Puan vermedi·192 syf.··
2024 6. kitabı
Fiziksel veya zihinsel engelli bir insanın herhangi bir başarı hikayesi ile karşılaştığımda kendime şu öğüdü veririm; 'Bu başarının normal olduğunu kabul et ama onu normalleştirme...' İlk bakışta kendi içinde çelişkili gibi duran bu ifadeyi biraz daha açmakta fayda var. En kalabalık kişisel gelişim seminerlerinden tutun da mahalle kahvesindeki ya da yemek masasındaki en sıradan sohbetlere kadar herkesin bildiği, inandığı, doğru kabul ettiği klişe tespitler vardır; insan çalışırsa başarır, insan isterse, onu hiçbir engel durduramaz, her şey seninle başlar, başarmanın yolu kendi içindedir, just do it!... Bu sloganvari motivasyon cümlelerinin gerçek hayatta bir karşılığının olup olmadığını kontrol etmek için sıfırdan bir laboratuvar kurmaya, deneyler yapmaya gerek olmadığını biliyoruz. Engelli olsun ya da olmasın, tarih boyunca sayısız insanın yazdığı başarı hikayeleri var karşımızda... Evet, insan kendisiyle barışıksa, ne yapmak istediğini biliyorsa, hedefleri varsa, Tanrı'nın ya da insanların ona verdiği imkanlar ölçüsünde 'başarı'ya ulaşabilir. Tabii başarı dediğimiz şey özneldir. Bir bebeğin halının üzerinde attığı ilk adım da, bir astronotun Ay'da attığı ilk adım da bir başarı hikayesidir... Çünkü başarı, kendinize koyduğunuz hedefe ulaşma eylemidir. İşte buradan hareketle, engelli olsun ya da olmasın her insanın başarı hikayesini normal karşılamak gerekir. Şimdi Christy Brown üzerinden engelli bir insanın başarısını neden normalleştirmememiz gerektiğini ele alalım. Doğuştan beyin felci olan ve sol ayağı dışında vücudunun hiçbir uzvunu yönetemeyen, ayrıca konuşma zorluğu çeken, yani bedenini yönetemediği gibi kendini de ifade edemeyen bir insan var karşımızda. Başarı kriterinden gittiğimiz için şu soruyu C. Brown için de sormamız gerekiyor; Hayata bu parkurdan
Sol AyağımChristy Brown · Nemesis Kitap · 201795bin okunma
ÜTOPYA GÖRÜNÜMLÜ DİSTOPYA
3/10
·249 syf.··
2024 13. kitabı
Eser ideal devlet düzeni, mutlu insanların kurduğu bir ada devletini konu ediniyor. Peki gerçekten bu eserdeki gibi anlatılan düzende bir devlet olsaydı içinde yaşayan insanlar gerçekten mutlu olur muydu? Bu ideal devlet düzeni kime göre, neye göre insanları en mutlu edecek düzendi. “İnsanlığın yeryüzü cenneti” olarak nitelendirilen bu eseri okurken benim kanım dondu, içinde boğuldum, ruhum karardı. Bu kadar kısıtlayıcı, renksiz, zevksiz, kuralcı bir düzende insanlar gerçekten mutlu olabilir miydi? Mutluluk neydi? Bütün insanlar aynı yaşam tarzını benimsediklerinde mutlu olurlar mıydı? Yoksa insanlar özünde bir kar tanesi gibi değil midirler? Herkesin farklı yaşam tarzı, farklı zevkleri, farklı yetenekleri, farklı hayalleri olması yaşamı yaşam yapan, hayatı değerli kılan unsurlar değil midirler? Ütopya eserinde bahsedilen konu başlıklarını üç başlık altında işledim: alıntılar, yorum, hayalimdeki ütopya. Alıntı 1- “Ütopos diye biri orayı fethedip adaya hem şimdiki adını vermiş -eski adı Avamistan’mış- hem de cahil bir vahşiler olan halkını belki de şu an dünyanın en uygar toplumuna dönüştürmüştür.” Yorum: Bir adanın fethedilmesi sonucu oradaki insanlara zorla bir yaşam benimsetilmesi zoraki uygarlaşmak olarak karşımıza çıkar. Hayalimdeki Ütopya: İnsanlar bir kişinin baskısı ve zorlamasına maruz kalmadan kendi yaşadıkları hayattan özgür iradeleriyle beraber uzlaşma içerisinde kendilerine yeni bir yaşam tarzı kurmaya çalışmalarını tercih ederdim. Alıntı 2- “Adada dilleri, yasaları, töreleri ve kurumları aynı olan elli dört mükemmel büyük şehir var. Hepsi aynı plana göre inşa edilmiş.” Yorum: Bu şimdiye kadar duyduğum en korkunç şeylerden biri. Bütün şehirlerin bire bir aynı olması. Bu mu uygarlaşma, bu mu güzel hayat, bu mu mutluluk? Bu resmen renksizlik, monotonluk,
UtopiaThomas More · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202024,7bin okunma
Reklam
10/10
·106 syf.··
2024 147. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 11 Temmuz 2024 00:00
Osman Akalın’ın kalemiyle Fransızca Herkesi Eşit Kılar isimli öykü kitabıyla tanışmış ve öykülerini çok sevişmiştim. Bu kez çarpıcı bir romanını okudum ve hep yazmasını temenni edeceğim bir kalem dahil oldu hayatıma. Gerek kurgunun sıra dışı örgüsü, gerek karakterlerin sahiciliği ve başarı ile kurguya entegre edilmiş olması, gerekse anlattığı olayların hayatın içinden ve sarsıcı oluşu ile muhteşem bir romandı Yükseklerde. Önce ablasının Ayşe’ye yazdığı bir mektup ile başlıyor kitabımız ve sonrasında da zaman zaman günlük sayfaları okuyoruz zaman zaman da yine mektuplar. Ablanın yazdığı mektuptan anladığımız kadarıyla Ayşe evlenip Almanya’ya gitmek üzereyken atıyor yüzüğü ve vazgeçiyor. Abla yana yakıla Ayşe’yi ikna etmeye çalışıyor evliliğe ikna etmek için ama o sırada Ayşe doğuda bir köy okulunda zor şartlarda öğretmenlik yapmakta. Ve askerliğini yapan İhsan ile kesişiyor yolları. Şartların zorluğu coğrafyanın ağır kış şartları mı bilinmez Ayşe İhsan’a doğru içten içe yanmaya başlıyor nasıl olduğunu anlamadan. İhsan da boş değil Ayşe’ye karşı. Neticede Türkçe konuşanın az bulunduğu bir yörede ikisi de insana hasretken çıkıyorlar birbirlerinin karşısına. Bir yakınlaşma da oluyor aralarında böyle söyleyince sanki dağ başında bir aşk çiçeği mi yeşeriyor acaba, be hoş diyeceksiniz ama maalesef İhsan evli ve çocukları var. Üstelik kısa bir süre sonra da veda bile etmeden memleketi Bursa’ya gidiyor İhsan. Peki Ayşe yalnızlığı ile hayal kırıklıkları ile içinde yanan ateşle kala kalıyor dağ başında. Bir yandan yörede yaşam tüm zorluğu ile devam ediyorken Ayşe köyde görüp de görmezden gelmek zorunda kaldığı şeylerle doğruları arasında sıkışıp kalıyor. Bir yanda asker bir yanda terörist bir yanda sevdiği masum çocuklar, aile bildiği köylüler ama onların sakladığı sırlar. Ayşe
YükseklerdeOsman Akalın · 40 Kitap · 20225 okunma
9/10
·400 syf.··
2024 34. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 10 Temmuz 2024 22:05
Asaf Özkan - Mim Mim Grubu Ufak yaşlardan beri tarihe hep ilgim olmuştur. Özellikle Milli mücadele dönemi benim için çok kıymetlidir. Bu dönemle ilgili olarak gerek dönemi yaşamış kişilerin hatıraları gerekse de yapılan akademik çalışmalar ne varsa okumak istiyorum. Hepsinin kütüphanemde yer edinmesini istiyorum. Kitaptan bahsedecek olursak Mondros antlaşmasından sonra başlayan işgallere karşı yerel olarak örgütlenen grupların yapmış olduğu faaliyetleri o dönemde yaşamış kişilerin hatıralarından ve ulaşılabilen kaynaklardan objektif olarak süzüp anlatmaya çalışıyor. İstanbul'un işgalinden sonra İttihatçılar tarafından kurulan Karakol Cemiyeti'nin çalışmaları, daha sonra kurulan Mim Mim Grubu'nun faaliyetleri, bu gruplar arasında yaşanan çatışmalar, bu grupların TBMM hükümeti ile olan ilişkileri yalın bir dille aktarılmış. Okurken çok kıymetli bilgiler edindim. Karakol Cemiyeti hem kurucuları hem de kurumsal yapısı itibariyle İttahat ve Terakki Cemiyeti'nin devamı niteliğindedir. 1. Dünya Savaşından sonra Cemiyetin üyeleri yurt dışına gitmek durumunda kalmıştır. Kara Kemal öncülüğünde İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin taşra örgütlerini yeniden canlandırmak amacıyla Karakol Cemiyeti kuruluyor. Daha sonra bu cemiyet Anadolu'ya silah kaçırma ve istihbarat sağlama görevinde bulunuyor. Yeri geliyor Anadolu'ya asker sevkiyatı sağlıyor. Teşkilatın yapısından, teşkilat içinde yaşanan çatışmalardan bahsediliyor. Mustafa Kemal Paşa bu şekilde örgütlenen grupları tek çatı altında toplamak istiyor fakat bu başlarda Karakol Cemiyeti tarafından kabul edilmiyor. Mustafa Kemal Paşa ile cemiyet arasında bir iktidar mücadelesi yaşanıyor. Nutuk'ta bu konulara değiniyor. Diğer taraftan da Cemiyetin yurt dışındaki İttihatçılarla olan bağlantısı özellikle Enver Paşa'nın ülkeye gelip milli
Edebiyat
Mim Mim GrubuAsaf Özkan · Kronik Kitap · 202336 okunma
Puan vermedi
Merhaba haftaya #virginiawoolf #kendineaitbiroda kitabıyla başlayalım. “Kadının varlığına katlanamayan zihniyet; elbette onun yazmasına, okumasına, düşünmesine de karşıdır.” Yazar yaşadığı dönemde kadın olarak bir şeyler üretmenin ne kadar zor olduğunu karşılaştığı zorlukları anlatıyor. Günümüzde 100 yüzyıl öncesinde ataerkil bir toplum bir kadının kütüphaneye gitmek için izin gerekiyordu.Woolf o dönemde Shakespear’in bir en az onun kadar yetenekli bir kızkardeşi olsa asla onun kazandığı ünü kazanamazdı diyor.O dönemde yazılan Jane Eyre,Madam Bovary gibi ünlü eserlerin o dönemde ne zorluklarla yazıldığını anlatıyor.Dönemin soylu entelektüellerinin de bakış açısını ne kadar sığ olduğunu görüyoruz.Teyzesinden kalan mirasa 1936 yılında verilen seçme hakkına bile miras kadar sevinmiyor çünkü her çağda olduğu gibi o zaman mali gücü olan kadınlar isteklerine daha rahat ulaşıyorlar.Gelelim kitabına “Kendine ait bir oda “ günümüzde de hala çoğu kadının kendisine ait bir odası olduğunu düşünüyorum İnsanın kendinden başka hiç kimse olmasına gerek yoktu. Kadınları korumaktan vazgeçmeniz lazım, onları farklı işler ve farklı uğraşlarla baş başa bırakın; izin verin ki asker olsunlar, denizci olsunlar, otomobil sürsünler, liman işçisi olsunlar... “Kadınlık korunmaya muhtaç bir varoluş olmaktan çıkınca her şey olabilir.” #alıntı #dünyaklasikleri #edebiyat #kitap
Kendine Ait Bir OdaVirginia Woolf · İletişim Kitabevi · 202148,3bin okunma
10/10
·240 syf.··
Beğendi
·
2024 129. kitabı
. Dünya, iki kapılı bir han. İçinde hapsolup kalmak ya da diğer kapıdan çıkıp gitmek. Üstelik yalnız gitmek.. Dünya bir yol ve sen bu yolun en kadim yolcususun diyor yazar eserinde. Bu yolda yalnız olduğumuzu ama bir o kadar da yalnız olmadığımızı anımsatıyor. Hâl diliyle yaşamanın anahtarlarını sunuyor, pek çok kapı aralıyor ve davet ediyor. İçinde kırk deneme, yedi şiir ve en sonda bir hikaye bulunan bir eser. Giriş bölümüyle başlayan kitap sırasıyla, yalın, belirtme, yönelme, bulunma, ayrılma ve çıkış olmak üzere yedi bölümden oluşuyor. Bölüm sonlarında ise şiirler bulunuyor. En son çıkış bölümünde ise, kıssadan hisse bir hikaye bulunuyor. Maneviyatı yüksek, tasavvuf türünde bir eser. Tavsiyemdir. #Halfabe ^ ^ #alıntı İnsan olmak yorulmak demektir desek çok da isabet almayan bir tespit cümlesi kurmuş olmayız. İnsan yorularak yoğrulan bir varlıktır. Geçtiği yollarda hangi mevsimler var ise ondan etkilenir. Geçtiği yollara kendi mevsimini bırakan da odur. ^ Büyük resmi görebilmek için yükselmek gerek. ^ Düzlem, düz bir zemin. Mantık düzlemi ise cilalı bir yüzey misali. Oysa kalp düzlemi çok farklı. İnişli çıkışlı bir coğrafya. ^ ^ #eneskuşak #yakayayınları #tasavvuf #bloghemsire #öykü #şiir #edebiyat #deneme #inceleme
HâlfabeEnes Kuşak · Yaka Yayınları · 202417 okunma
Reklam
Reklam