10/10
·631 syf.··
Beğendi
·
2017 8. kitabı
·
147 günde okudu
·
Okunma: 04 Mart 2017 18:28
Rahmetli Yaşar Nuri Öztürk’ü bu güzel meali için tebrik ediyorum, mealin güzelliğinin en büyük sebebi de kesinlikle günümüz Türkçesi’nin kullanılması diyebilirim; çünkü öyle bir mealler var ki, aynı Yaşar Nuri'nin de önsözde dediği gibi meale bile ayrı bir meal gerekiyor hatta parantez içinde anlam yüklemeleri de olduğu için insanın algısına etki ediyorlar, bizler parantezler ile şişirilen meali okuyunca acaba meal mi okumuş oluyoruz yoksa parantezler ile şişirilen tefsir mi okumuş oluyoruz? Tefsir okumak istesek zaten tefsir okuruz. Meal okuma isteğimdeki en büyük amacım tanrısal bir sözün içine insansal bir yorumun girmemesi, direkt bir şekilde gelen mesajı okuma isteğimdir. Bazı mealler var ki zamanında parantez içinde kullandıkları kelimeleri yeni baskılarında parantez içinden çıkartarak artık tamamen mealin içine vermişlerdir, mesela Kur’an’da Allah sadece Hz. Muhammed’e “Resul” ve “Sen” diye hitap ederken bazı meallerde meali yapanlar parantez içinde “ Habibullah” ya da bazılarında da “Habibim” kelimesini kullanmışlardır, yani bu kelimelerin manasının da “Allah’ın Sevgilisi” olduğunu öğrenince aslında durumun vahimliği kendini belli etmektedir ya da umarım ediyordur diyeyim. Gerçi pek güzel geleneğimiz Anadolu Tasavvufu’nda da haşa Allah aşık, peygamber de ona maşuk olmuyor mu? Maşuk kelimesinin de manası “erkek sevgili” olduğu bilinmeden hatta, bu tarz düşünceleri olanlara bari buradan bir soru sorayım, Hristiyanlara, Hz. İsa’ya “Tanrı’nın oğlu” dedikleri için tepki gösteriyorsunuz ama “habibullah” kelimesini kullanırken acaba onlardan ne gibi farkınız oluyor ya da daha ileri gittiğinizi düşünmüyor musunuz? Parantezli mealin çıkardığı kötü sonuca bir örnek olarak bunu gösterebilirim diğer bir örnek olarak da seslenilen kişi belirtildiği için “aa bakın burada bu kişiye diyor bunu, bizim bu ayete dikkat etmemize gerek yoktur” düşüncesi de diyebilirim, e hani Kur’an tüm insanlığa gelmişti, e hani içindeki her şey bizim için bir örnek olarak bir rehber olacaktı? Dünyanın en çok okunan kitabını okuduğum için sevinçliyim, hatta günde milyonlarca kişi tarafından belki de milyarlarca kişi tarafından okunan bir kitabı sonunda ben de okuyabildim, Kur’an bu kadar çok kişi tarafından okunan bir kitap olmasına rağmen aksine hiç okunmayan bir kitapmış gibi en çok anlaşılmayan kitap da Kur’an-ı Kerim’dir çünkü meal okunmamalı orijinal dilinden okunması gerekli düşüncesi hakimdir maalesef. Müslümanlar olarak, Allah’ın alemlere rahmet sonucu gönderdiği, bir müjde bir kılavuz olarak gönderdiği Kur’an ile garip bir ilişki içindeyiz. Elimizde böyle güzel bir kaynak varken maalesef indiriliş amacına tamamen ters bir temas halindeyiz. Bu üzücü durumun en büyük nedeni de iniş amacının direkt olarak bizi muhatap aldığının, dinimizin, inancımızın neye dayandığından haberimizin olmamasıdır. Her bir konuda olduğu gibi dinimizde de bilgiyi direkt kendi kaynağından öğrenmek yerine başka kaynaklardan öğrenmeye çalışıyoruz yani evimizin içinde bir meyve ağacı var, biz elimizi uzatıp dalından o meyveyi kopartıp kendimize almak yerine ilk önce onu birinin toplamasını sonra araya aracı girip onun depolanmasını, sonra nakliye edilmesini, sonra markete gelmesini ve marketten de bizlere sunulmasını bekliyoruz. Halbuki dediğim gibi o kaynak evimizde, eminim ki ya en güzel köşede en üstlerde bir yerde, ya duvarda dantelli bir sargının içinde ya da özel bir kutunun içinde belki de bazı sayfaları çerçeve içinde duvarda asılı. Ne zaman mı elimize alıyoruz, tabii ki de “yemin edeceğimiz” zaman. Yemin ederken de “Kur’an Çarpsın” diyoruz ve tılsımından, gizeminden ve büyüsünden faydalanıyoruz halbuki Mehmet Okuyan’ın dediği gibi “Kur’an çarpmaz aksine çarpıklıkları gideren kitaptır.” Bir de Kur’an’ı vefat edenin arkasından okuruz, Yasin Suresi’ni okuruz ya da okuttururuz, yaparız ama 70. ayetinin kelime manasını, yani “biz Kur’an’ı diri olanı uyarsın diye indirdik” ayetini bilmeden, şöyle bir şey de var ki, vefat edenin arkasından Kur’an okumak, trafik kazası sonucu hayatını kaybeden birinin başına gelip trafik kurallarını o kişiye okumak ile bire bir aynıdır. Okurken de boğazımızdan, gırtlağımızdan farklı farklı sesler çıkarır, nağme verir o şekil okuruz. Yani herkes bir şeyler öğrenmek için okurken bizler Kur’an’ı sadece okumak için öğreniriz (#11731408 ) Emre Dorman boşuna demiyor gerçekkten, maalesef birçok Müslüman hayatında bir kez olsun hesaba çekileceği kitabı okumadan, içinde ne olduğunu bilmeden dinini yaşıyor, bir takım şeylere inanıyor ve bu inanca uygun şekilde yaşayarak Allah’ın vahyinden habersiz bir şekilde de bu din üzerine ölüyor. Bu durumun da en büyük sebebi kesinlikle Kur’an anlaşılmaz denilmesi ve anlamak için de büyük bir bilginin yardımına muhtaç olmamız düşüncesidir, ne acı ki bu dediğimizin sonucunun ucunun da nerelere gittiğini bilmiyoruz, mesela o zaman haşa Allah bize anlayamayacağımız kitap gönderdi, Allah yarattığının zekasını bilmiyor hatta 600 sayfa kitap göndermiş de kendini anlatamamış, madem bizim anlayamayacağımız bir kitap geldi o zaman bizler de hesap gününde haşa “sen bizi sorgulayamazsın çünkü sen bize anlayamayacağımız kitap gönderdin” dememize müsaade etmiş gibi taraflara gittiğini bilmeden. “Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna apaçık ayetler indiren O’dur. Şüphesiz Allah, size karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.” (Hadid Suresi 9). Bunun gibi Kur’an’ın apaçık ayetler içerdiğini belirten birçok ayetler olmasına rağmen hala Kur’an anlaşılmaz demeye devam edilir çünkü dediğim gibi Kur’an okunmadığı için bu düşüncelerden kurtulmak çok zordur. Kur’an’ı okuduktan sonra neler mi yaşadım ya da neler mi öğrendim, öncelikle bir “evliya” olduğumu öğrendim (tepkiler gelsin). Aslında kelime manasına bakınca (Allah’a dost) her şey yeterince de açık, her bir Müslümanın yani Allah’a düşman olmayan herkesin evliya olduğu bir gerçektir ama bu durum da maalesef kültürümüzde evliyalık adı altında öyle bir hal almış ki, evliya diye geçen o yalancıların Superman gibi uçtuğu, vahiyler aldığı, peygamber rütbesinden biraz aşağıda olduğu, günahlar işlemediği ve çok ama çok özel kişiler olduğu, onları bizlerin anlayamayacağı hatta onlara karşı düşünce belirtemeyeceğimiz belirtilmektedir ama Kur’an’da kimin gerçek manada ya da evliyalık derecesinin kimin yüksek olduğunu bizim bilemeyeceğimiz aslında bir şekilde de belirtilmektedir, tamam herkes evliyadır dedim ama belki sokakta çöp toplayan bir amca belki de bir iş adamı daha iyi bir evliyadır yani kimin daha iyi evliya olduğunu sadece ve sadece Allah bilir. Kur’an’ı okuduktan sonra Hz. Muhammed’in şefaat yetkisinin olmadığını öğrendim, imanın şartlarında kadere imanın olmadığını öğrendim ve başta iblisin alın yazısı gibi bilinen kadercilik düşüncesinde olduğunu ve buna Allah'ın karşı olduğunu öğrendim, kabir azabının tamamen uydurma bir şey olduğunu öğrendim, sıraat köprüsünün dinimizde olmadığını aslında Zerdüstlükte olduğunu başka kaynaklar yardımıyla öğrendim, Miraca yükselme olmadığını sadece İsra’nın yani gece yürüyüşünün olduğunu öğrendim, bizim bu zamana kadar öğrendiğimiz, duyduğumuz miraç rivayetlerinin hemen hemen hepsi Zerdüşt’ün Hz. İsa’dan yüzyıllar önce Zerdüstlüğün peygamberi olan Zerdüştün miraca yükselmesi, orada Ahura Mazda ile görüşmesi ile birebir aynı olduğunu öğrendim, hepsi de Avesta’da yazmaktadır, bilinenin aksine Miraç uydurmasında bize namaz ve Bakara Suresi’nin son iki ayeti gelmiştir ama Kur’an’da da namaz’ın daha öncesinde emredildiğini öğrendim, Bakara Suresi’nin ise Medine döneminde bittiğini öğrendim. Mehdi’nin dinimizde olmadığını, Hz. İsa’nın da öldüğünü ve sanıldığının aksine gelmeyeceğini öğrendim. Bunları öğrendikten sonra peki neler mi yaşadım, tabii ki de en yakınlarım tarafından ateist olduğum belirtildi ve dinden çıktığım söylendi. Eminim ki Avesta da dahil diğer dinlerin kitaplarını okuyan ve Kur’an’ı da okuyan, okurken de tarihi araştıran herkesin bu sonuçlara varacağına şüphem yok.
Din
Kur'an-ı Kerim MealiYaşar Nuri Öztürk · Yeni Boyut Yayınları · 20171,055 okunma
··
2.629 Gösterim
17 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Hayırlısıyla incelemenize ithafen Kur’an-ın türkçe mealini aldım Uğur bey ve başladım.Zaten ön sözünde bile tefsir ve meal arasına fazlasıyla değinmiş sizin incelemeniz bende merak ve sorgulama dürtümü ateşlendirdi diyebilirim. Bu Berat gecesinde başlama gayem vardı. Başladım incelemeniz için ayrıca teşekkür ederim Ufuk açıcı🌟
Uğur
Gönderi Sahibi
Ben teşekkür ederim yorumunuz için. Okumanız sonrası yorumlarınızı paylaşırsanız okumak isterim.
Uğur
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim, herkesin araştırarak okuma dileği ile.
Tasavvuf Anadolu geleneği derken bunu biraz açarmısınız. Anadolu coğrafi terimdir yer bildirir. Türklerin geleneği mi demek istediniz? Oysa Anadolu'da müslüman olmayan halklar da yaşıyor. Osmanlı, İslamiyeti himaye etmedi aksine bozdu diyorsanız, bunu tarihçilere havale edelim. Gelenek olsa(!) Arab geleneği demek daha uygun. Tasavvuf, Hz. Muhammed (as.) ve Hz. Ebubekir arasında başladı; <<Gözlerini yum, dilini üst damağına yapıştır, ve kalben Allah'ı an.>> Tasavvuf budur!
Uğur
Gönderi Sahibi
Tasavvuf Anadolu geleneği demedim, yaşadığımız toprak olarak Anadolu olduğu için ve tasavvuf da bir gelenek olduğu için "geleneğimiz olan Anadolu Tasavvufu" dedim. Verdiğim örnek de Yunus Emre'nindir. Gözlerini yum, dilini üst damağına yapıştır vs. vs. bunlarla din olmaz ya, gözlerimi kapatmadan dilimi üst dudağıma yapıştırmadan ansam olmuyor mu?
Uğur Bey zihin açıcı, insanı düşünmeye sevk edici incelemenizi zevkle okudum. Kaleminize sağlık. Yaşar Nuri için ölmeden evvel deist oldu, deizmi savundu, diye bir şeyler çalındı kulağıma, var mı bir fikriniz?
Uğur
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim Metin Bey. Son zamanlarında siyasete fazla girişmesi özellikle de AKP karşıtı konuşmak için çoğu şeyi inkar ettiği ve farklı görüşler belirttiği doğru ama direkt deizmi savunduğu tarzdaki ya da benzer konuşmasına şahit olmadım.
Ne güzel bir yazı, inancını araştıran sorgulayan, dogmalara karşı çıkıp doğruyu arayan herkese sonsuz saygım var. Uğur eline yüreğine ve cesaretine sağlık. günümüzde Yaşar Nuri Hocadan okumak cesaret ister ki bana göre en doğrusuna ulaştığı için ama tartışmak istemiyorum. " Evliya olduğumu öğrendim" Hallacı Mansur da "en el hak" derken bunu söylemek istemişti idam edildi, Ali Şeriati "gerçeklerle sizi rahatsız etmeye geldim" dedi kahpece öldürüldü, hatta... Neyse çok uzar, bu yol tehlikeli, bu yol cesaret, bilgi ve sorgulama ister. İncelemeni okuduğum için çok memnun oldum ve anlaşılamadığım çok konuda yüz yüze konuşmak isterim, toplantıya az kaldı.
Uğur
Gönderi Sahibi
Sağ ol Abi teşekkür ederim. İnşallah diyelim Abi yakın zamanda ben de görüşmek isterim.