En büyük değişim düşüncelerimizi degistirmemizle gerçekleşecek. Dünyayı iyi kullanmak, dünyayı ve zamanı hoşa harcamaktan vazgecebilmek için varlığımızı yeniden keşfetmemiz gerekiyor.
Ne kadar çok insan bir araya gelirse, bu insanlar o kadar çok kibirli olur, içlerinde kendilerini küçük şeylerle fark ettirme arzusu uyanır. Çoğu birbirini tanımayacak şekilde çok sayıda insan bir araya gelmişse, kendini fark ettirme arzusu iki katına çıkar, zira başarı umudu artar. Bu umudu veren lükstür. Herkes, kendisinin bir ustundeki sınıfın işaretlerine ozenir. Fakat kendini fark ettirmek isteye isteye her şey eşitlenir, hiçbir şey fark edilemez olur. Herkes kendisine bakılmasını istediğinden, kimse fark edilmez.
İki tür bozulma mevcuttur: Birincisi, halk kanunlara riayet etmediği zaman; ikincisi ise, kanunlar halkı yozlaştırdığı zaman ortaya çıkar. İkinci tür bozulmanın geri dönüşü yoktur, zira kötülük devanin içindedir.
Ama şunu hissediyorum, Helen; ben onları memnun etmek için ne yaparsam yapayım beni sevmemekte ısrar edenleri sevmemeliyim; bana haksız yere ceza verenlere direnmeliyim. Bu, bana şefkat gösterenleri sevmem ve hak ettigime inandığım bir cezaya boyun egmem kadar doğal.
Her özgür eylemi yaratmak için birbiriyle yarışan iki neden vardır: bunlardan biri manevidir, yani edimi belirleyen iradedir; diğeri maddidir, yani bu edimi icra eden kuvvettir. Bir nesneye doğru yürüdüğümde, öncelikle oraya gitmeyi istemem gerekiyor; ikinci olarak ise, ayaklarım beni oraya taşımalıdır. Felçli biri koşmak isterken, çevik biri istemezse, her ikisi de olduğu yerde kalacaktır.