8/10
·192 syf.·
2025 9. kitabı
Bu kitap ile alakalı dün bitirir bitirmez yorum yazsaydım eğer, biraz daha fazla olumsuz şeyler diyebilirdim. Fakat kitabın üzerine uyuyup, diğer güne uyanınca anladım ki kitap direkt bilinç altıma çalışmış. Ben biraz eksik bulmuştum aslında olay akışını ve dilini. Fakat dediğim gibi temelde mesajları direkt kendisi işlemiş beynime. Bu da oldukça etkiledi beni. Şimdi kitabın içeriğine gelecek olursak, kitap bir kişisel gelişim romanı diyebiliriz. Bir olay örgüsü çerçevesinde harika mesajlar veriyor. Öncelikle insan kendi kaderini kendisi çizmelidir, tüm insanların bir amacı vardır ve onu keşfetmek için cesur olmalıdır, diyor. Oldukça doğru elbette ki. Çünkü kendi yolunu bulamazsan, başkalarının tarif ettiği yollarda kaybolursun. Ve biliyoruz ki hayat sonsuz değil. Kaybolduğumuz hayatlarda sonlandıracak kadar değersiz olmamalı ömürlerimiz. Yazar, hayallerini erteleme mesajını çoğu yerde vurgulamış. Birçoğumuz maalesef ki hayallerimizden vazgeçiyoruz. Sırf korktuğumuz için. Bizi hayallerimize götürecek yolların zorlu olmasından tedirgin oluyoruz. Cesaret edemiyoruz. Ama kitaptaki çoban karakterimiz Santiago, güvenli bir hayatı varken her şeyi bırakıp Mısır piramitlerine hazinesini aramaya giderken korkmadı. Daha doğrusu korksa da ona teslim olmadı.Aslında diyor ki yazar, sen yola çık, yol sana kendini açacaktır. Evren, sana işaretler göndererek yoluna rehber olacaktır. Sadece bu dili okumayı bil, yeter. Hem öyle ki, hayat korkakları sevmez. Büyük hayaller, büyük fedakarlıklar ister. Santiago, konfor alanından çıkarak kocaman bir adım atmış oldu. Zorlanmadı mı dersiniz bu yolda? O da zorlandı. Hırsızlar tarafından soyuldu, çölde çok zorluklar yaşadı. Fakat tüm zorluklar, onu hayallerine ulaştıran birer sınavdı. Ve o da bu sınavları başarıyla tamamladı. Tüm bu süreç
SimyacıPaulo Coelho · Can Yayınları · 2024246,8bin okunma
Tersyüz edilmiş dünyanın hicvi
7/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2025 17. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 05 Şubat 2025 17:58
Hayatının anlamını aramak için folklora yönelip birçok folklorik unsuru öykülerinde yeniden üreten Japon yazar Ryūnosuke Akutagawa’nın yazdığı Kappa öykümeninde yazar, halkın kappalar efsanesini sadece edebî gücününün sınırlarını genişletmek için kullanmamış, aynı zamanda böylece gelenekten yararlanarak hemen her sayfada kendi çağını da hicvetmiştir. Bu öykümen, umduğunu bulamamış ancak var olanla da barışamamış bir yazarın karmaşık iç dünyasının resmini çizen oldukça ilginç bir eser. Karmaşanın mevcudiyeti, yazarın şizofrenik annesine yani genetiklerine dayanırken pratikte ise bu delilikten korkmak ve intihara meyletmek olarak tecelli ediyor. Nitekim Kappa’nın yayınlandığı yıl intihar ile hayatına son veriyor. Öykümenin baş karakteri akıl hastanesindeki 23 Numaralı hastada yazarın bu izlerini bulmak mümkün. Hatta kappaların hamileliği ile ilgili kısımda yazarın iç harbinin ne boyutlarda olduğu ve intiharının en azından bir sebebi tespit edilebilir: Erkek kappa, hamile kalan eşinin cinsel organına eğilir, fetüse doğmak isteyip istemediği sorulur ve fetüs şöyle cevap verir: “Ben dünyaya gelmek istemiyorum. Hem babamın genlerinde akıl hastalığı var hem de bir kappa olarak var olmak çok kötü bir şey!” (22. syf.) Böylece bir şırıngayla kürtaj gerçekleşiyor! Dahası kurgunun tiplerinden biri olan şair Tok, intihar eden başka şairlere hayrandır ve o da intihar ederek hayatına son verir. Bir başka iz ise şu alıntıda gizli olmalı: Dünyevi arzuları azaltmak, her zaman huzura ulaştırmaz. Huzura ermek için manevi arzularımıza da ket vurmalıyız. (59. syf.) Öykümeni bir keşif serüveni saymak mümkün. Bilinmeyen bir dünyayı tanıttığı için de oluşan merak sayesinde kitap kendini okutuyor. Okuma müddetince önceleri Charlotte Perkins Gilman’ın Altın Çağ ütopyalarından biri olan Kadınlar Ülkesi’ne benzer bir
Edebiyat
KappaRyunosuke Akutagava · Tokyo Manga · 202374 okunma
Reklam
Puan vermedi·164 syf.··
2025 2. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 02 Şubat 2025 11:39
Haruki Murakami’nin ilk romanı Rüzgarın Şarkısını Dinle, bir genç adamın 18 günlük yaz macerasını anlatırken, okuyucuyu da kendi dünyasının içine çekiyor. Kitabı okurken kendimi J’nin barında oturmuş, J ve Fare ile sohbet ederken buldum. Sade ama samimi diyaloglarla, yaşanmışlıklarla ve düşüncelerle örülü bu anlatım, bir nevi zamanın içinde akıp gitmek gibi hissettirdi. Daha fazla karakterle tanışmayı, daha karmaşık olay örgüleri içinde kaybolmayı isterdim ama ana karakterin kişiliği buna pek uygun değildi. O, rüzgarın şarkısını dinleyen ve nereye isterse oraya savrulan biriydi. Belki de içindeki yükler, onu böyle sade bir kişiliğe büründürmüştü. Bu da romanın atmosferine melankolik ama huzurlu bir hava katıyordu. Kitaptaki Radyo NEB bölümlerine de ayrıca değinmek gerek. Kısa ama etkili olan bu kısımlar, okuyucuya bir mola verir gibi hissettiriyordu. Kitapta adı geçen şarkılara kulak vermek de bu deneyimi tamamlayan unsurlardan biri oldu. Beach Boys’tan Elvis Presley’e uzanan bu müzikal yolculuk, özellikle ana karakter için ayrı bir anlam taşıyan California Girls şarkısıyla daha da özel bir hâl aldı. Murakami’nin ilk romanı olmasına rağmen anlatımı akıcı, dili sade ve karakterleri doğal buldum. Yoğun bir olay örgüsü aramayan, daha çok atmosferin ve duyguların peşinden gitmek isteyen herkesin bu kitabı keyifle okuyacağını düşünüyorum.
Edebiyat
Rüzgarın Şarkısını DinleHaruki Murakami · Doğan Kitap · 20207,4bin okunma
Okumadan ölmeyin, demeyeceğim "OKUMADAN YAŞAMAYIN!"
10/10
·1823 syf.··
2025 16. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 30 Ocak 2025 15:37
Ne için yaşıyorsunuz? Hayatın anlamını bulabildiniz mi yoksa bu "arayış" içinde oradan oraya savrulup gidiyor musunuz? 21. yüzyıl insanı için en doğru kelime belki de: Arayış. Arıyoruz; mutluluğu, huzuru, varlık nedenimizi, varoluşsal sancılar çekmemiz bundan! Oradan oraya koşmamız, sosyal mecralarda mutluluk aramamız, kitaplarla, gezilerle doymaya çalışmamız... Yine de hep bir şeyler eksik değil mi? Bütün mutluluklar anlık, bütün gülüşler yarım, bütün hikayeler eksik! "... ben de her şeyi yeni baştan yaşamaktan başka bir şey istemezdim!" Yeniden başlamak mı? Henüz yaşadığın hayatın dahi amacını bulamamışken, çıktığın yolu yürüyememişken mi? Hem ne diyordu Gazap Üzümleri'nde, "Ancak yeni doğan bir bebek baştan başlayabilir. Sen, ben... biz artık geçmiş zamanız." Okumadan ölmeyin demiştim Anna Karenina için ve Diriliş için: "Bazı kitaplar ertelemeye gelmez." Bu kitap için bir cümle kuracak olsaydım "Okumadan yaşamayın!" derdim. Onlarca psikoloji kitabı okudum, hayatın anlamını arayışla ilgili daha iyi bir yoldaş bulamadım. Tolstoy bulabildi mi peki o anlamı? O arayışın kendisiydi, ömrünün sonunda her şeyi bırakıp gittiği bir tren istasyonunda, Attila İlhan'ın "Bir trene binmek, rastgele defolup gitmek istiyorum," cümlesini getirdi aklıma. Gidebildi mi? Tahmin ettiğinizden çok daha uzaklara... O kadar çok hazırlık yaptım ki bu kitap için! Daha kargo sürecinde başladı aksilikler, yanlış adrese gitti kitabım. Aradım Amazon'u, "Siz benim kim olduğumu biliyor musunuz," dedim. "Bilmiyoruz," dediler. Dedim, "bazen ben de bilmiyorum kim olduğumu, kitabımı gönderin benim." İnternetten araştırmalar yaptım, kahraman sayısı o kadar fazlaydı ki bir soy ağacı, karakter listesi çıkardım. Oysa esere başlayınca hiçbirine gerek kalmadı, ardı ardına bağlanıp gitti sayfalar. Karakterleri karıştırmak şöyle
Edebiyat
Savaş ve Barış (2 Cilt Takım)Lev Tolstoy · İletişim Yayınları · 201725,9bin okunma
Puan vermedi·69 syf.··
2025 2. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 30 Ocak 2025 03:01
Spoiler! Anne babasından kalan mirasıyla hayatının geri kalanında çalışmasına gerek kalmayacağını düşünerek yaşayan karakterin tamamen hissizleşmesi ve bunun farkına vardığında kendisine normal gelsede, bir süre sonra bu hissizlikten rahatsız oluyor. Biraz hava almak için gittiği yerde at yarışının olacağını unutmuş ve oraya gittiğinde hatırlamıştı. Burada ilk defa yaşadığı başkasının hakkı olan bir şeyi alarak bu yoldan para kazanması onu büyük bir suçluluk ve nefret duysuna sürükler. Yaşadığı bu duygular onu inanılmaz mutlu eder ve daha fazlasını ister. O gün eve gitmek yerine geceyi dışarda geçirir ve birbirini takip eden olaylarda sık sık kendisinin dışardan nasıl göründüğünü sorgular. Yaşadığı bu olağanüstü bir gecedeki hissettiği duyguları kaybetmemek için uyumak istemiyor ancak ertesi güne uyandığında yaşadığı hislerin geri döndüğünü görür ve o geceden kimseye bahsetmez. Kitap, bir solukta okunabilecek kendi iç dünyanızla baş başa kalabileceğiniz muhteşem bir kitap. Okuyacak olanlara keyifli okumalar dilerim.
1000Kitap
Olağanüstü Bir GeceStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2023171,8bin okunma
7/10
·416 syf.··
2025 3. kitabı
Akıcı bir kitap diyemesem de felsefi ve psikolojik bir kitaptı diyebilirim. Birazcık düşünmek akıl yürütmek, tecrübelerimizi tahlil etmek gerek bu kitapta. Psikolojik, manevi türleri sevdiğim için olsa gerek sıkılmadan okudum. Madde-mana, idealizm-materyalizm, ruh-beden, doğu-batı, önsezi, premonition(kehanet öngörü) gibi kavramlar daha çok Samim karakteriyle ve diğer karakterlerle tahlil ediliyor. Karakterler; zeki, düşünmeyi seven simerenya adını koyduğu bir ütopyası olan, hisli karakterimiz Samim. Meral; geleneksel değerlerin baskısından bıkmış, şu ne dercilerden kaçıp istediği gibi rahatça yaşamak için Paris'e gitmek isteyen bir karakterimiz. Karakterin içinde iyi kötü ahlaki değerler çatışıyor. En sonunda da bu çatışmadan yorulup "kendi kendimden nefretimin çerçevelediği ve çirkinleştirdiği bir dünyada yalnızım" notuyla durkheimin anomisine kapılıyor. Samimin de sevdiceği aynı zamanda.. Mefharet ile besim var samimin yani baş karakterimizin kardeşleri. Dikkatimi çeken nokta aynı evde büyselerde tamamen farklı karakterlerde olmaları. Mefharet evlerinde muhakkak misafire ayrılan bir mahrem oda bulunan, şu nederci, çabuk manipüle edilebilen, kuralcı ama saf bir karakter Besim; olayların etkisinde kalmayan, rahat, eğlenceli, şakacı bir karakter gibi Selmin; kitabın başında bu karakterle hemhal oluyoruz mefharetin kızı. Dediğim dedik kural tanımayan, sinsi egoist bir tip. Ferhat; selminin eski nişanlısı ama bağları devam ediyor. Aynı zamanda meralin abisi. Bu tip de şu ne derci kalıba önem verip yemediği halt olmayan tiplerden. Selminle bağları da çıkara dayanıyor zaten. Vel hasılı isminden de anlaşılacağı üzere kitap yalnızlığı işliyor. Modern toplumda her ne kadar kalabalıklar içinde yaşasak da bir takım bizi biz yapan değerleri, kendini tanımayı, maneviyatı kulak
1000Kitap
YalnızızPeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 202227,3bin okunma
Reklam
Reklam