Yabancılarla Arkadaşlık Etme Emi Evladım
7/10
·192 syf.·
2025 3. kitabı
"My name is Kenci. Adım Kenci. Bendeniz Kenci" ve bu Kenci, yirmi yaşında bir turist rehberi. Çat pat ingiliççesiyle (Yok lan yine iyi idare ettin kitap boyunca), ülkesine gelen turistleri gezdirme (!?) işi yapıyor. Ama burada pek tarihi, doğal veyahut kültürel içerikli gezi rehberliğinden bahsetmek mümkün değil, daha çok "muhabbet tellallığına" kayan bir çizgisi var rehberliğinin. Böylelikle de öyle aman aman, C1-C2 level ingiliççe istemiyor yaptığı iş. "Ar yu kola, ar yu sekis" level kafi deyip dalıyor piyasaya adamımız da. Hayali, para biriktirip Amerika'ya gitmek, ama Amerika ayağına geliyor. Bir Amerikalı, rehberlik hizmeti talep ediyor ve film işte orada kopuyor. Ama ne kopmak... "Kuzuların Sessizliği" zikredilerek yapılmış bir yorum var kitabın arka kapağında. Fakat ben bu kitaptaki karakterden o denli etkilenmedim. Abartmanın gereksiz olacağını düşünüyorum. Hannibal Lecter zeki ve de ikonik bir sosyopat. Buradaki arkadaş ise dengesiz bir karakter. Yine de ürkütücü olduğunu kabul etmek gerek. İşte bu ürkütücü arkadaşla bizim rehber tanışıyorlar, adam paradan yana sorunum yok diyor, bizimkinin de işine geliyor, yağlı müşteri tabii ki. Amerikalı diyor ki beni hatunlara götür, bizimki götürüyor, katalogda gördüm şundan varmış burada, ondan da istiyorum diyor, bizimki hoop oraya da götürüyor, görmek kesmedi beni, seks istiyorum diyor, taam abi senin itin olsun diyor oraya da götürüyor... Yalnız Japonların yetişkin turizmi de epey çeşitlilik vadediyormuş, görmüş olduk. Kitabın şiddetli yanına bakacak olursak, şiddetin tavan yaptığı sahneler, kulüpteki katliamdan ibaret. Katliama gelmeden önce, kurbanların kafa yapısını şöyle bir analiz edebileceğimiz bir mizansen gelişiyor, akabinde ortalık kan revan... Bu satırları okurken, yazarın anlatımının canlılığından
Edebiyat
Miso ÇorbasındaRyu Murakami · İthaki Yayınları · 2024371 okunma
GÜNEŞLİ BİR PENCEREYE ÖZLEM
9/10
·168 syf.··
Beğendi
·
2025 2. kitabı
“Bu durum Tanrı aşkına neden bana, hiçbir gücü olmayan bana söylenmişti ki...” Han Kang, bu kitabı yazmasına da bir nevi vesile olan rüyalarından bahsederken ölüm kalım savaşı haline gelen gergin rüyasının içinde bir an durup soluk bile almaksızın kendine bu soruyu soruyor. Benimse en çok dikkatimi çeken şey sorunun içindeki şu kelimelerdi. “... Hiçbir gücü olmayan bana.” Bu gerçekten doğru muydu peki? Bence Han Kang burada yanılmış. Çünkü onun gücü tam olarak bu işte! Ve bizler onun gücü olan kelimelerden can bulmuş bu kitabı okuyarak, kitabın içindeki dünyaya girip üstüne o günün acılarını da yüreğimizde hissederek o acılara gözyaşı döken bizler, tam da Han Kang'ın rüyasında gördüğü ve onu, bu soruyu sorarak çaresiz duruma düşüren o önlenebilir idamların hep birlikte üstesinden gelebiliriz. Kitabın Kapağı için Seçilen İllüstrasyon ve İncelemenin Adı Üzerine... Başta anlamsız ve basit bir metafor gibi gelmişti ama kitabın kapağındaki kalpten bahsederek başlamak istiyorum incelememe. Han Kang kitabında şimdi bizim de aitlik hissedip bir parçası haline geldiğimiz o mücevher gibi kalpten şu şekilde bahsediyor: “Artık daha fazla korkmadığımı fark etme hissi, şimdi ölsem de olur hissi, yüz binlerce insanın kanının bir arada koskocaman bir damar oluşturduğu o canlı hissi... Hâlâ hatırlıyorum. O damara kan pompalayarak atan dünyadaki en büyük ve yüce kalbin atışlarını hissettim. Büyük bir cesaretle onun bir parçası olduğumu hissettim.” Hang Kang işte böyle bir güce sahip! Bu hikayeyi, o günkü tek bir kalpte aynı inançla birleşen insanların dileklerini bize ulaştırma ve dünyadaki en büyük ve yüce kalbin atışlarına bizimkini de dahil etme gücüne...Kitabın kapağında neden kocaman bir kalp yer alıyor bu da güzelce anlamlandırılmış oldu. Epey uzun bir inceleme olacak.
İnceleme
Çocuk GeliyorHan Kang · April Yayıncılık · 20242,135 okunma
Reklam
Kemal’e Tutulan Mercek
Puan vermedi·524 syf.··
2025 7. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 18 Şubat 2025 21:51
Orhan Pamuk okumak benim için güzel bir zihin uğraşıdır. Gerçek, kurgu, sahte, hakikat hepsi birbirine karışır ve kavramların arasında sınırlar silinir. Bir okuyucu olarak ben de çeşit ağacın bulunduğu bu ormandan pusulasız çıkmaya çalışırım. Orhan Pamuk romanını okurken bende hâsıl olan durumlardan birisi de romanlarını duygularımı daha az işin içine katarak, uzaktan, metne dayanarak okumaktır. Masumiyet Müzesi’nde ise böyle olmadı. Kemal’in içinde bulunduğu durum, itirafları, zayıflıkları, hataları ve onların dile getirilme biçimi diğer kitaplarında görmediğim yakınlığı hissetmemi sağladı, hâliyle romana duygularım karıştı. ———Spoiler —— Kemal Basmacı varlıklı bir ailenin oğludur. Basmacı ailesi Osmanlı’nın yıkılmasının ardından oluşan sermaye ve yerli burjuvazi eksikliğinin temini için Cumhuriyet’in zengin ettiği ailelerden birisidir. Bu yüzden Kemal, Atatürk ilkelerine bağlılık hisseden Avrupai bir karakterdir. Nitekim Kemal dönemin -60’lar 70’ler- zihniyetine göre gayet modern bir ilişki sürdürerek Avrupa’da eğitim almış modern bir kız olan Sibel’le hayatını birleştirme hazırlığındadır. Taa ki Füsun’a olan aşkı onu bu yoldan döndürene kadar. Kemal Şanzelize Butik’te Füsun’u gördüğünde hemen etkilenir. Füsun onun uzaktan bir tanıdığıdır. Füsun, emekli öğretmen bir babanın, terzi bir annenin kızıdır. Ekonomik olarak alt kesme mensuptur. O dönemlerde hoş karşılanmayan güzellik yarışmasına katılmış olan Füsun’un en büyük hayali oyuncu olmaktır. Kemal, Füsun’a aşkı vesileyle toplumun ekonomik olarak alt kesmiyle bir etkileşim içerisine girmiştir. Füsun ve onun ailesi gözünden toplumun diğer yaşamlarını tanımıştır. Kemal, Füsun’la birlikte olmaya başladığında bir heyecan ve kaçamak peşindedir. Çevresinde sıklıkla işittiği mutlu bir evlilik ve “dost “ hayatını
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,5bin okunma
Korkularınızı yenmenin en kısa yolu, üzerine gitmektir.
10/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2025 6. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 18 Şubat 2025 15:01
Merhaba 1K okurları. Ruhun kanaması oluyormuş biliyor muydunuz? Bilenler vardır. Sızısı bir türlü geçmeyen, geçmişten kalan anıların vurduğu yaralardan akar o kanlar. Şimdi ne alâkası var Korku'yla diyebilirsiniz. Bazen sondan başlıyoruz ya hani, bu gün de sondan başa gitmek istedim. Spoilersiz hayatımın en spoilersiz yazılarını incelemelerime saklıyor olmamın verdiği rahatlıkla, "huzurla okuyabilirisiniz," diyebilirim. Pardon, yazabilirim. Ama okuduklarınız huzur bırakacak mı? İşte bunun sözünü veremem. Kadın olmak mı zor? İnsan olmak mı? Üzerinde düşünülmesi gerekilen sorulardan. Acının cinsiyeti olmadığı gibi korkunun da kimliği olmuyor. İliklerine kadar korkanların zaafları vardır. Bir de zaaflarına rağmen korkusuz olanlar vardır. Ya da korkuyla başaçıkabilenler... Adetim üzerine kitaptaki karakterler üzerinden değil de, onların yaşadıklarının bende bıraktıkları duygular üzerinden devam etmek istiyorum. Kitabın ilk yarısını, hatta yarının da yarısını bir kaç günde okumuş olmama rağmen, geri kalanını bir solukta bitirdim. Stefan Zweig kalemindeki akıcılığı, az ve öz üslubu, kısacık kitaba yılları sığdırması beni benden alıyor. Sanki, "Arif olan anlar, fazla lafa gerek yok," demiş, en vurucu kelimelerle en derin duyguyu anlatmış. Kitap her ne kadar da korku üzerine olsa da, benim görüşüm, kitabın aşk üzerine olmasından yana. Çünkü aşk, bütün duyguların katili, aşk, bütün savaşların celladıdır. Evet, celladı. Bir savaşı başlatmak gibi durdurmak yetisine sahiptir Aşk. Başka bir açıdan daha bakmak istiyorum kitaba. Farklı bir pencere daha açmak. Varlığın getirdiği darlık insan ruhuna sığamıyor. Kendini özgür bırakıp illa huzursuzluk sergiliyor. Hayat denen cehennemde mutluluk duygusuyla başbaşa bırakılsaydık, kendimize dert arardık. Kalıplaşmış hisseder, keskin sirke
Edebiyat
KorkuStefan Zweig · İndigo Yayınları · 2018125bin okunma
YEDİN BİZİ MİLLİE
7/10
·360 syf.··
2025 25. kitabı
Freida McFadden'ın Hizmetçi serisinin üçüncü ve son kitabını da okudum. Eh, seriyi tamamlamazsam olmazdı. Fakat bu sefer Freida ablamız, "Aman yazayım şuraya birkaç satır bir şeyler de bitsin, gitsin şu seri," demiş olsa gerek, pek özen göstermemiş kurguya. Ha, akıcı yazmış mı, elbette, her zamanki gibi... Freida ablamızın kaleminin akıcılığı zaten malumumuz. Kitap kendini hızlıca okutuyor mu, okutmaz mı, birkaç günde okudum bitti. Tabii burada çevirmen Zehra Uzun'u kaldığım yerden övmeye devam etmeden de duramayacağım. Freida McFadden'ın o belli belirsiz mizahi tarzını muhteşem aktarmış yine. Dönelim Freida ablamızın şaşkın Millie'sine. Üçüncü ve son macerasında Millie sonunda sosyal hizmetlerde işe başlamış, ayılıp bayıldığı Enzo'yla evlenmiş, iki de çocuk yapmış, aradan on seneden fazla zaman geçmiş, çoluğu çocuğu büyütmüş, başka derdi kalmamış olacak, Enzo'yla birlik olup dünya kadar borca girmiş ve bir hayalini daha gerçekleştirmek üzere elit bir sokaktan bir ev satın almış. Daha ilk günden sevinci az biraz kursağında kalmış. Kalmasın da ne yapsın. Yan komşunun burnu kaf dağında. Karşı komşu çatlak. Gözler üstünde. Koca elden gitmek üzere. Çocuklar ergenliğin de verdiği kafa karışıklığından mı bilinmez, olmadık işler peşinde... Zavallı Millie hangisiyle uğraşsın. 20 yıl önceki Millie olsa o yan komşunun burnunu kırmasını, karşı komşuya asıl çatlak kimmiş göstermesini, harama uçkur çözüp çözmediği belli olmayan Enzo'nun testiyi kırmadan kulağını çekmesini, iki çocuğu da bir çırpıda dize getirmesini iyi bilirdi de işte, yaş o eski yaş değil. Dedim ya iyi başladı, hmmm hadi ya, iyi de ilerliyor sanki, hem son sayfalara doğru kim bilir nasıl büyük bir ters köşe bekliyor beni, demeye kalmadı, çıktığım umut merdivenlerinden paldır küldür düştüğüm bir sonla kitap bitti.
Hizmetçi İzliyorFreida McFadden · Olimpos Yayınları · 20245,2bin okunma
Puan vermedi·712 syf.··
2025 16. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 16 Şubat 2025 18:41
Ah Çin neden her yerde parmağın var, neden türlü türlü oyunların var . Töre, yurt, gelenek, savaş üzerine enfes bir kitap daha yazardan. Hotuvusu Han ' ın adını aldığı Hun Ülkesinin en güçlü ırmağı Çiçi. Atası Mete Han yolundan gitmek isteyen yiğit hükümdar ve Hun erleri. Acundan yükselen ilk Hun kalesi... Tabi Tayun 'u da unutmamak gerek. Kitabı okurken sanki her olay gözünüzün önünde yaşanıyor adeta okuyarak değil yaşayarak çeviriyorsunuz sayfaları. Tarihi roman sevenler mutlaka okumalı...
Çiçi HanAhmet Haldun Terzioğlu · Panama Yayınları · 2016508 okunma
Reklam
Reklam