“Dünyada üç yıl, iki ay ve iki gün kaldı.”
Yalnızca bir şiir var kitapta. Sevdiklerini vaktinden önce yitirmiş olanlara okumanın ağır geleceği, boğazlarını düğüm düğüm edecek, yutkunamayacakları bir şiir… Bir şiirden daha çok ne yakabilir ki insanın canını? Bir ölümden daha çok ne yalnız bırakabilir insanı? Hepimiz yitirdik bir gün en sevdiğini, hepimiz yitireceğiz bir gün en sevdiğimizi. “Kardeşim İsmail’den geriye bir resim bile kalmadı. Sandıkta bir tutam saçı vardı, zamanla o da kayboldu.” Belki eski kıyafetleri başkalarının üzerinde…
“Kaderden kısaydı, ömürden uzun
Rabbim, döndürdüm, kalbimi sana.”
Geçmişte kaybettiğiniz bir insanı geleceğe götürme şansınız olsa kimi seçerdiniz?
Hiç oluyor mu, “yaşasaydı da keşke şunu birlikte yapsaydık” dediğiniz?
İnsan farkında olmadan birçok cesetle yaşıyor gün içinde. Nereye gitse beraberinde götürüyor. Hafızalardaki ölüler mezarlıklardakilerden daha kalabalık. Mezardakilerin üzerine atılan toprakla, insanın gözünü yumunca beliren karanlık arasında ne fark var? “Bir ölümü anlatmak, onu yaşamaktan kolay değil,” der Georgi GospodinovBahçıvan ve Ölüm’ünde. “Kardeşim İsmail’in adeta elinden tutuyor ve onu günümüze kadar gezdiriyorum. Değişimleri, bozulmayı, maddiyatın öne çıkmasını vesaire anlatıyorum ona. Mesela, ‘yurdundan sürülmüş toprak gibisin’ dizesinin geçtiği bölümde Filistinlilere yapılan zulmü gösteriyorum.” Ölüler bugünleri görmek ister miydi acaba? Ne büyük muamma!
“İnsan üzgündür, insanlar bilmez.”
“Her insan içinde bir parça ölüm taşırdı,” diyor Tarık Tufan, “Ölüm, süslü kelimelerin gücünün tükendiği uzak bir ülkedir.” O kadar uzak olsa, her an bu kadar kıyısında gezmezdik belki. Her ölünün biraz komşusuyuz, her ölünün biraz yoldaşı, “gün içinde”. Doğum ve ölüm tarihi dışında da bir tek satır vardı. "Onu Çok Kişi Severdi." Haklı mı Stephen King, hep sevilenler mi gidiyor yoksa insanlar gittikleri için mi kıymetli oluyorlar? Hepimizin içinden geçen sorgulamayı Yaşar Kemal yapıyor, “Bu kadar acı çektikten, ölümlerden ölüm beğendikten sonra yaşamışız ki neye yarar.” Çoğumuz yaşıyoruz, neden yaşadığını bilmeden, sonun nereye varacağını düşünmeden, yalnızca nefes alarak… Mezardakilerden farkımız atan bir kalbimiz olması. “Ölüm, yaşarken acı veriyor insana,” derken ne kadar yanılıyor olabilir Şükrü Erbaş?
İbrahim Tenekeci, kardeşi İsmail’in yitimi için yazıyor bu tek şiiri… Ölenle ölünmüyor diyor adeta, sanki yaşayanlarla yaşamak mümkün gibi. İlk defa ayrılmıyor İbrahim İsmail’den, ama insan içindeki her acıyı hep ilk defa yaşıyor gibi yaşıyor. İbrahim’i duyunca Asaf Hâlet Çelebi düşüyor aklıma,
“asma bahçelerinde dolaşan güzelleribuhtunnasır put yaptıben ki zamansız bahçeleri kucakladımgüzeller bende kaldıibrahimgönlümü put sanıp kıran kim.”youtube.com/shorts/Z49BjBesBLg
“Gelmeyen gelmez, bitmeyen biter,
Camlardan bakan güzel hakikat,
Bulmak yorar insanı, aramak yeter.”
Kimi kitapları bir günde bitirir, bir ömür taşırsın içinde.
Kimi ölüleri bir gün gömer, unutamazsın ömrünce.
Tıpkı bir şiirinde dediği gibi, “Mesafe iyidir, ayrılık değil.” Hele ki o ayrılık ölümse.