Bu yüzden malumatfuruş, dağınık bilgiyi dinleyiciye boca eder ve kendisinin anlaşılmadığını iddia eder. Oysa bi-
len anlatır. Alim bilgisini kullanır. Kullanamadığın şey senin değildir.
"Belki de yarın Kusay Amca'ya gidip yaşamak istediğimi ona söylemeliyim. Acaba beni dinler mi? Sahi annem bugün bana neden 'Meleğim ' dedi? Babam beni kumlara gömdüğünde kendisini çok sevdiğimi yine de biliyor olur mu acaba?"
"İçinizdeki putlar" dedi Kusay kardeşlerine, "İçinizdeki putları kırmadan sizi Kâbe'deki putlara asla yaklaştıracak değilim! Kâbe'nin içindeki üç yüz altmış tanrıya and içerim ki sizler atalarımızın yapmadığını yapmak istiyorsunuz ! . ."
Kâbe'nin efendisiydi Kusay. Kız çocuğunun sesine karışan sesti. Goncamın kokusunu taşıyan neslin ulu atalarından ...
Kâbe'nin çevresinde evler yapmak isteyen kardeşlerine söylemişti bu sözleri. İki sene evvel kendisi, "Darunnedve" adını
verdiği bir ev yaptırmış ve o güne kadar hep çadırlarda yaşayan Kureyş kabileleri kendilerinin de ev yapmaları gerektiğini
düşünmeye başlamışlardı. Kâbe civarında bir ev demek, tanrılara yakınlık ve itibar demekti çünkü. Uzun yolculuklara
başlarken veya dönüşte; çadırlarının kapısındaki putları okşayarak tapınmak onlara yetmiyordu artık. Dışarıdan gelen
hacıların da el sürecekleri putlara sahip olmanın itibarını istiyorlardı. Kâbe'nin efendilerinden biri olmak az kâr sayılmazdı. Bu sabah Kusay'ın kardeşi Teym, amcası Zühre ve diğer
bir amcasının oğlu Mahzum kavgayı bu yüzden büyütmüşler,
dört oğlundan Abdumenaf ise adaletle onları ayırmaya çalışırken
birdenbire kılıçlar çekilivermişti. Gök gürlemeye tam o anda başladı. Tutunduğum çadır ipleri sallandı, rüzgar uğuldadı.
Bir anda semanın boşaldığını ve Mekke'nin beş tepesinden beş kol halinde sellerin Kusay ve kardeşlerinin üzerine
dehşetle akınaya başladığını gördüm. Kâbe'nin saçağındaki kovuklardan birine zor sığınabildim. Şimdi sessizce olup bitenleri izleyecek ve "Her zamanki kavgalardan biri işte!" diyecektim.
Ama hayır, bu sefer yağmur kavganın ötesinde bir önemi haiz di. Kâbe'nin taş temelleri sularla doluyordu çünkü.
Gördüklerim hayra alarnet sayılmazdı. Ne zaman böyle seller olsa, benim güle neşideler okuduğum seher saatlerinde
Mekkeli