Anlamlı günlerde buluşmak dileğiyle...
7/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2025 1. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 05 Ocak 2025 20:25
Sinan Canan ’ın kitabının arkasındaki yazıda belirttiği üzere “hayatın anlamı” pek büyük bir başlık. Herkesin ara sıra kendisine sorduğu bu soruya cevap vermeye çalışıyor. Kitap Sapien kanalında yaptığı Hayatın Anlamı başlıklı video serisinden seçilen içeriklerin kitaplaştırılmış hali. Üç bölümden oluşan Hayatın Anlamı hayatın anlamına üç ana başlık altında cevaplar vermeye çalışmış. İlk bölümde anlam kiplerinden bahsetmiş. Mutluluk, özgürlük, anlamsızlık, hikâyeler, islam ve anarşizmden bahsediyor. Burada dilimizdeki hoşgörü kavramını aslında ne kadar yanlış anladığımı fark ettim. Biz hoşgörü kavramını bazen katlanmak olarak anlıyoruz. Halbuki katlanmak kelimesinin karşılığı tahammül. Kökeni hamallıktan geliyor. Taşıyabildiğim kadar taşırım anlamına geliyor. Oysaki hoşgörü kötü görünen bir şeyin hoş tarafını bulup çıkarıp onu görmektir. Onun hoşluğunu fark edebilmektir. Gafletten bahsetmiş. Neyin ne olduğunu bilmeden yaşayıp gitmek demekmiş. Okurken bunun gibi yeni şeyleri öğrenmek ve fark etmek, kendine bir şeyler katmak iyi geliyor insana. Bazen neyin iyi neyin kötü olduğunu anlamakta zorlanıyoruz. Bunun hakkında Leopold’un bir alıntısına değinmiş. “Bir şey, bir fikir, bir eylem, bir söz eğer canlılığı, canlının güzelliğini ve onun çeşitliliğini, farklılığını destekliyorsa iyidir, değilse kötüdür.” Bu kadar kolay. Dijital dünyada fiziksel defter tutmanın önemine değinmiş. El ve beyin birlikte çalışan iki yapı ve biz kâğıda yazdığımızda aslında zihnimize de kazımış oluyoruz. İkinci bölümde ise anlam öznelerine değiniyor. Aile, aşk, haz, ait olmak, üremek, ölüm konularını işliyor. Nihan Kaya ’nın İyi Aile Yoktur kitabından faydalandığından bahsediyor. Henüz okumadığım bu kitabı ilerleyen dönemde okumayı planlıyorum. İnsanın sevmeye önce kendisini sevmesinden başlaması gerektiğine,
1000Kitap
Hayatın AnlamıSinan Canan · Alfa Yayınları · 2025590 okunma
Puan vermedi·224 syf.··
2025 4. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 04 Ocak 2025 08:11
Savaşlar neden var ki?? Neyi sığdıramadık koca dünyaya ya da kimleri?? Rüzgara Bırakılan Dilekler yine bir savaş ortamının trajik durumunu ele alıyor. 2. Dünya Savaşı'nda Amerika'nin ülkesinde yaşayan Japon kökenli Amerikalıları toplama kamplarına mahkum etmesini konu alıyor. Manami ada hayatında yaşarken anlamsız bir şekilde kendini toplama kampına gitmek için hazırlık yaparken bulur. Çok sevdiği köpeği Yuijiin'i bırakmak istemediğinden paltosunun içinde onu da götürür. Fakat köpeği fark edilince gittiği yere götürülmesine izin verilmez. O saatten sonra Manami ağlasa da bagirsa da işe yaramaz. Toplama Kampına geldiğinde eski yaşamını, okulunu, arkadaşlarini ve Yuiijin'i çok özler. Fakat artık özlemini kelimelerle anlatamaz. Çünkü Yuijiin'i bıraktığında kelimeler de onu birakmistir. Artık kendini resimlerle ifade etmeye başlar. Yuijiin'in ona dönmesi icin rüzgara resimler çizip gönderir. Her geçen gün köpeğinin ona dönmeyeceğini anlar. Bu sırada eski haline döner umuduyla ailesi yeni bir köpek sahiplendirir. Ne var ki toplama kampında işler yolunda gitmez ve başka bir yere nakil edilmeleri gerekir ve Manami yeni köpeğini de yanında götürmek ister. Fakat yine götürülmesine izin verilmez. Manami de hayır diyerek itiraz eder. O vakitten sonra tekrar konuşmaya başlar . Ve istediği yere köpeğinin gitmesine izin verilir. Savaşın yıkım olduğunu özellikle yaşlılarda çocuklarda bir travmaya sebep olduğunu görmemek için aptal olmak gerek. Savaşın olmadığı bir dünya tahayyül etmek istiyorum. Çok mu?
Rüzgâra Bırakılan DileklerLois Sepahban · Beyaz Balina Yayınları · 2017459 okunma
Reklam
Kürk Mantolu Madonna İncelemesi
10/10
·176 syf.··
2024 7. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 18 Ağustos 2024 01:08
          1943 yılında kitaplaşan bu eser; Sabahattin Ali’nin en çok satan, Türkiye’de en çok okunan, Türk edebiyatının kült eserlerinden biri. Bu trajik aşk romanı, gerek karakterlerin betimiyle gerek yalın ve etkileyici, şiirli bir anlatım diline sahip oluşuyla edebiyatımızın pırlantasıdır adeta.           Kitap ana kahramanımız Raif Efendi’nin iş arkadaşının anlatımıyla başlar. Raif Efendi ona göre içine kapanık, sükunetli ve çekingen bir adamdır. Gerekli olmadıkça konuşmaz ve layığıyla işini yapar. Sık sık hastalanır uzun süre iş yerine gelemez, iyileşince tekrar işinin başına döner. Ancak bir gün hastalığı uzun sürer. İş arkadaşı Raif Efendi’yi ziyarete gider. Raif Efendi’nin evinde karısı, çocukları ve damatlarıyla birlikte yaşadığını görür ancak evdeki bu korkunç soğukluğun sebebini çözemez. Bu gizli keşfedilmemiş adamı çözmek, içini görmek ister. Ziyaretleri ve sohbetiyle Raif Efendi’yi memnun etmeye başlar yavaş yavaş. Raif Efendi bu zamana kadar kimsenin onu anlamayacağını düşündüğünden kendini herkese soyutlayarak siyah kaplı bir deftere döker içini. Hastalığı ağırlaşınca da durumunu anlar, son günlerinde evladı gibi gördüğü bu adama tüm çıplaklığıyla kendini açar. Buradan sonra geçmişe giderek Raif Efendi’nin anı defterini okumaya başlarız. Gençken babası sabun kursuna gidip fabrikanın başına geçmesi için onu Almanya’ya gönderir. Cebinde para olan Raif, kursu sürekli erteleyerek hem dilini geliştirmeye çalışır hem de sergi gezmeye başlar. Sonra bir gün ona rastlar. Daha önce eşine benzerine denk gelmediği lakin bir o kadar tanıdık hissettiği, soluk yüzünü koyu kumral saçlarının çerçevelediği, siyah kaşlarının altında anlamlı bakışlara sahip siyah gözleri olan güçlü olduğu kadar masumiyet dolu bir kadın portesi. Tablonun adı Kürk Mantolu Madonna’dır. Raif
1000Kitap
Kürk Mantolu MadonnaSabahattin Ali · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022376,4bin okunma
10/10
·416 syf.··
2025 6. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 13 Ocak 2025 05:29
Kaç yaşındaydım hatırlamıyorum, kitap bir şekilde karşıma çıkmış ve birkaç sayfalık hukumuz olduktan sonra hayatımdan çıkmıştı. Yıllar sonra yeniden karşılaştık ve dört günlük bir yolculuğumuz oldu. Bu yolculuktan pek memnun oldum. İnsanın yalnızlıkta katettiği mesafeyi bir ruh kaşifinden okumak için kendimk geç kalmış saymayacağım. Zaten gecikmek yoktur zamanı gelmemişlik vardir ya hayatta neyse orası konumuz değil. Yüzlerce tanımı var yalnızlığın. Öne çıkanlardan biri şu: "Yalnızlık, kişinin yeterli düzeyde sosyal ilişki içinde olamaması sonucu yaşamında hissettiği boşluğu tanımlayan hoş olmayan bir duygu durumudur." Yalnızlık mı psikolojik sorunlara neden olur yoksa psikolojik bozukluklar mı yalnızlığa yol açar sorunu üzerine kafa yormak istemiyorum; nihayetinde her ikisi de imkân dairesinde. Peyami Safa işte bu imkânı enfes ruh tahlilleri, psiko- sosyolojik tesbitleri ve yüksek edebiyatı ile, ustaca kurguladığı romanında edebiyatımıza Yalnızız romanıyla armağan etmiş. Yalnızız gerek materyalizme karşı savaşın bir anlatımı olarak anlaşılsın gerek de insanın kim ve kaç yaşında olursa olsun yalnızlıktan kaçamayacağının romanı olsun; bize kitaptaki karakterlerin esasen yalnızlığın ayrı ayrı birer aktörü olduğunu anlatır. Samim de yapayalnızdır, Besim de, Mefharet, Selmin, Meral, Necile, hatta Renginaz ve diğerleri. Her biri yalnız insanı farklı beden ve ruhlarda oynar durur. Zekasını ve hissiyatını, tesbit ve öngörülerini ve edebi zevki okurdan esirgemeyen merhum yazar Yalnızız da bilgeliğini konuşturur. Eminim diğer eserlerinde de bir bilge karakter vardır. Bu romanda ise Samim adeta onun sözcüsüdür. Kurt gibi bir adamdır Samim, gözünden bir şey kaçmaz. Ama Meral'i yalnızlıktan kurtaramaz Samim. Trajik bir şekilde ölür Meral. Yalnızlığını sırtlar ve hayata veda
YalnızızPeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 202227,3bin okunma
8/10
·248 syf.··
2024 82. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 31 Aralık 2024 00:00
Düşen Şeylerin Gürültüsü, 1990’lar Kolombiya’sına dair, benim ortalama bulduğum bir roman. Hayatlarının ilerleyen evresinde yolu kesişen iki adamdan birinin diğerinin geçmişinin peşine düşmesi üzerine kurulu hikaye. İlk etapta merak uyandırıyor ancak özellikle ikinci yarıda fazla didaktik buldum ben, sanki yazar Pablo Escobar’la ilgili bildiklerini alelacele anlatıp bitirip gitmek istemiş hissi uyandırdı bende. Hikayeye biraz ondan biraz bundan, yani bir tutam her şeyden katması da keza hoşuma gitmedi. Ama yazarın akıcı bir anlatımı olduğunu da söyle ek gerek, bu nedenle kötü bir roman da değil, okunabilir. Konuyla ilgili daha iyi bir şeyler okumak isteyenlere Esrik Ağacın Meyvesi’ni öneririm.
DönüşHisham Matar · Siren Yayınları · 2024256 okunma
7/10
·275 syf.··
2024 80. kitabı
Düşen Şeylerin Gürültüsü, 1990’lar Kolombiya’sına dair, benim ortalama bulduğum bir roman. Hayatlarının ilerleyen evresinde yolu kesişen iki adamdan birinin diğerinin geçmişinin peşine düşmesi üzerine kurulu hikaye. İlk etapta merak uyandırıyor ancak özellikle ikinci yarıda fazla didaktik buldum ben, sanki yazar Pablo Escobar’la ilgili bildiklerini alelacele anlatıp bitirip gitmek istemiş hissi uyandırdı bende. Hikayeye biraz ondan biraz bundan, yani bir tutam her şeyden katması da keza hoşuma gitmedi. Ama yazarın akıcı bir anlatımı olduğunu da söyle ek gerek, bu nedenle kötü bir roman da değil, okunabilir. Konuyla ilgili daha iyi bir şeyler okumak isteyenlere Esrik Ağacın Meyvesi’ni öneririm.
Düşen Şeylerin GürültüsüJuan Gabriel Vasquez · Everest Yayınları · 2012107 okunma
Reklam
Reklam