8/10
·400 syf.··
Beğendi
·
2025 40. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 12 Mart 2025 20:59
ZESTO PSOMİ-FEYZA HEPÇİLİNGİRLER-400 sayfa , “… mübadillerden biri anlatmıştı. Yerleşmek için kapısını açıp içeri girdikleri evde sofrayı kurulu bulmuşlar. Tabaklarda çorbalar bile öylece duruyormuş. O sofranın başına oturup ağlamışlar hep birlikte.” Zesto Psomi,bir mübadele ve yarım kalan aşklar romanı.Girit’te başlayıp Ayvalık’ta, Cunda Adası’nda biten yaşam öyküsü.Mübadillerin en çok yerleştirildiği yerlerden biri Ayvalık’tır.Mübadele öncesi nüfusun çoğunu Rumlar oluşturduğu için onlarda göçe zorlanmış,her iki taraf birbirini “öteki”olarak görmüş,Türk,Türkçe bilmeden Rumca,Rum,Rumca bilmeden Türkçe konuşup Anavatan kabul edilen yerleri hayatlarında hiç görmemiş,”Siz gitmek zorundasınız. Çünkü artık bizden değilsiniz. Burada sizi istemiyoruz,” lafları ile iki tarafta dışlanmış,reddedilmiş,doğdukları, büyüdükleri,evlenip çoluk çocuğa karıştıkları topraklardan bir gecede ayrılmak zorunda kalmışlar.Türkler Rumca konuşmalarına rağmen,adadan Türk oldukları için değil Müslüman oldukları için uzaklaştırıldığı halde geldikleri topraklarda yeterince Müslüman sayılmayıp” yarım gâvur” diye dışlanmışlar. Adada doğup,büyüyüp yaşadıkları halde hiç deniz insanı olamayan insanların vatanı olarak gördükleri Girit’ten Ayvalık’a uzanan hikayelerinin anlatıldığı Zesto Psomi ,mübadele sırasında yaşanan acılar (kimi kurulu sofrasını bıraktığı,kimi yeni vatanına gidiş yolunda canını verdiği,kimisinin sağ salim geldiği yeni topraklarda “memleket”özlemi çektiği) ile birlikte,aşk,dönüşüm ve hayata tutunmayı da işlemektedir. Özellikle yarım kalmış aşklar,kadının çektiği sıkıntılar,aşık oldukları erkekler yerine kendilerinden çok çok büyük erkeklerle çocuk yaşta evlendirilen ve kendileri de çocuklarına aynısını yapan kadınlar.Sevgisiz büyüdükleri için sevgi nedir bilmeyen
Zesto PsomiFeyza Hepçilingirler · Kırmızı Kedi Yayınevi · 202390 okunma
Puan vermedi·200 syf.··
Beğendi
·
2024 138. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 14 Mart 2024 00:00
Bismillahirrahmanirrahim, "Sanman taleb-i devlet-i câh etmeye geldik Biz âleme bir yâr için âh etmeye geldik". Yenişehirli Avni kitapta da anlatıldığı gibi demek istiyor ki, biz bu dünyaya makam mevki için gelmedik, biz bu dünyaya bir yâr için "âh" etmeye geldik. Âh etmek demek Allahu Teâlâ'ya tekrardan dönmeyi istemek demektir. Özlemek demektir. Biliyoruz ki Allah'tan geldik, Allah'a döneceğiz ve bu dünya bir manada bizim hasret çekmemiz gereken bir yer. Hayatımızın manası Allah'a ulaşma arzusu ve O'nun emirleri ve nehiyleri ile yaşamı güzel bir hale getirmektir. Öncelikle kitabın isminden başlamak istedim incelememe, çünkü başlık kitapta ne anlatılacağına dair fikir verme hususunda çok önemli bir yere sahiptir. Ve başlığın verdiği anlamlarda ayrı bir güzel, hem başta kendim unutmamak adına hem de okuyanlarla paylaşmak istedim. Kitabın 15. Bölümünde güzelce anlatılıyor. Kitap 17 bölümden oluşuyor, ve neredeyse her cümlesi her satırı insana birşeyler söylüyor, dikkatle ve sakinlikle okumak, üstüne düşünmek gerekir diye düşünüyorum. Tek tek bölümleri ele alıp, özetlemeye çalışacağım Allah'ın izniyle. Çünkü bu kitabı iyi tahlil etmek gerekir. Elimden geldiğince yapmaya çalışacağım tekrardan, Bismillahirrahmanirrahim, 1. Bölüm; Bu bölümde en önemli gördüğüm nokta Sadettin Ökten'in hem kendisinin hem de çocuklarının ergenlik dönemlerinde ergence davranışlarda bulunmadıklarını ve bunun sebebinin de ailelerindeki otoritenin babalarının değilde, Resulullah ve Cenab-ı Allah'ın olmasından kaynaklandığından bahsediyordu. Bu nasıl olur peki Saadettin hocadan dinleyelim; mesela babam annem ve yakın aile çevresi bize önce insanları değil Hz Peygamberi sevmeyi öğretti. Bu çok mühim bir şey. Şimdi önceliği insan sevgisine veriyorlar. İnsan sevgisi ile başlarsanız bir yere
Âleme Bir Yâr İçin Âh Etmeye GeldikM. Kemal Sayar · Truva Yayınları · 20211,222 okunma
Reklam
Uzun ve Bolca Spoiler İçeren Bir İnceleme...
9/10
·960 syf.··
2025 13. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 14 Mart 2025 14:05
·
Evet... Geldik serinin sonuna. Nereden başlasam bilemiyorum ama galiba genelden özele doğru gitmek benim için daha iyi olacak. Öncelikle geçen hafta cumartesi günü başlamayı umuyordum ama başlayamadım. Böylelikle Pazartesi günü başladım ve kitabı - tuğla gibi olan o kitabı - resmen gittiğim her yere taşıdım. Onunla yatıp kalktım ve beşinci günün sonunda bitirdim... Ama şunu da ekleyeyim; o kadar çok yoğun ve yorgun ediyordu ki beni yemin ederim rüyamda bir ara Chaol'u makarna pişirirken gördüm of sndjskdkskjddjjsjs. (Oruç kafasıyla beynim yandı.) Neyse Erawan görmekten iyidir hahahahahha ~ Öncelikle bu kitap ve ondan önceki kitap, beklediğimden daha iyi çıktı. Ben her ne kadar bir yıllık ara verip sonradan devam ettiğimde kopukluk yaşarım diye düşünsem de öyle olmadı. Hatta altı ve yedinci kitaplar, benim seriye dair olan beklentilerimi son anda karşılayan kitaplar oldu. Nedenlerinden de bahsedeyim: 1) Öncelikle son kitapta bütün ama gerçekten de bütün karakterler ön plandaydı. Karakter çeşitliliği fazla olan bir evren için bu bence en iyisiydi. Bu sayede bir olayı başka açılardan görebiliyor ve o açılar sayesinde karakterlere olan tavrımızı daha net ortaya koyabiliyoruz. (Misal ben dördüncü ve beşinci kitapta hiçbir şey hissetmediğim Lysandra'ya bu son kitapta gerek duruşu gerekse gücü karşısında aşık oldum. Sevdim.) 2) Son iki kitapta (altıda Aelin yoktu) Aelin biraz daha insansıydı yani "kusursuz karakter betimlemesinden" uzaktı. İşte bu benim istediğim karakter yazılış tarzıydı. Çünkü diğer kitaplarda hep, "Aelin mükemmel, her şeyi planlar, o alımlı, kibirli ama iyi vs..." lafları dönüyordu. Günün kurtarıcısı, kahraman vs... Beşinci kitapta bütün karakterlerin harcanmasına o kadar çok sinirlerim bozulmuştu ki... Oturduğum yerden sinir krizleri geçirdim resmen
1000Kitap
Kül KrallığıSarah J. Maas · Dex Kitap · 20201,438 okunma
Türkiye'nin Düzeni: Dün, Bugün, Yarın
10/10
·792 syf.··
Beğendi
·
2025 28. kitabı
·
68 günde okudu
·
Okunma: 09 Mart 2025 23:54
Doğan Avcıoğlu’nun son zamanlarda gündeme gelmesi Türk gençleri için önemli bir gelişme. Hatta umut verici. Bir de bunun üzerine yakında zamanda “Türkiye’nin Düzeni: Dün, Bugün, Yarın” kitabı da yeni baskı yapınca bu büyük şaheseri hakkını vererek okumak şart oldu. Yakın zamanda Emrah Sefa Gürkan’da Youtube kanalında çok güzel bir video çekerek merakımızı da iyice kamçılaşmıştı. Özellikle son birkaç yılda Chomsky ve Şeriati okumalarını yaparken bağımsızlığını elde etmiş ya da elde etmek için mücadele eden ülkelerde entelektüel ve aydın arasındaki farkın ne kadar önemli olduğunun farkına okuyarak vardım. Cumhuriyet sonrasında Batılı anlamda eğitim alıp, çok başarılı olmuş binlerce insanımız olmasına rağmen; ülkenin sorunlarını kendine dert edinmiş, çözüm üretmiş ve bunun için bedeller ödemek zorunda kalmış insan sayısı iki elin parmağını geçmiyordur belki de. Bir çırpıda sayacak olsam benim aklıma gelen isimler şunlar olur: “Sabahattin Ali, Aziz Nesin, Doğan Avcıoğlu, Hikmet Kıvılcımlı, Korkut Boratav, Behice Boran, Mehmet Ali Aybar, Yaşar Kemal ve niceleri…” Bu saydığım isimler sadece eserleri ile değil, hayat öyküleri ve mücadeleleri ile de bizlere ilham olmuş insanlardır. Doğan Avcıoğlu’nun bu 800 sayfalık destansı eseri üzerine inceleme yazmak kolay olmayacak. Amacım bu zamana kadar yazdığım tüm incelemelerde olduğu gibi ilgili kitabı okuyacak olanların merakını uyandırmak ve başlangıç mahiyetinde bilgiler vermek olacak. Doğan Avcıoğlu, Fransa’da ekonomi ve siyasal bilimler eğitimi aldıktan sonra; İngiltere’de Londra Ekonomi Okulu’nda master yapıyor. 1956 yılında 30 yaşında iken Türkiye’ye dönüyor. İstese daha uzun süre yurtdışında kalır hatta orada hocalık yapmaya devam edebilirdi. Ama eğitimini yarıda bırakıp sosyalist mücadele için ülkesine geri dönüyor.
Araştırma-İnceleme
Türkiye'nin DüzeniDoğan Avcıoğlu · Tekin Yayınevi · 2024255 okunma
Bir İntiharın İzinde
10/10
·128 syf.··
2025 4. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 18 Şubat 2025 07:48
"Yaşamın Ucuna Yolculuk"u okumaya başladığım gün etrafımdaki herkese 'Bu benim hayatımda okuduğum en iyi şey' dedim. Okuduğum en iyi ne? Bilmiyorum. Bu yazıyı da Tezer ile aynı baş ağrısıyla yazıyorum, onunki dişten benimki kulak.Bu yazıyı yazmayı hep erteledim. Böylesine bir eseri anlatmak için kelimelerin kifayetsiz kalacağına inanıyorum. Bu 'anlatıyı' okumadan önce 'Çocukluğun Soğuk Geceleri'ni okumak ve Tezer Özlü hakkında birtakım araştırmalar yapmış olmam bu kitaptan maksimum verim almam için ideal olmuş. Eseri öylesine bir kitap okuyormuş gibi okumadım. Bazı sayfaları (örneğin 57-66) kaç defa okuduğumu hatırlamıyorum. Bu yüz yirmi beş sayfalık maddi olarak ince kitap ruhumda öyle bir ağırlık bıraktı ki, hayatımın sonuna dek bu ağırlıkla yaşayacağım. Kitabın her sayfası gözlerimi kapadığımda zihnimde canlansın istiyorum. Ezberlemek istiyorum bu kitabı. Kendimi böylesine güzel ifade etmek istiyorum ve hatta keşke bu kitabı ben yazmış olsaydım diyorum. Tezer'in 'burjuva' olmasından değil toplumun onu kalıplara sokmaya çalışmasından bıkmışlığı, sevdiği yazarlarla bağ kurma hevesi; hep gitmek, gitmek isteyen ruhu, kendi bedenine direnişinde kendimi buldum adeta. Kitabı Özlü'nün ölüm yıldönümünde bitirdim. Kendi doğum gününden tam üç gün öncesinde. Yeni yaşıma yeni bir hayat bakışıyla girmemi sağladı. Kendimden, insanlardan, hayattan, dünyadan, yaşamaktan, ölmekten beklentilerimi değiştirdi. Ben Tezer'i ruhumda hissettim,kaleminin kağıdına sürtünme sesini dinledim tren rayları boyunca. Bu eseri okuduktan sonra öyle kenara köşeye yazabileceğim bir alıntı olmadı hiç. Çünkü kitabın tüm satırlarının altını çizip kelimelerini düşündüm. Tezer'in bu kelimeyi seçme sebebi neydi dedim. Zaten biliyordum. Onunla aynı ruha sahibim. Onun Pavese'ye olan bağımlılığı gibi bağımlıyım
Edebiyat
Yaşamın Ucuna YolculukTezer Özlü · Yapı Kredi Yayınları · 202114,7bin okunma
8/10
·160 syf.··
2025 12. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 03 Mart 2025 07:10
Dört Erkek Kardeş, İçlerinden Biri Katil ve Sırlarla Dolu Bir Hizmetçi! Hizmetçi olarak çalıştığınız evde bir katil var. Bunu, kimliği belirsiz birinin tuttuğu o günlüğü bulduğunuzda anlıyorsunuz. İşlediği cinayetler ile zevkten dört köşe olan, bunları eğlenceli bir dille anlatan satırlar, birinin içindeki ölümcül arzuyu açığa vuruyor. Üstelik tek bir şüpheli yok... Karşınızda birbirine tıpatıp benzeyen dört erkek kardeş var. Kaçıp gitmek mi daha güvenli olurdu? Belki. Ama sizin geçmişinizde pek masum sayılmaz. Bu evde kalıp gerçeği ortaya çıkarmaya mı karar verdiniz? ️O halde dikkatli olun, çünkü katil sizi çoktan fark etti. Doktor March'ın Dört Oğlu, beni oldukça keyiflendiren bir okuma deneyimi oldu. Başlangıçta bu kadar keyif alacağımı düşünmemiştim. Tüm kitabı katilin ve hizmetçi Jeanie'nin günlüğünden okuyoruz. Özellikle zekice kurgulanmış, okuyucuyla adeta dalga geçen, kafadan kontak katilleri ne kadar sevdiğimi biliyorsunuz. Bu kitaptaki katilin de okuyucuya meydan okuyan, kendinden emin tavrı hoşuma gitti. Katilin özgüveni gerçekten de yersiz değilmiş, çünkü kimliğini çözmekte zorlandım. Uzun lafın kısası: Jeanie, bir elinde tepsi, bir elinde adalet terazisiyle katilin izini sürüyor. Eğer sizi bulunduğunuz andan uzaklaştıracak, farklı ve kafa dağıtıcı bir kitap arıyorsanız, bu kitabı kesinlikle tavsiye ederim. #alıntı İt, ahlaksız, iğrenç herif! Ödüm kopuyor. Sırrını öğrendiğimi anlayacak ve beni öldürecek. Beni diri diri yakacak, makineden geçirecek, kapımı kilitledim. Neyse ki benimle fazla alakadar olmuyorlar. Ayak sesi duyuyorum. Yanlış duymuşum. Düşünmem gerek. Bir kere, hangisi olduğunu bilmek gerek. Hayır, hayır. Göz yummalı. Hiçbir şeyle meşgul olmamalı. Ne yaparsa yapsın. Görmedim, yakalamadım. Ama böyle, bilmeden duramam ki... Bu kenefe
Doktor March'ın Dört OğluBrigitte Aubert · Metis Yayınları · 2011978 okunma
Reklam
Reklam