Yarım bıraktığım kitaplardan devam ederken Ahlakın Soykütüğü kitabını elime aldığımda önsözünde şu ifadeye denk geldim;
"Bu yeterince açık bir yazı ama benim de şart koştuğum üzere, bundan önce yazdıklarımın biraz gayret sarf edilerek okunmuş olması koşuluyla, ki anlaması kolay yazılar değil onlar gerçekten de"
Yazarın eserlerinde bir düşünce akışı olduğunu bildiğim için zaten kitaplarının bir çoğunluğunu okuma düşüncem vardı fakat bu sözünü okuduktan sonra Nietzsche'nin kitaplarını en baştan okumaya karar verdim.
Nietzsche'nin felsefesini ve düşünce sistemini anlamak ve yaşamı boyunca düşünceleri arasındaki gelişimi/ farkı/bütünlüğü kavramak için kitaplarının hepsini sırasıyla okumak gerek. Bu sıra nasıl olmalı derseniz;
Ben ' İnsanca, Pek İnsanca 1 ' kitabıyla başladım. Çünkü daha sistemli işlenen ve aforizmalarla dolu olan 'İnsanca Pek İnsanca' kitabı başlangıç için iyi bir adımdır. Bu kitap onun fikir dünyasına giriş yapmanızı sağlar ve böylece bir sonraki eserleri daha anlaşılır olur. Bu kitap sonrasında derin sorgulamalara iten İyinin ve Kötünün Ötesinde kitabını okumanızı öneririm. Daha açık ve analitik bir dil kullanılan Ahlakın Soykütüğü ise bu kitabın devamı niteliğindedir. Ahlakın Soykütüğü kitabındaki düşünceleri ve tespitleri bazı dogmalara ışık tutar. Ahlâk, vicdan, iyi, kötü kavramlarının şuana kadar bildiğimiz öğrendiğimiz anlamından çok farklı ele alır. Bu kavramların din ile bağdaştırılmasını eleştirir ve din çatısı dışında ele alınması gerektiğini savunur haklı olarak. Özellikle bu kitabını kesinlikle okumanız gerektiğini düşünüyorum.
Böyle Söyledi Zerdüşt , Ahlakın Soykütüğü kitabından önce yazılmış olsa da bu kitabın dili daha şiirseldir, metaforlar ve semboller yoğundur bu yüzden diğer kitapları okumadan girilirse ağır gelebilir.
Daha çok din üzerine yoğunlaşan ağır hristiyanlık eleştirisi barındıran Deccal kitabını da en sona bırakmanızı öneririm.
Nietzsche'nin bu yapıtlarını okurken düşüncelerinin üstüne bir şeyler ekleyerek yinelediğini, güncellediğini görürüz. Nitekim Ecce Homo , çoğu eserini alt başlıklar halinde toparlayıp tekrar değerlendirdiği bir kitabıdır. Aslında zaten tüm kitapları bir bütün gibidir aynı düşüncelerini farklı örnek ya da demeçlerle kitaplarına serpiştirir.
İNSANCA PEK İNSANCA
Bu kitabında da Nietzsche diğer kitaplardaki görüşleriyle paralel yer yer aynı şeyleri kaleme aldığını söylüyor. Zaten okurken kitapta, sonradan yazacağı yapıtlarındaki düşüncelerinin temellerine yer vermiş olduğunu farkediyorum; ve bu bana 'İrade Terbiyesi' kitabında Jules Payot 'un: "bir düşüncenin varlığının sürdürülebilmesi için hep üzerine düşünülüp yazılması gerektiğini, söylenmeyen ve üzerine düşünülmeyen düşüncelerin bir önemi olmadan kaybolduğu" savını hatırlatıyor. Payot ile paralel düşüncelerin olması, İncil 'e göndermeler ve ayrıca evrime de değinilmesi dikkatimi çekti. Çünkü önceki okumalarımla yine ortak paydalar gördüm ve bunlar kafamda bağdaştı. Böylece bu kitaptan başlamakla doğru karar verdiğimi anladım.
Kitap dokuz bölümden oluşan deneme türünde bir eser. Son bölümde pek çok farklı konu hakkında daha ağırlıklı olarak aforizmalar/ özdeyişler bulunuyor. İnsana dair pek çok konuda ayrı başlıklar altında fikirler aktarılmış. Daha önce üzerine düşünülüp ortaya çıkarılan bir çok farklı fikrin bir kitapta toplanması gibi düşünebilirsiniz.
Sayfaları okurken, #269097859 incelememdeki görüşlerim ile paralel olan şu sözleri dikkatimi çekiyor;
"Oysa ustaca işlenmiş ve kalıba dökülmüş bir aforizmayı okumak onu çözmüş olmak demek değildir, aksine ancak okunduktan sonra yorumlama başlayabilir ve bu, bir yorum sanatını gerektirir. Okumayı bir sanat edimi olarak gerçekleştirebilmek her şeyden evvel, günümüzde tamamen unutulmuş -ki bu yüzden benim yazılarımın "okunabilirliğine" daha zaman var..."
Deneme türündeki yazılar çok okunmuyor bunun için insan kendine hep bir zaman tanımak zorunda kalıyor. İnsana düşünmek zor geliyor, Kitaptaki düşünceleri hazmedip sindirmemizin zamana ihtiyacı olduğu görüşündeyiz. Ki bu haklı bir görüş ek olarak deneme türünü okumak yetmez üzerine düşünmek gerek.
Nietzsche dini eleştiriyor olabilir fakat dinin/ inancın insanlara topluluğa, kültüre, sanata olan etkisinin de farkındadır; dine bağlı kalmayın der aynı zamanda dinin gerekliliğini de savunur. Ona göre insan eylemlerinden sorumlu değildir çünkü tüm eylemler zorunludur yani zaten mutlak gerçekleşecektir. Bazı düşüncelerine katılmamakla birlikte çok iyi tespitleri olduğu ve iyi bir düşünür olduğu yadsınamaz.
Kadın ve çocuk bölümünde kadınlarla ilgili düşüncelerinin hiçbirine katılmıyorum. Bu bölümde kadınlara resmen nefret kusmuş diyebilirim. Olumlu hiçbir yargı yok. Kadınlarla ilgili genellemeler ve kadınların nasıl düşündüğünden bahsetmiş fakat söyledikleri sadece kendi tahminlerinden ibaret. Normal davranışlarımızın altında bile kötücül isteklerimiz olduğunu aktarmış. Kadınların zekasını sadece kurnazlığa kullandığını düşünüyor. Erkeklerin düşük anlama yetisine rağmen içlerindeki duyguların bizden daha güçlü olması sebebiyle başarıyı daha çok yakaladıklarını savunuyor. Kadınlarla ilgili daha birçok negatif düşünceler mevcut. Kadınlara yönelik ciddi bir ironi, küçümseme ve mesafe var.Kadınların zekâsını, ahlakını ve bağımsızlığını sorgular. Nietzsche burada aşkı da sorgular: aşkın yüce bir duygu değil, güç ve sahip olma arzusu olduğunu söyler. Bence tek taraflı bakmış. Kötü kadınlara rastlamış olsa gerek. Friedrich Nietzsche 'nin Lou Andreas-Salomé ile ilgili hikayesini bilirsiniz. Reddedildikten sonra bunalıma girmişti. Ama bu durumun etkisi ile bunları yazmış olamaz çünkü Salomè ile daha sonra tanışacaklar. Muhtemelen ailedeki kadın figürleri onu etkilemiş olacak. Ancak burada kişisel deneyimden çok, dönemin kadın-erkek ilişkilerine felsefi bir eleştiri de vardır. Yine de bir düşünürün kötücül davranışları insan olarak değil cinsiyet olarak değerlendirmesi beni şaşırttı ve kadınlarla ilgili fikirleri beni hayal kırıklığına uğrattı.
Nietzsche’nin kadın anlayışı bu kitabı yazdıktan sonra zaman içinde: idealizm → alaycılık → hayal kırıklığı → sembolizm → mitolojik yaklaşım şeklinde evrilmiştir.
Kitabında devrimin sosyal hayalperestlik olduğunu belirtmiş ve sosyalizmin de miadı dolmuş bulunan despotizmin hayalperest küçük kardeşi olduğunu savunmuş. Bu düşüncesini haklı buluyorum ama kölelik ile ilgili düşüncelerine (457) katılmadığımı belirtmeliyim.
Ayrıca Nietzsche'nin bu kitabını okurken içeriğinde bahsettiği kişiler ve konulardan ötürü kutsal kitaplara (İncil'e), mitlere (yunan mitolojisine), felsefenin genel tarihi ve içeriğine (şu ana kadar çoğu düşünürün ortaya attığı öğreti -kuram -düşüncelere) hâkim olduğunu görmek saygımı arttırdı. Filozofların görüşlerini ortaya fikir atmış olmak için atmadıklarını anladım.
Genel olarak aydınlatıcı, yoğun olmayan, anlaşılır bir anlatıma sahip okuması zevkli bir kitaptı. Benim için felsefeye güzel bir başlangıç oldu.
İnsanca, Pek İnsanca 1İyinin ve Kötünün ÖtesindeAhlakın SoykütüğüBöyle Söyledi ZerdüştDeccalPutların AlacakaranlığıEcce Homo