahattin Ali’nin en çok satan, Türkiye’de en çok okunan, Türk edebiyatının kült eserlerinden biri. Bu trajik aşk romanı, gerek karakterlerin betimiyle gerek yalın ve etkileyici, şiirli bir anlatım diline sahip oluşuyla edebiyatımızın pırlantasıdır adeta.
Kitap ana kahramanımız Raif Efendi’nin iş arkadaşının anlatımıyla başlar. Raif Efendi ona göre içine kapanık, sükunetli ve çekingen bir adamdır. Gerekli olmadıkça konuşmaz ve layığıyla işini yapar. Sık sık hastalanır uzun süre iş yerine gelemez, iyileşince tekrar işinin başına döner. Ancak bir gün hastalığı uzun sürer. İş arkadaşı Raif Efendi’yi ziyarete gider. Raif Efendi’nin evinde karısı, çocukları ve damatlarıyla birlikte yaşadığını görür ancak evdeki bu korkunç soğukluğun sebebini çözemez. Bu gizli keşfedilmemiş adamı çözmek, içini görmek ister. Ziyaretleri ve sohbetiyle Raif Efendi’yi memnun etmeye başlar yavaş yavaş. Raif Efendi bu zamana kadar kimsenin onu anlamayacağını düşündüğünden kendini herkese soyutlayarak siyah kaplı bir deftere döker içini. Hastalığı ağırlaşınca da durumunu anlar, son günlerinde evladı gibi gördüğü bu adama tüm çıplaklığıyla kendini açar. Buradan sonra geçmişe giderek Raif Efendi’nin anı defterini okumaya başlarız. Gençken babası sabun kursuna gidip fabrikanın başına geçmesi için onu Almanya’ya gönderir. Cebinde para olan Raif, kursu sürekli erteleyerek hem dilini geliştirmeye çalışır hem de sergi gezmeye başlar. Sonra bir gün ona rastlar. Daha önce eşine benzerine denk gelmediği lakin bir o kadar tanıdık hissettiği, soluk yüzünü koyu kumral saçlarının çerçevelediği, siyah kaşlarının altında anlamlı bakışlara sahip siyah gözleri olan güçlü olduğu kadar masumiyet dolu bir kadın portesi. Tablonun adı Kürk Mantolu Madonna’dır. Raif