Ne için yaşıyorsunuz?
Hayatın anlamını bulabildiniz mi yoksa bu "arayış" içinde oradan oraya savrulup gidiyor musunuz?
21. yüzyıl insanı için en doğru kelime belki de: Arayış. Arıyoruz; mutluluğu, huzuru, varlık nedenimizi, varoluşsal sancılar çekmemiz bundan! Oradan oraya koşmamız, sosyal mecralarda mutluluk aramamız, kitaplarla, gezilerle doymaya çalışmamız... Yine de hep bir şeyler eksik değil mi? Bütün mutluluklar anlık, bütün gülüşler yarım, bütün hikayeler eksik!
"... ben de her şeyi yeni baştan yaşamaktan başka bir şey istemezdim!"
Yeniden başlamak mı?
Henüz yaşadığın hayatın dahi amacını bulamamışken, çıktığın yolu yürüyememişken mi? Hem ne diyordu Gazap Üzümleri'nde, "Ancak yeni doğan bir bebek baştan başlayabilir. Sen, ben... biz artık geçmiş zamanız." Okumadan ölmeyin demiştim Anna Karenina için ve Diriliş için: "Bazı kitaplar ertelemeye gelmez." Bu kitap için bir cümle kuracak olsaydım "Okumadan yaşamayın!" derdim. Onlarca psikoloji kitabı okudum, hayatın anlamını arayışla ilgili daha iyi bir yoldaş bulamadım. Tolstoy bulabildi mi peki o anlamı? O arayışın kendisiydi, ömrünün sonunda her şeyi bırakıp gittiği bir tren istasyonunda, Attila İlhan'ın "Bir trene binmek, rastgele defolup gitmek istiyorum," cümlesini getirdi aklıma. Gidebildi mi? Tahmin ettiğinizden çok daha uzaklara...
O kadar çok hazırlık yaptım ki bu kitap için! Daha kargo sürecinde başladı aksilikler, yanlış adrese gitti kitabım. Aradım Amazon'u, "Siz benim kim olduğumu biliyor musunuz," dedim. "Bilmiyoruz," dediler. Dedim, "bazen ben de bilmiyorum kim olduğumu, kitabımı gönderin benim." İnternetten araştırmalar yaptım, kahraman sayısı o kadar fazlaydı ki bir soy ağacı, karakter listesi çıkardım. Oysa esere başlayınca hiçbirine gerek kalmadı, ardı ardına bağlanıp gitti sayfalar. Karakterleri karıştırmak şöyle dursun, çoğunda Tolstoy'dan bir şeyler buldum. Hepsi biraz Tolstoy'du, biraz onun yakın çevresi! Biraz okuyan bendim, biraz okumuş ya da okuyacak olan siz!
Savaş ve Barış (2 Cilt Takım),
Ernest Hemingway der ki, "Savaş'ı Tolstoy'dan daha iyi betimleyen bir yazar tanımıyorum." Thomas Mann, "Edebiyat tarihinin en büyük savaş romanı." Bana kalırsa en doğru yorum Romain Rolland'dan gelir, "Bu eser tıpkı hayat gibi, ne başlangıcı ne de sonu var. Ebedi akışı içinde, hayatın ta kendisi." Napolyon'un Moskova'yı işgali, bu savaşın Rus soyluları ve toplumda yansımaları... Savaş ve barış deyince aklınıza yalnızca meydanlar mı geliyor peki? İnsanın kendi iç dünyasıyla savaşı mesela; kalbiyle, toplumla, hayatla. Andrey ve Piyer'in varlıktan anlama uzanan mücadeleleri, sahte mutluluklardan gerçek mutluluğa uzanan yolculuk... Sırf onların yolculuğu için dahi okumaya değecek bir eserdi. Zira hepimizde bir parça Andrey var ve muhakkak biraz Piyer. Hatta aforoz edilmeyeceksek: Hepimiz Piyer'iz!
"Savaş bir salon oyunu değildir, hayatta en kötü, en pis şeydir!"
İrade nedir?
Özgürlük nedir?
Ne için savaşır insanlar?
Liderler mi çıkarır savaşı yoksa onlar da yalnızca birer neden midir?
Dahi midir Napolyon yoksa sıradan bir insan mı?
Tarihi olaylar o günün şartlarına göre mi yorumlanmalı?
Bu kitap bir tarih romanı mı yoksa tarihin ta kendisi mi? Ya da roman mı? Tarih, psikoloji, sosyoloji, felsefe ile yoğrulmuş bir roman? Siz ne dersiniz?
Batıda Fransız hayranlığı ve o hayranlığa kendini kaptıran Ruslar... Eserde bile birçok bölüm Fransızca olarak kaleme alınmış. Ancak gelin görün ki yine o Fransızlar işgal ediyor Rusya'yı. "Oysa herkes öldürür sevdiğini" mi yoksa "Oysa en çok sevdikleri tarafından öldürülür insan" mı... Bu da kaderin cilvesi. Ne getiriyor savaşlar? Ne için savaşır insan? Niye savaştığını dahi bilmeden savaşta ölen insanlar ve kimin dahi kazandığı belli olmayan savaşlardan sonra insanların durumu...
Kapayın gözlerinizi, bir savaşın ortasındasınız. Kan kokuları burnunuzun derinliklerine kadar geliyor, inleyen yaralıların sesleri... Ancak bir savaşın içinde bu kadar iyi anlatilabilirdi bir savaş. Savaştan çıkmış gibi hissedeceksiniz. Ya da hâlâ savaşıyor gibi! Hep karşılaştılır "Tolstoy mu Dostoyevski mi" diye. Bana kalırsa bu "Tolstoy mu daha ilgi çekici bir hayat yaşadı yoksa Dostoyevski mi" demekten bir adım ötesi değildir. İkisi de yaşadıkları hayatı anlatırlar çünkü. Yaşadığı hayal kırıklıkları, katıldığı savaşlar olmasaydı Savaş ve Barış gibi bir romanı ortaya koyabilir miydi Tolstoy? Hem soylular hem halkın içinde yer almasaydı insan ruhunu bu kadar iyi betimleyebilir miydi? Çukurova yoğurmasa Yaşar Kemal doğar mıydı? Ruhsal bunalımlar yaşamasa, psikozlu, nevrozlu ruh hâli olmasa Fyodor Dostoyevski o dünyaca ünlü eserlerini yazabilir miydi?
"... iyi olan şeylerin hepsi geçip gitmiş gibi bir his duyar mısın?"
"Son zamanlarda yaşamak bana ağır geliyor." Çocukluğumun geçtiği yerleri özledim diyen Cüneyt Arkın geldi aklıma: youtube.com/shorts/ojo6Tn36... İyi şeyler geçip gidiyor sen izlerken. Tek yol Piyer gibi o iyi şeylerin gerçekten iyi olmadığını daha iyi şeyler arayıp bularak ispatlamak! Her yiğidin harcı değil öylesi bir mirasa konmuşken arayış üstüne arayışa koyulmak! Öyle olsa tezler, makaleler yazılmazdı üzerine! 1823 sayfalık bir yolculuk! Göz korkutucu gibi geliyor değil mi? "Daha kısa anlatılabilirdi," diyor bir okur. Oysa daha binlerce sayfa sürmesini isterdim. "Öyle bir yolculuktu ki ömrümce eşlik edebilirdim."
Hiç bitmesin dediğim bir yorum oldu.Kaleminize ve yüreğinize sağlık 👏 Ne zamandır okumak istediğim ama uzun olmasından dolayı henüz cesaret edemediğim bir kitabı sayenizde biran önce okuma isteği uyandı.Tesekkurler🙏
Merhaba hocam, biz de arkadaşlarla bu kitabı okuyoruz, kitabın mini dizisi olduğunu öğrendim, haberiniz yoksa siz de izlemek isterseniz diye dizinin linkini paylaşıyorum, güzel bir uyarlamaymış, bilginize 🤗
dizibox.plus/war-peace-1-sez...