Drina,
Suyunda balıktan çok insanın yüzdüğü,
Renginin kandan kırmızıya çaldığı,
Köprüsünden sayısız acıların geçtiği,
Dili olsa anlatacaklarına yüreğimizin dayanmayacağı nehir! Ne acılar gördün sen, ne kardeş kavgaları, ne isyanlar, ne ölümler. Nasıl yıkılmadan durdu üzerinde Mimar Sinan'ın köprüsü...
Yıllar önce İvo Andriç'in kaleminden okumuştum Drina Köprüsü'nü. "Unutmak her acıyı siler, arkada bırakırdı." Lakin unutamadım. Mümkün değildi orada yaşananları unutmak. Drina'da Son Gün'ü elime alır almaz aynı acılar yer etti yine ruhumda. "Ve bir hikayenin bittiği yerde öbürü başlardı. Son diye bir şey yoktu." Yine belgesel niteliğinde bir romandı. Kahramanları aramızda yaşamış, birçoğunun adı dahi değiştirilmemişti. Yaşananların gerçek olduğunu bilmek daha bir yaktı yüreğimi.
- Benim artık kalbim yok Mordaç!
+Yok mu? Benim bildiğim insan kafasız yaşar da kalpsiz yaşayamaz Miç.
- Ben de yaşadığımı söylemiyorum zaten.
Kolay mı yıllarca yaşadığın yerden bir anda kopup gitmek?
Kök saldığın topraklardan kökünün kazınması?
Evini barkını, yurdun bildiğin yeri, mezarlarını arkada bırakmak.
Komşun bildiğin, dostun bildiğin insanların size düşman olduğunu görmek...
Elveda Rumeli dizisini izlemiş miydiniz?
youtu.be/FU_6Nw5AkeE?si=...
Her gidenin aklında bir gün dönme isteği... Dönebilen var mı peki? Balkanlar içimizde yara...
"Dünyada en güç şeylerden biri de insanlarla uğraşmaktı."
Ruhum dondu kimi yerleri okurken, kanımın damarlarımdan çekildiğini, kalbimin atışlarının yavaşladığını hissettim. İnsan hem bu kadar iyi hem bu kadar kötü olmayı nasıl başarıyordu? En son İncir Kuşları'nı okurken benzer duygular hissetmiştim. Savaşın karanlık, kirli yüzü ve yitirilen canlar, hayalleri olan, hayatının baharında tecavüze uğrayan kadınlar... Yaşar Kemal haklıydı, savaş icat eden görmesindi cennet. Görmemeliydi. İyi de bunun adı savaş bile değildi ki? Hangi savaş masum kızlara tecavüzü haklı görürdü? Toprak tecavüzle mi savunulurdu?
Ben gözyaşlarının insanın içine akabileceğini bilmezdim, der Miljenko JergovicSaraybosna Marlborosu'nda. İçine içine aktı eseri okurken. "İnsanlar karanlıkta yalnız kaldıklarında değişirler." Değiştiler, bu kadarını da yapmaz dediklerim yaptı, bu kadar kötü olamaz dediklerim oldu. Kötülük bekledikleriminse içinden çiçekler açtı. Canını verip dostunu satmayan insanlar da vardı. Çeşit çeşitti insanlar ve bu çeşitlilik artık benim ruhumu yormaya başladı. Gidip gidip geldim eseri okurken. Gazap Üzümleri'nde Joad dede vardı, toprağından kopmanın ölümü olacağına inanıyordu, eserdeki Şevvale Ana da öyleydi. "Çünkü daha önce geri dönmek umuduyla gidenlerin hiçbiri geri dönmemişti."
Sanki bir roman değil bir Balkan Türküsü dinledim. Sanki bir filmdi yaşananlar ve ben de o filmin içindeydim. Bir fırtına tuttu beni de Drina sularına saldı.
"Çalın davulları çaydan aşağıya aman aman
Mezarımı kazın bre dostlar belden aşağıya."
youtu.be/4WrL-5Gjbz4?si=...
Yazardan uzun uzun bahsetmek isterdim, oldukça nitelikli bir girişi var eserin, yaşanan acılara daha çok dokunmak isterdim. Ama gerisini okuyup görmek sizlere kalmış.
O toprakların insanı olarak ve büyüklerimden benzer hikayeleri dinleyerek büyüdüm ama kitaptan haberdar değildim maalesef incelemeniz ışık oldu hocam gönülden teşekkürler.