Gönderi

9/10
·136 syf.··
2017 27. kitabı
BİR DERİN OKUMA DENEMESİ Georges Perec’in Kayboluş’undan söz edilmişti. Hiç E harfi kullanmamış diye. Niyeyse aklıma geldi. Ardında Bilge Karasu varmış meğer. Perec bulanıklaşınca anladım. Kılavuz. Asıl oymuş aklımda. Zaten ne olacaktı ki ya Gece ya Kılavuz. Bilge Karasu da hiçbir eserinde VE bağlacını kullanmamış ya, Perec işte onu hatırlatmıştı. Bilen bilir. Çok dillendirilmez ama. Belki de meziyet sayılmaz. Kim bilir? Bu bol kedili adamın Kılavuz’u. Murakami doğduğunda o liseyi bitirmişti muhtemelen. Kediler önce BK’yu sevdi anlayacağınız. Uzun uzun yaptığım bir incelemesi vardı. Bunu sitede paylaşayım istedim. Üstünde biraz daha çalıştım. Site okurlarına dönük bazı değişiklikler. Tahlil değil. Tek yönlü bir derin okumaydı. Rene’ye de buradan selam olsun. Tahlil öyle siteye yazılacak bir şey değildir. Çünkü çok yönlü bir tahlil bir edebiyatçının çok ama çok zaman ayırması gereken bir iştir. Meslektir aslında. Tefsir etmektir. Neyse. Uğur asıl kahramanımız. Onun yaşadıklarını onun gözüyle görüp onun ağzından dinliyoruz. Rüyalarla başlıyor hikayesi. Rüya muhabbetine paralel bir iş arama çabası da var. Bir gazete ilanıyla ilk kontağı kuruyor. Yaşlı bir adama refakatçi arıyorlar. Bu yaşlı adama (Mümtaz bey) bakan yeğeni Yılmaz bey bir süreliğine olmayacağından, refakatçi aramaktadır. İş başvurusu kabul oluyor Uğur’un. Bir de Mümtaz bey’in taksicisi İhsan var. Zamanla Uğur, Mümtaz ve İhsan arasında güzel bir dostluk oluşuyor. Uğur bir kitap sever. Ayrıca rüyasında gördüklerini kaleme almasını da seviyor. Bu metinleri Mümtaz ve İhsan’la da paylaşıyor. Roman gerilimini bu üçlünün tedirgin, üstü kapalı konuşmasıyla arttırıyor. Gerilim kitabın sonunda çözülüyor. Anlıyoruz ki girift rüyaların sebebi bir suçlulukmuş. Meğer Uğur, birkaç yıl önce hayata küsüp Amerika’ya göçen eski arkadaşı Bülent’in ölümüyle alakalı bir vicdan azabı içindeymiş. Kanserden ölen Bülent de, kanser olmasına sebep olarak, zamanında Uğur’a yaptığı haksızlıktan çektiği vicdan azabını görüyormuş. Ve anlıyoruz ki Uğur’u işe alan Yılmaz da ölen Bülent’in abisiymiş. Gazeteye ilan verilmesine rağmen, işe alma süreci aslında tesadüf değil, kurguymuş. Ama bu okuru pek tatmin etmiyor. Bazı boşluklar oluşuyor kafasında yine de. Tam bunların cevabını alacağını düşünürken bir de trafik kazası giriyor işin içine. Uğur’da kazanın ilk 2 gününü hatırlamasına engel bir amnezi oluşuyor. Bitti mi roman? Bitti. Rahatladınız mı? Hayır. Neden? Bu sorumun cevabı için sitede kitaba yapılan incelemeleri okumanızı salık veririm. Genel hava bir doyumsuzluk hâkim olduğu. Bir okur olarak kitap bittiğinde ben de aynı şeyleri hissettim. Devamında yapabileceğim iki şey vardı. Rafa ya da derin okumaya. Şöyle bir muhasebe oldu içimde. <<<<<değişik üslup, kelimelerle alakalı kendi kafana göre takılmışsın. ben bunu sevmem. Ulamaları değiştirmek sana mı kaldı Karasu. Ne adamsın be. Sen önce kurguna bak. anlayamadım işte. Hata bende değil. Bak bir ben de değilim. Bir sürü okur da memnun değil. Sen kedilerle uğraşacağına güzel kurgu yapsaydın. Ya adam felsefeci be. Sıkı bir entelektüel. Dönüp okumaz mı. Elli defa okumuştur. Bir şeyler mi kaçırıyorum. kesin. bi daha oku. >>>>> Metinleri taramaya mı başlamalı? Yarım kalmışlığın sebebi ben miydim yazar mıydı? Ya bismillah dedim ve taramaya başladım. İsim seçimlerini anlamaya çalıştım. Bükönü, Turunçlu, Teber. Hepsi uyduruk. Eser için uydurmuş. De neden? Kenara koydum. Olaylar aktarılırken bir şeyler eksik. Gizleniyor. Üstü kapatılıyor. Uğur güvenilmez bir adam. Neden böyle? Sanki korkuyor. Romanda derin bir korkunun hakim olduğunu fark ediyorum. Neden anlamadım bunu? Çünkü romanın başında elimize bir rüya verdi. Bu ustaca düşünülmüş bir Çehov silahıydı. Bu silahı kullanmasını bekledim. Kullandı. Bülent’in ölümüyle. Ama yine doyurmadı bizi. Simgeler mi aramalıyım? Galiba. Hemen hemen hiç simge yok gibi. Belki iki üç şey. Hatta tesadüf de olabilir. Yani simge olmayabilir. Biz yine tedbirli davranalım. İlki, Verdi’nin Un ballo in maschera-Maskeli balo uvertürü. Niye dinledi bunu? Ne yani dinlemek yasak mı? Doğru. Ama yine de bunu da bir kenara koyayım. İkincisi, Goya’nın, El sueno de la razon-Aklın uykusu canavarlar yaratır, tablosu. Tabloyu açıyorum. Yazan birisi var. Masasında uykuya dalmış. Kabus görüyor. Yarasaların bakışları korkunç. Kedi var. O da korkunç bakıyor. Ve acz içinde. Sahibine yardım edemiyor. Yılmaz bu tabloyu Uğur’a hediye ediyor. İlerleyen sayfalarda İlk net ipucunu veriyor Uğur. Anlıyorum ki yazar boşuna seçmemiş isimleri. Uğur- Kedi-Uğursuzluk. Metinleri, diyalogları daha, çok daha dikkatli okuyorum. Gerisi ip söküğü gibi geliyor. Bir kısmını sizle paylaşacağım cümleleri dikkatle okuyun! “Yoksa ben onu bir yerlerden bildiğim duygusuna kapıldığım kadar, o da ... Gene de, çocukluğumdan bu yana hatırı sayılır bunca karabasanla boğuştum; bunların onlara bir benzemezliği var sanıyorum. Yılgı değil, korku değil asıl nitelikleri; her şeyden önce, ne olduğunu pek kestiremesem de, kaçınılmaz, defedilmez bir belanın gelmekte olduğu duygusunu veriyorlar.” Uğur burada, hazmedilmiş, alışıldık bir korku tarifliyor. Uğur bu duyduğu korkuyla hem tedirgindir hem de en çok ondan faydalanır. Çünkü asıl korkusu toplumdur. Bu barışılmış kendi korkusu toplumun kahramanı yok etmesini önlüyor. Kendi korkusuyla ondan barışıktır. Depremden korkmayın, binanızdan korkun gibi. Düşlerde görülen yüzler hep tanıdık olur. Bu bir apriori değil elbet ama genel bir kanı var bu konuda. Bu durumda anlatılmak istenen başka bir şey. Düşlere ortaklık eden bir psikoloji kahramanı korkutan. Bir şey var gelen. Bakalım ne geliyor? Taksicinin yani İhsan’ın, Uğur’un dolmuştan henüz indiğini bildiği halde, taksi lazım mı, diye sorması normal. Ama Uğur’un sanki taksiyi tutmuş gibi kurduğu hayal saçma. Ve hayalini, kullandığı dille gargaraya getirmek istiyor. “Ossaat taksicinin banyo yapmak isteği varmış gibi düşleme.” İşte sır aralanmaya başlıyor. “Çıplaklığından sıkılmıyordu, çıplaklığını sergilemiyordu. Denize çıplak arkadaşlarıyla birlikte, çıplak giren bir çocuk gibiydi. Üzerimden sular akıta akıta aşağıya inecek değildim. "Sen de gel diyeceğim ama burası pek dar," dedi suyun altından.” Taksici İhsan Türk değil sanki? Devam ediyorum. “Uzandım. Yüzümde böceksi bir şey geziniyordu. Gözlerimi açtım. Parmağıymış. "Hava kararmağa başladı. Dönelim mi yavaş yavaş?" O an birbirimize ne kadar yakındık! Küçük evdeki gibi ... Üstelik yolun başında değil, çok, çok ötelerde ...” Erkekler birbirlerinin omuzunu dürterek uyandırır. Yüzlerini asla okşamazlar. Ve bir tane daha. “Yatar yatmaz uyumuş olacağız. Kuşların cıvıltısıyla uyandım. Saatim 6:20'de kıpışıyordu. Elimi İhsan'ın alnında gezdirdim. Gözünü açtı, pancurlara baktı. Saati sordu. "İki saatimiz var daha," dedi. Yüzünü yüzüme yaklaştırdı.” Artık eminim. Bunlar yan yana yatıyor. Aynı yatakta. “İhsan'la musluk başında, duş altında, ocak ya da buzdolabı önünde çarpışa tokuşa bitirdik hazırlığımızı.” Neden eminim? Uğur’un homoseksüel olduğundan. İhsan’ın adının da tesadüf olmadığını anlıyorum. Uğur’a “ihsan-bağış” edilmiş. Kenara aldığım diğer isimlerin sırrı da çözülüyor. Teber’e gidiyorlar hep. Teber’in bir anlamı da bir dil. Alevi topluluklar, abdalla kullanıyor. Neden, çünkü Sünnilerden korkuyorlar. İster homoseksüellik için düşünün ya da isterseniz Bilge Karasu’nun atalarının Musevilikten dönme olduğuna bağlayın. "Maskeli" balo uvertürü- Bükönü-Turunç ve Goya tablosunun yorumunu sizlere bırakıyorum. Siz yorumlayın. Bulmak isterseniz çok şey var. Rahmetli çok çırpınmış. Ve ismi kitabın neden Kılavuz, düşünün. Derin okumamızı finaline götürelim şimdi. Bir yazar bir homoseksüeli kahraman yapamaz mı? Elbette yapar. Buna hakkı vardır. Böyle çok roman var. Uğur homoseksüel diye Bilge Karasu’yu suçlayabilir miyiz? Saçma olur bu. Ama homoseksüelliğin bunca gizlenmesi, hatta okurun romanı anlamasını engelleyecek kadar konunun etrafında dönülmesi niye? Acaba yazarın bir korkusu mu var? Okurun Uğur-yazar özdeşleştirmesinden mi korkuyor? Olabilir mi bu? Yok, olamaz. Olsaydı ve isteseydi bu özdeşleşmeyi önleyebilirdi. 1. Tekil şahıs değil de 3. Tekil şahıs anlatıcı seçildiği an bu problem yok olurdu. Niye yok etmemiş? Çünkü otobiyografik olsun istemiş. Uğur aslında Bilge’dir demek istemiş. Ben, yani Bilge Karasu bir homoseksüeldir, demek istemiş. Lütfen derin okuyun, sırrımı öğrenin. Artık dayanamıyorum. Kimliğim bu benim. Tıpkı Sait Faik gibi. youtube.com/watch?v=EgS-7-s... desmotivaciones.es/3093700/El-suen... Diliyle alakalı bir şeyler yazacaktım, lehinde ve aleyhinde. Çok uzun oldu. İyi okumalar.
Siyaset
KılavuzBilge Karasu · Metis Yayınları · 20191,018 okunma
··
1 +1'leme
·
1.912 Gösterim
11 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Metin abi, ben aşağıdaki okurlar gibi övgüler dizmeyeceğim. Zira buna gerek de yok. Görünen köy kılavuz istemez demekle yetineceğim. Biz sahte okurlar kitapları sadece harflerin birleşimi olarak okuyadururken, siz bu derin okumalarınızla bize arada böyle dur deyiverin ki uyanalım. Çok okuyoruz ama hiç okuyoruz, okumalarımızda nitelik neredeyse kalmadı. Kitaplar da bu nitelikli okur sayısının azalmasından dolayı hepten niteliksizleşmeye başladı. Sizin zamanınızda, kitap yazmak isteyenin üzerinde bu nitelikli okurların dimağlarına seslenebilmek için büyük bir yük olurdu. Biz bu neslin çocukları, böyle kitapların değerini bilemediğimiz için kitapların da yavaş yavaş içi boşaltıldı. Her neyse, uzun yazıp kafanızı ağrıtmak istemem. Siz hep yazın ki biz de sizden bir şeyler kapabilelim. Hürmetler.
Metin T.
Gönderi Sahibi
Çok teşekkür ederim. Bu işler vakit meselesi elbette.
Metin Abi aklına ve kalemine sağlık... Kedili medili, kendi halinde yazılan bir romanı alıp, 'Eyes Wide Shut'vari bir derinliğe kadar taşımışsın... Tabir-i caizse romanın tüm parçalarını söküp yeniden takmışsın... Kitapların da tıpkı otomobiller gibi bir sanayisi olsaydı emin ol bütün kitaplarımı alıp sana getirirdim yıllık periyodik bakım için :) Bilge Karasu da yazarken muhtemelen gözden kaçırdığı, belki de bilinçaltının yönlendirdiği bazı detayları gelip buradan okuyabilir rahatlıkla... Senin gibi bir kılavuzumuz olduğu için çok şanslıyız deyip kaçıyorum yavaş yavaş... Daha tüketmem gereken bir kaç fırın ekmek var... Sevgiyle...
Metin T.
Gönderi Sahibi
Var ol Necipciğim, arada değişiklik iyidir :))
Çok güzel inceleme olmuş hocam dedektif gibi çalışmışsınız :)) kaleminize sağlık.
Metin T.
Gönderi Sahibi
Teşekkürler İpek Hanım. Güzel günler dilerim.
Bu ne güzel bir incelemedir Metin abi... Gerçekten de diyecek lafım yok. Bilge Karasu'nun ismini çokça duydum. Kitaplarını çokça gördüm. Ama kimse, bu kadar doyurucu bir yazı ile onu veya herhangi bir kitabını yazmadı sanırım.. Tebrik ederim. Yüreğine sağlık abi..
Metin T.
Gönderi Sahibi
Eksik olma, mutlu ettin Mehmetciğim.
Metin Abi en heyecanlı yerini bize bırakmışsın bende oturmayan çok şey oldu, eşcinsellik en kolay anlaşılan kısımdı sanki eşcinselliği çok da gizlememiş. Benim takıldıklarımdan birisi mesela İhsan ve Yılmaz da böyle bir ilişkide miymiş? Kitapta kimse açığa vurmuyor sırları sonunda. Mümtaz ve Yılmaz ikilisinde de garip bir gizem vardı. Korku hakim kitaba dediğin gibi ama korktukları neler tam anlatmamış ya da ben yakalayamadım.
Reklam
Bravo! Bilge Karasu'nun anlatımına yine onun gibi bir anlatımla karşılık vermişsiniz. İncelemenizin bazı bölümlerinde Kılavuz'dan bir şeyler okuyormuş gibi hissettim.
Metin T.
Gönderi Sahibi
Kitabı bitirmek üzeresiniz. İyi okumalar.
Gerçekten çok güzel bir inceleme olmuş. Sanırım bu kitap postmodernist. Çünkü okuyanlar bir şey anlamamış.:) Bu tarz kitaplarda okuyucu ve yazar beraber bir yola girerler.Karşılarına neyin çıkacağını ikisi de bilmez.Bu yönüyle böyle kitaplar, anlaşılması zor olduğu için okuyucuyu yorar.Beni de yoruyor.:) Postmodernist eserlerin bazılarında olay örgüsü vardır,bazılarında ise yoktur.Ama bir olay örgüsü olsa da olmasa anlatılmak istenen olay örgüsünden de ötedir. * Postmodernizmden bahsedip durdum ama bir de kitap modern çıkıyormuş.Ölürüm artık.:)
Metin T.
Gönderi Sahibi
Postmodern edebiyatı bu isimle anmamıza sebep bir yığın öge söyleniyor. Bu öğeleri tek tek aldığımızda Ahmet Mithat Efendi'de bile bulabiliriz. Mesela onun okurla konuşması bir PM öge olabilir. Ya da bir müzik parçasını romana taşımak da. Çünkü biliyoruz ki postmodernin bir yığın öğesi zaten modern edebiyatın içinde doğdu ve modern romanda olabiliyor. Bu romana gelirsek, ben bunun postmodern bir örnek olduğunu sanmıyorum. Ayrıca Postmodern roman anlaşılmaz demek de çok tutunulacak bir şey değil. Evet anlaşılma zorluğu var bu romanın. Sebebi postmodern olması değil, yazarın vermek istediği homoseksüelliği bir takım kelime oyunlarıyla, eksik öğeli cümlelerle vs anlatmaya çalışması. Derin okunduğunda ancak yakalıyorsunuz. Çünkü bunu söylemek bir yazar için kolay bir iş değil. Ama bir yandan da söylemek istiyor. Esra Hanım, incelememi bir daha okursanız ne demek istediğimi daha iyi anlarsanız. Teşekkür ederim katılımınıza.