Ben çocuklarımı, karımı, torunlarımı, kardeşlerimi, dostlarımı gömdüm. Birbirini yiyen insanları gördüm. Gökten ekmek yağmalıydı komutan. Biz o kadar günahkar kullar değildik ama yağmadı.
“İnsan geçmişiyle barışmadıkça geleceğe yürüyemezmiş. Acıları mekanlara bıraktım, korkuları toprağa gömdüm, kırgınlıklarımı suya attım. Ve ilk defa hafiflemiş bir ruhla ayakta durduğumu hissettim. Öğrendim ki; bazen insanın doğumu geçmişinin kapanmasıyla başlarmış.”
...ofis dedikleri o dağınık, küçücük, penceresiz kutunun içinde. "Kedim
öldü. Dün gece. Onu ben gömdüm. Yani yardım eden biri de vardı. Ama sonradan evde yalnız kaldım ve uyuyamadım...
Duygulanmıştım.
Coşkumu ve gözyaşlarımı saklamak için yüzümü yastığa gömdüm.
Kalbim bir anlığına havan tokmağını bulmuştu.
Coşku ve samimiyet de anlatılamaz,uçucu ve geçicidirler.
Sen ne kadar kaçsan da,ıskalasan da, görmezden de gelsen, kafanı kuma gömsen,kalbine kilit de vursan,hayatın sana diyeceği varsa,sinsi sinsi bekliyor sırasını, yıllarca. Öyle sabırlı,öyle fil hafızalı,öyle unutmuyor hayat! Sen sabaha kadar unuttum diye sağalt ruhunu,gömdüm san. Defter kapanmayınca kapanmıyor!