"Hiç kimseyle birlikte yaşlanmak istemiyorum. Kendimle bile."
Ve yaşlanmadın. Ne kendinle ne de bir başkasıyla. "Ben ölesiye yorgunum artık," demiştin bir kitabında. Kimi yorgunluklar ölmeyince dinmiyor. Ölünce diniyor mu orası da muallak. En sevdiğin mevsim sonbahardı, bir kış gününe geldi gidişin. Seni okuduktan sonra hiçbir kışı sevemedim.
"Eski aşklara dönemezsin ama eski kitaplara dönebilirsin." (s. 41)
1944 yılında Dostoyevski'yi okudum, o gün bugündür huzurum yoktur, der Cemal Cemal Süreya Tezer Özlü ise ondan on yıl sonra 1954'te tanışır Fyodor Dostoyevski'nin kalemiyle. Henüz on iki yaşındadır ve daha niceleri ile devam eder serüveni evlerindeki kitaplıkta: Çehov, Tolstoy, Gogol, Steinbeck, Hemingwey, Camus, Rilke, Goethe... Onun huzursuzluğu da burada başlıyor olsa gerek. Hele bir Franz Kafka sevdası vardır her sayfasında kokusunu alırsınız adeta. Okudukça mutlu olduğumuzu sanırız değil mi? Yalnızlıktan kurtulduğumuzu. Oysa okudukça huzuru kaçıyor insanın. Ama öyle bir düşüyor ki bu sevdaya, hiçbir huzursuzluk o kadar huzur vermiyor artık ona.
"Öyle rastlantılar vardır ki çocuk yaşta başlar, ölene değin sürüp giderek dostluğa dönüşür." (s. 5)
Hayatındaki en güzel rastlantılardan biri Ferit Edgü, bu kitapta da onunla mektuplaşmaları yer alıyor. Kimi yerde el yazısı kimi yerde fotoğrafları... Her mektubun ruhu vardı sanki. Her satırı onunla birlikte yaşadım. "Ölmek isteğim yok. Yaşama isteğim olmadığı gibi." Hani kullansaydım her sayfada bir sigara yakardım, öyle yer etti içime. Sayfalar eksildikçe ömrünün tükendiğini hissettim. Ömrü tükendikçe bir "ah" da ben çektim. "İhtiyarlıyorum galiba. Duygusallaşma, ihtiyarlığın başlangıcı değil mi?" Öyledir bazı insanlar, gençliğini yaşayamadan ihtiyarlar. "O kadar yorgunum ki 50 yılda bile dinlenemem," demişti Kalanlar'da. Ne elli yıl yaşayabildi ne ölümünün üzerinden elli yıl geçti. John Steinbeck haklı, ne uykuyla dinlenilebiliyor ne de ölümle.
Kitapları da dostlarını seçer gibi seçmeli kişi, öyle değil mi, diyor Ferit Edgü Hakkari'de Bir Mevsim kitabında. Ne çok sevmiştim. O kitabın sinemaya uyarlanma fikri de tamamen Tezer Özlü'den çıkmış. İyi dostlar ve iyi insanlar birbirlerine çok şey katıyor. "Burada kitap okuyan var mı, dedim. Eskiden vardı, dedi. Şimdi pek kalmadı." O güzel kitap okuyan, o güzel mektuplaşan insanlar birer birer gittiler. Kapağı süslü, içi boş kitaplara, içi boş dostluklara kaldık.
"Uzun bir yolculuğa ihtiyacım var." (s. 33)
Hangimizin yok ki?
Zaman kısa, ben yorgunum, yol uzun diyor bir Abdurrahim Karakoç şiirinde. Öyle kısa ki birçoğumuzun ömrü o uzun yolculuğa çıkamadan sona eriyor. Belki de bundan gözü açık gidişlerimiz. Belki de bundan gitmekle ilgili deyişleri sevişimiz. Buradan gidebilenlere bir şarkı armağan etmek isterim. youtu.be/C0EgvamXF9c?si=... Belki de Yahya Kemal haksızdı. Gidenler yerlerinden memnun oldukları için değil tekrar başka yere gidecek güçleri olmadığı için dönemiyorlardı. Kim bilir... Ne der Sadri Alışık: youtu.be/p1xtZOeXkmc?si=...
Bitmesin diye azar azar okudum, bitti.
Gitmesin diye o kadar çok mola verdim ama gitti.
Ve çok az gidiş bu kadar yordu beni.
Başucu kitabı yapmak isterdim ama hassas ruhum el vermiyor olsa gerek.
Hassas ruhların ulaşamayacağı yerlerde okuyunuz!
"Hiçbir huzursuzluk o kadar huzur vermiyor artık ona." Okuduğu kitapların içine dalıp giden okuyucu grubu. :) inceleme kitabın kendisinden nahif olmuş.
Ferit Edgü kalemini sevdiğim bir yazar. Tezer Özlü'nün Ferit Edgü ile olan mektuplaşmalarının yer aldığı bu eseri okumayı çok istiyorum. Sizin incelemeniz sayesinde daha bir okuma hevesi doldu içime. Çok güzel bir inceleme olmuş hocam😊