Gönderi

Okumak
Okumak Ve Tüketmek-1 Hangi kitabı, neden, nasıl, ne sürede okumalıyız soruları, her birimizin zaman zaman zihninde gezinen sorulardır. Çoğumuz tam anlamıyla aç kurtlarız. Hem o kadar açız ki, elimizden gelse, sürahiden süt döker gibi, kafatasımızı açıp içine kitapları aktaracağız. Ama bu mümkün olmadığı için, biz de bari gözümüzü doyuralım diye belki altından kalkamayacağımız kadar karışık listeler yapıyoruz. Bunda bir sıkıntı yok ama bize fayda sağlamayacak bir şey var ki, rotasız bir şekilde kitap almak. Benim için bu çılgın kitap alma olayı, birkaç sene önce, Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap Listesi ile karşılaşmam, bunu yaklaşık iki ay boyunca taramam, ilgimi çekenleri listeme dahil etmem ve indirime gireni görür görmez satın almam ile zirveye vardı. İnsan acemi olunca, bazı noktalarda kendisi gibi aç gözlü kitap kurtları ile de arkadaş olunca aldıkça alıyor. O zamanlarda da iyi çeviri konusunu önemserdim ama iyi zannettiklerim varmış meğer, bilememişim. Aldığım bazı kitaplar için bu yüzden pişman olmakla birlikte bunların sayısı çok abartılı olmadığı için içim ferah. Size bugün kendi dünyamdan, keşfettiklerimden süzmeye çalışıp bu yazıyı yazmaya karar verdim. Aslında bu yazı aylardır zihnimde, taslak halinde de defalarca yazıldı. Fakat durdu bir köşede. Bir kez daha, bu sefer bitirebilme ümidiyle yazmaya koyuldum. Hepimizin bilmesi gereken bir şey var, bazı kitaplar okunmadan bazı kitaplar okunmamalı. Aslında okunacaklardan ziyade okunması için (bence) "zihnin hazır olması gereken kitaplar"ı yazmak daha doğru geliyor. Çünkü ille okuyun denecek hem yerli hem yabancı edebiyata ait o kadar çok güzel eser var ki, bu nokta ancak sizin kendi karar ve zevkinize göre şekillenmeli. Okumak için hazır olunması gereken eserlerden benim verebileceğim örneklerden biri; Ulysses. Bazı okurlara bakıyorum, o kadar istikametsiz, o kadar rastgele okuyorlar ki. Karışmak olur diye elbette bir şey söylemiyorum. Çünkü herkes, istediğini alır okur. Ama kuzum, n'apıyorsunuz? :) Bir sakin olun. O zihin buna hazır mı? Ben de bazı birkaç kitap için apalamadan koşmaya kalkmıştım zamanında ama hemen fark ettim bu durumu ve dedim bu, böyle olmaz. Proust misal, Eco'nun bazı kitapları. İsmet Özel'in Of Not Being A Jew'u. Saatleri Ayarlama Enstitüsü misal. Bunlar öyle hadi elime alayım, çayımı içerek okuyayım diyebileceğiniz kadar kolay değil. Abartmak gibi olmasın ama 30 yaşından sonra bu kitaplara yaklaşmak, anlamak ve faydalanmak açısından daha önemli. 30 dememin sebebini de anlamayacak insanlar illa ki olabileceği için bunu da açıklamalıyım. 30 yaşında bir aydınlanma gelmeyecek herhalde. :) O vakte kadar Dostoyevski, Yaşar Kemal, Charles Dickens, Sabahattin Ali, Halikarnas Balıkçısı, George Orwell, Mihail Bulgakov vb. gibi birçok anlayabileceğimiz yazarı okumak daha mümkün olduğu için söylüyorum. Çünkü bunlardan bir şeyler okuduğumuzda zaten anlamanın zevkine varmış olacağız. Anlamak en güzel mertebedir. BİZLER, ANLAŞILMAYI BEKLEYEN VE HER FIRSATTA ANLAŞILMAMAKTAN ŞİKAYET EDEN O KUTLU VARLIKLAR, İLK ÖNCE ANLAMAYI DENEMELİ, ÖĞRENMELİYİZ. Ama adam iyi bir inceleme okudu diye paldır küldür ''Gideyim de Musil okuyam geleyim.'' derse, tebrikler ve başarılar dilerim. :) Ha istisnalar var elbette. Bazı insanların vakit açısından daha fazla imkanı vardır. Bir insanın 2 senede okuduğunu, o kişi 1 senede okur ve bu durum karakterine, aldığı eğitime ve yetiştiği ortama bağlı olarak değişkenlik gösterebilir. Herkesin zihin dünyası hem kendine hem okuduklarına bağlı olarak değişken bir olgunlukta olabilir. Şiirlerle ilgili de söylenecek çok şey var. Ayrı bir yazı yazmayı da düşündüm ama hazır elime kalemi almışken, bununla da ilgili yazayım dedim. Şiir dünyası da anlam çeşidi bakımından kendi içinde bir merdivene sahip. Bu yazıda merdivenin sonundan geriye doğru birkaç örnek vereceğim. Kendi adıma okuyup, en zor kategoriye koyduğum yegane isim Sezai Karakoç'tur. Anlaşılır ve gerçekten anlayabilirseniz, öyle dolu mısraları var ki, bunları yazmanın nasıl mümkün olduğuna insan hayret ediyor. Ama anlaması o kadar zor satırları var ki, onu bence ulaşılması gereken bir hedef gibi benimsemeli. Mona Rosa'nın şairi, bu şiiri çok derin bulduğumdan dolayı benim için apayrı kıymetlidir ve hep öyle kalacaktır. Sezai Karakoç, divan edebiyatından önceki merdivenin en son basamağıdır. Divan edebiyatına ait, anlam bakımından hayli zor olan şiirler, şiir merdivenimizin elbette en son basamaklarında oturmaktalar. Bu arada bahsettiğim merdiven değer bakımından değil, anlamak bakımından kolaydan zora giden bir yükselişi ifade ediyor. Yalın anlamda da doğru düzgün şiir yazmak, sanıldığı kadar kolay değil. Bunu bir tür sanat çeşidi olarak düşünebiliriz. Sezai Karakoç'tan önce Cahit Zarifoğlu gelir. Aşırı zordur, lakin ona nazaran bir tık daha anlaşılır yazar. Cahit Bey'den önce de İsmet Özel gelir. Bu şairleri, yüzde yüz anlayan yiğit arkadaşlarla tanışmak benim için bir şereftir. Elbette bunlarla koca edebiyatı sınırlamak gibi bir düşüncede değilim. Bunlar birkaç örnekti. Düşündüklerime ve beğenilerime kıymet verip, bana özelden birçok konuyla ilgili öneri vermem isteyen, birçok okur arkadaşımız oldu. Okuduklarım doğrultusunda, bir şeyler söylemeye çalışıyorum. Burada benden çok daha fazla okuyan nice insan var. Benim varsa bir farkım, bu da okuduklarım üzerinde düşünme sürem ile ilgili. Hep söylüyorum, çünkü bu sitede de her yerde olduğu gibi derin nefesler aldıracak çok şahsiyeti kıymetli insanlar var, açık nokta bırakmayacak şekilde, bu yazıyı yazayım ki başım ağrımasın. Ben bu yazıyı okuduklarım neticesinde kaleme alıyorum. Bunca okuma arasında konuşmaya hakkım olduğunu düşündüğüm yegane konu aslen şiirdir. Çünkü buraya okudum diye işaretlemesem de incelediğim, hayli uzun vakit geçirdiğim birçok şair oldu. 3-5 şiir kitabı okuyup da sağa sola öneri vermek, benim için çok yanlış bir hareket. Konuşuyorsak, bunun bir arkası olmalı. Dostoyevski hakkında en çok, onu en fazla okuyan ve özümseyenler konuşabilmeli misal. Oğuz Atay ile ilgili onu en çok anlayanlar konuşmalı. Sevmeyenler elbette olur, görüş de bildirir ama kendisine hitap etmediğini ifade etmekle, birkaç kitap okuyup kelle almak başka bir konu. <<Binlerce düşünce arasında, hangisini nereye kondurursam daha akıcı ve düzenli bir yazı olur diye düşünsem de, bu benim için biraz zor oluyor. Ben şu yazıyı, aylardır düşünüyorum. Lakin, okudukça söylemek istediklerim de çoğalıyor. Umarım, bu okuyanlar için faydalı olur.>> En büyük önerilerimden biri de not alarak okumanız. Bu demde Hakan S.'yi anmamak ayıp olur, çünkü ben, bunu ondan öğrendim ve okumak bambaşka bir keyfe ve anlama büründü. Bakın, hepimiz daha fazla şey okumak istiyoruz evet. Vakit az, eser çok. Lakin, neden okumak istiyoruz? Bunun sonucunda ne olacağını düşünerek okumak istiyoruz? Bu soruları, lütfen ciddi ciddi düşünün, geçiştirmeyin. Daha itibarlı olmak için mi? Okumakla gelişmek arasındaki o köprüye inandığınız için mi? Okumak, havalı olduğu için mi? Şu frene bir basın ve bir bakın: KİTAPLARI OKUYOR MUSUNUZ YOKSA TÜKETİYOR MUSUNUZ? Kübra bu. Kübralığını yapmasa olmaz. Birçoğunuz kitapları tüketiyorsunuz ve ben bunu üzülerek izliyorum. Evet, bana ne. Haklısınız da. Ama ben birilerinin, ''gıcığına gidicek'' diye, söyleyeceklerinden geri duracak biri değilim. Bunu zaten benim diğer yazdıklarımı okuyanlar bilir. Bir şiir kitabını alıp, 1 saatte okudum, güzeldi, tavsiye ederim, diyenleri görünce... İnanın sol yanım kanıyor desem yeridir. 1 saatte ne okudun, ne anladın, ne yaptınnnnnn. Herhangi bir kitabı da öyle, alıyorlar haralahuralagakgukcumburlop yutuyorlar. Faydası olmaz demiyorum, asla. Olur ama bu fayda; üzerinde düşündükçe, sabırla vakit geçirdikçe, kendinize izin verdikçe azami seviyeye gelecektir. Not almak, sizin o kitabın konaklayıp hoşçakal dediği bir zihni değil, izini bırakacağı bir zihni taşımanızı sağlayacaktır. Hangimiz dâhiyiz? Kaçımız diyebiliriz, ''Hafızam beni yanıltmaz.'' Kendinizi gözden geçirin, çok değil 2 sene önce okuduğunuz kitaplardan neler hatırlıyorsunuz, neler iz bırakmış, o kitaplar hakkında kaç cümle kurabilirsiniz? Elbette okuduklarımızdan o an fayda göreceğiz diye bir şey yok. Okudukça, kendimizi tanımayı, neleri isteyeceğimizi, kendimizi daha iyi ifade etmeyi öğreniyoruz. Ama bunun azami seviyeye çıkması, kitapları tüketmeden, bitirmek, profilinizdeki kitap sayısını çoğaltmak yerine, okuduklarınızı sözünüze ve kalbinize tıpkı bir hamura unu yedirmek gibi yedirmekle mümkün. Şiir konusuna tekrar dönelim. Bence rastgele şiir kitabı almak en büyük hata. Bu konuda, özellikle dikkatinizi çeken birileri varsa onlara danışın. Bence bunun için üşenmeyin, dikkatinizi çeken bütün şairlerin incelemelerini, haklarında yazılan blog yazılarını okuyun. Alıntılara göz gezdirin. Yalın anlamda mı, kapalı anlamda mı yazıyor, hangi konuları tercih ediyor, dünya görüşü ve hayat hikayesi nedir öğrenin. Bu, şairleri anlamak ve beğenmek açısından çok ama çok önemli. (Benim gibi zaman geçtikçe, beğenmemek ve sadece neymiş diye de okumalar yapabilirsiniz. :>) Koşma tarzında yazılmış şiirlere bakın misal. Şiir incelemelerini okuyun. Yeni başlayanlar, hemen anlamıyorum diye kestirip atmayın. Divan edebiyatında, sadece sanatın kutsallığını ve gelebileceği en üst noktaları görebilmek adına örneklere ve açıklamalarına bakın. O zaman kelimeler öğrenmeye, anlam kapıları açıldıkça, sanatın kutsal yolunda yürümek için istek ve haz duymaya başlayacaksınız. Şairlerin en ünlü şiirlerini okuyun internetten. Sonra biraz beğeninizin şekillenmeye başladığını göreceksiniz. Şiir, edebiyatta en sevdiğim ve mutlu olduğum alan olduğu için söylemek istediğim çok şey var lakin noktalamak zorundayım. Eğer bizlere okullarda daha nitelikli eğitim verseler ve rotalar çizselerdi, bizler bugün bu rotasız okumalar içinde bocalamazdık. Kendimizi tanımamız bile o kadar zaman alıyor ki, sonra geçmişe bakıp ah ediyoruz, şu kitabı neden daha önce okumadık diyor ve üzülüyoruz. Ortaokul için çok tavsiye verebilecek konumda değilim. Umarım karşılarına onların dilinden anlayacak kaliteli nice öğretmen çıkar ve yardımcı olur. Sadece fantastik eserler, onlar için daha keyifli ve okumaya teşvik edici olabilir. Şu bir gerçek ki ileriki yaşlarda da bu türde eserler okumak zevk verse de, hayal gücünün en yüksek seviyede olduğu çağlarda okumak, paha biçilemez olsa gerek. Bu yüzden Harry Potter'larla ortaokulda karşılaşmama rağmen, okumamış olmanın üzüntüsünü yaşıyorum. Çünkü o zaman okusaydım, lisede ve şimdi bir kez daha okurdum. Lisede de fantastik eserlere, bilimkurgu türündeki eserlere ve polisiye eserlere yer vermek, okuma alışkanlığımızı beslemesi ve keyif vermesi açısından çok kıymetli. Sherlock Holmes'lar için falan en iyi dönem lise bence. (Ben hâlâ keyifle okuyorum ama çok baba eserlerle karşılaştıktan sonra bazı arkadaşlar bu serinin hakkını yiyiyor. Bence çok kaliteli ve keyifli bir dizi kitaptır.) Aynı zamanda yerli edebiyatımızdan da bu dönemde faydalanmalıyız. Bunlar için öğretmenlerimize danışmalıyız. Onlar bize uygun eserler açısından daha iyi yönlendirmelerde bulunurlar. Benimkiler gibi ille sorunca söyleyen öğretmenleriniz vardır, o yüzden gidin sorun arkadaşlar. Rus klasikleri ile tanışmak için doğru bir dönem mi bilmiyorum. Çünkü çeviri ve eksik metin talihsizliği direkt bu konudan uzaklaşmanıza sebep olabilir. Bu da birçok kıymetli eserden mahrum kalmak demek. Ben lisedeyken Stephen King okurdum. İlerde bu heyecana sahip olmayacağım için, şimdi bu ilgimi sonuna kadar değerlendireyim derdim. İyi ki de okumuşum, iyi ki de ilk gençliğimi okumaya teşvik edecek kitaplarla geçirmişim. Bir Stephen King okumayalı epey zaman oldu. İlerde okumak istediğim 10 kitabı falan var hâlâ. Ama nasip olur mu bilmiyorum. Çünkü 2015'ten beri artık beni heyecanlandıran tür şiir. Goncalar güle döneli beri, mutluyum. Okumak istemediğiniz, İngilizcesi reading slump olan bir dönem var. Ben buna ''okuyasıgelmeme'' diyorum. :) Elinize kitap almak istemezsiniz. Aldığınızda devam edemezsiniz. Ama içinizde de okumadığınız için bir pişmanlık vardır. Okumayın. Bırakın okumayın. Niye zorluyorsunuz kendinizi? Bu dönemde, belki de sadece düşünmemeye ihtiyacınız vardır. Yok illa bir şey okuyayım derseniz, dergi okuyun. Bir yazı en fazla 3 sayfadır, mutlaka resim de vardır geniş geniş. Şöyle yavaştan yavaştan okursunuz, böylece vicdanınız da rahatsız olmaz. Yeterince zaman geçtikten sonra okumak isteyeceksiniz merak etmeyin. Sadece okumaya bir mecburiyet olarak bakmayın. Toparlayacak olursam, şiir için lise yıllarınızda Sabahattin Ali, Özdemir Asaf, Yavuz Bülent Bakiler, Erdem Bayazıt, Necip Fazıl Kısakürek, Ahmet Selçuk İlkan, Şükrü Erbaş, Didem Madak anlamak için daha kolay şairlerdir. Çok da güzel şiirleri vardır. Öncesinde de söylediğim gibi divan edebiyatında açıklamalı mısralara bakın. İskender Pala'nın şiir kitaplarından faydalanabilirsiniz. İlerisi için artık şiirden anlıyorum ben dediğinizde ise Metin Altıok, Metin Eloğlu, İbrahim Tenekeci, Furkan Çalışkan, Muzaffer Serkan Aydın, Birhan Keskin, Didem Madak (önce okumadıysanız sonra kesin okuyun), aynı şekilde Şükrü Erbaş'ı da öyle, Onur Bayrak ve daha niceleri, okumanız ve anlamanız için sizi bekliyor olacaklar. Berceste mısraların olduğu kitaplardan ve sitelerden faydalanın. Ah Muhsin Ünlü (bunu da daha küçük yaşlarda okuyup ben anlamadım herhâlde dememek için ileride okuyun:>, çünkü ilerde de anlamayacaksınız, şair burada hava atıyor havalı gelirse tekrar düşünürsünüz :>) ***Not: Çok okumaktan ziyade, okuduğunu anlamaktır iş.> youtube.com/watch?v=Sj85pMw... ***Not-2: Okuma ve Tüketmek-2 #40566689 Sevgiyle ve anlamla kalın...
Edebiyat
··
2.068 Gösterim
32 Yorum
Öncelikle harika bir yazı, emeğiniz için teşekkür ederim. Yazınızın sonlarında bahsettiğiniz o düşünmeme ihtiyacını ben de yaşadım, 1 aya yakın kitap veya dergi okumadım. Daha önce de yaşamıştım böyle, 6 ay falan sürdüğü de olmuştu. Bu sefer kısa sürdü, çünkü pişmanlık duymamıştım. Bilinçli olarak uzaklaşıp bilinçli olarak geri dönmüştüm kitaplığıma. Böyle deyince de yanlış anlaşılmasın, kendime "şu vakit geri dönerim kitaplara-dergilere" diye bir sınır da koymamıştım. Bazen salmak gerekiyor, bu tehlikeli ama gerekiyor.
Kübra
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim, umarım faydalı olur, çünkü binlerce şey geçmişti aklımdan ne kadar aktarabildim bilmiyorum. Ben de 6 ay çekirdek kalıcak kadar uzun bir zaman kitap okuyamadım. İçimden gelmiyordu ve bu 2 sene falan sürdü. Arada şiir okuyor, ya da elime aldığım bir kitabı haftalar sonra tekrar okumaya devam ediyordum. En güzeli bazen dinlenmek. Zihnin buna ihtiyacı oluyor. Bu değerli yorumunuz için teşekkür ederim. :)
Kübra
Gönderi Sahibi
"James Joyce'un Ulysses'i ile totem-kah­ramana dayalı bazı Avustralya mitleri arasında şaşırtıcı bir yapısal benzerlik olduğunu ancak bir dinler tarihçisi algılayabilir. Tıp­kı Avustralya kültürünün kahramanlarının sonsuz yolculukları ve rastlantısal buluşmalarının Polonez, Hint-Avrupa veya Ku­zey Amerika mitolojilerine aşina olanlara monoton gelmesi gibi Leopold Bloarn'un Ulysses'teki yolculukları da bir Balzac veya Tolstoy hayranına monoton gelecektir. Ama mitlerdeki ataların sıkıcı yolculuklarının ve eylemlerinin bir Avustralyalıya varoluşsal olarak kendisinin de içinde olduğu muhteşem bir tarihi açığa vurduğunu dinler tarihçisi bilir; dolayısıyla Leopold Bloarn'un kendi doğduğu şehirdeki görünüşte sıkıcı ve yavan yolculukları için de aynısı söylenebilir. Reenkarnasyona ve geçmişi hatırla­maya (anamnezi) dayalı Avustralya'ya özgü ve Platonik teoriler arasındaki son derece çarpıcı benzerliği de gene sadece bir din­ler tarihçisi yakalayabilir." Mircea Eliade; Okültizm, Büyücülük ve Kültürel Modalar (İstanbul: Doğu Batı Yayınları, 2016) s.14
O kadar güzel ve doğru şeyler yazmışsınız ki, hangi kısmı öne çıkarsam bilemedim. Tam olarak ihtiyacımız olan bir yazı kaleme almışsınız. Gerçekten de çoğunlukla okumuyoruz; tüketiyoruz... Ayrıca okurken not almak gerçekten de en faydalı iş bana göre. Hatta ben kitap ayracı olarak kalem kullanıyorum. Okuduğum kitabı çizmekten de hiçbir zaman çekinmem. “Ah ben kitabımı çizemem” “Vah ben kitabımı karalayamam” vs. bu tür cümleler bana anlamsız geliyor. Tam tersine ben o kitabı çizerim. Hatta boş bir sayfasına notlarımı alırım. Hem bu şekilde inceleme yazmak daha kolay oluyor; hem de o kitabı yıllar sonra elinize aldığınızda size ne hissettirdiğini görebiliyorsunuz... Site için çok yararlı olduğunu gördüğüm bu yazınız vesilesiyle ben de katkı yapmak istedim. Teşekkürler.
Kübra
Gönderi Sahibi
Kitaba not almak noktasında o kadar haklısınız ki, minik minik notlar alırdım ama arkasındaki boş sayfaya bir şeyler yazmayı hiç düşünmemiştim. Sahi onlar bunun için var. Kitaplar zarar görecek düşüncesiyle çizmiyoruz belki ama düşünceler kuş olup uçtuktan sonra da o kitabın temiz kalmasının bir anlamı yok. Katkınız için teşekkürler, :)
Site için gerekli bi ileti yazdığın için çok teşekkür ederim Kübra. Aslında ego tatminide yok değil sırf profildeki sayı büyük gözüksün diye. :) Her yaşa ( beden yaşı değil akıl yaşı ) sığdırılması gereken kitaplar olduğuna inanıyorum lakin çok nadir karşılaşıyorum gerçekten belli bir okuma çizgisine kavuşmuş düzenli ve belli bir plan doğrultusunda okuyan okur sayısı yok denecek noktada. İnsanlar ellerine ne geçerse,popüler olan, arkadaş dost tavsiyesi üzerine kitap alıp okuyorlar aslında bu çok yanlış ama ülkemizde maalesef kitap okuyan sayısındaki sıkıntıdan kaynaklı kitap okusunda ne okuduğu pek mühim değil önyargısı mevcut.Bu da ister istemez okuma çizgisinden yoksun okurlar meydana getiriyor. Özeleştiri yapmam gerekirse bende çok fazla teori,inceleme...okuyorum araya daha fazla roman,öykü...serpiştirmem gerekiyor galiba. :):)
Kübra
Gönderi Sahibi
Neler okunması gerektiği konusunda bu yüzden çok örnek vermek istemedim. Çünkü bu fazla öznel bir konu. Benim bu konuda en büyük tavsiyem argo tabirle bodoslama dalmamak. :) Birçok liste mevcut, artık kitapları inceleme olanağımız da çok fazla. Bunları iyice araştırıp bir büyük liste yapmalı ve ruh halimize göre bu listeden seçim yapmalıyız. Bu noktada arada rotadan çıksam da, genelde kendi adıma okuduklarımdan memnunum. Yavaş, az ama öz gidiyorum. E-kitaplar olmasa daha da az okurdum ama onlar olmasa yerine muhtemelen dışarda polisiye okurdum. :) Ülkenin geneliyle ilgili söylenebilecek şeyler çok ama biraz daha kendi adımıza bakarsak bir kişi bir kişidir ve ben kelebek etkisine fazlasıyla inanan biri olarak, böyle bir şeyler söylemek istedim. Belki bu yazıyı okuyan herkes kendisine çeşitli sorular sorar ve en azından bir kısmı kendisine bir rota çizer. Bu da yazının amacına ulaşması demek. Değerli yorumun için teşekkür ederim. :)
Reklam
Kimin sözüydü? 'Hızlı okuma kursuna gittim, Savaş ve Barış'ı okudum, olay Rusya'da geçiyor.' Daha yeni çizdim Sarsıntı'da diyor ki Bernhard 'Hesap makineleri; insanlar bundan fazlası değil. Hesap yapıyoruz, daha ziyade hep sayılarla düşünüyoruz.' Kitaplar da bazen kurban ediliyor bu skor tabelası için. Hem kendi zihin açlığımız var, hem de hepimiz 'gösteri dünyası'nın parçasıyız dönem itibariyle, o yüzden hızlı tüketme yolundayız çoğumuz. Çok güzel tespitleriniz. Teşekkürler güzel paylaşımınız için.
Kübra
Gönderi Sahibi
Nesrin Hanım iki söz de tam isabet sözler olmuş. Paylaştığınız için teşekkür ederim. Hızlı okuma ancak ders çalışırken işe yarayabilir, ama kitap okurken bunu yapmak gerçekten sadece nicelik olarak etkiler. Peki zihnen ne nitelik olur? İşte kitapların hamalı olmak ama onlardan faydalanamamaktır bu.
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.